Asikurtlar©

ÜLKÜCÜ HAREKETİN MÜCADELESİ

ÜLKÜCÜ HAREKETİN MÜCADELESİ
03 Eylül 2015 - 17:38 'de eklendi ve 5229 kez görüntülendi.

Milliyetçi – Ülkücü Hareket, belli dönemlerde, belli fikir akımlarına veya ideolojilere tepki olarak sokaklarda doğmuş bir hareket değildir. Gayri milli menşeili çevreler, fikriyat safahatı ve ilham kaynağı tarihin ilk yazılı anıtları olan Orhun kitabelerinde ki kutlu seslenişe kadar uzanan Milliyetçi – Ülkücü Hareketi, yıllardan beri her fırsatta ısrarla anticiliğe indirgemeye çalışsalar da; beş bin yıllık muhteşem Türk tarihinin kıymet değerlerinden süzülüp gelen soylu ve kutlu fikirlerin tezahürü olan Milliyetçi – Ülkücü Hareketin savunduğu Türk Milliyetçiliği, Türklük âleminin binlerce yıllık ülküsü, dünya siyasi tarihinin en köklü fikri, modası hiçbir zaman geçmeyen ve geçmeyecek olan ideolojisidir.

Var olduğu günden beri, ” madem vatan tehlikede, öyleyse Ülkücüler harekete” anlayışıyla, Türk milleti, vatanı ve devleti için tehlike neredeyse orada olan, bu uğurda ağır bedeller ödeyen ama Türklük yolunda bir azimetten de asla dönmeyen Milliyetçi-Ülkücü Hareketin varlık amacı; Türk milletine her alanda çağ atlatmak ve tıpkı çağlar öncesinde olduğu gibi Türklük medeniyetini her alanda dünyanın en üstün ve ileri medeniyeti yapmak olduğu kadar, Türk milletini fiziki ve fikri her türlü zararlı unsurlardan kollamak ve korumaktır. Hem fiziki hem de fikri anlamda Türk milletinin üstüne titreyen Milliyetçi – Ülkücü Hareket, 1980 öncesi dönemde, Marksist-Komünist çevrelerin ihaneti ile mücadele etmiş, bu mücadelenin zorlu şartları altında da kutlu davayı iktidara taşımak için çalışmıştır.Sovyet Rusya’nın çökmesi, dünyada soğuk savaşı bitiren, Türkiye’de ise Ülkücü Hareketin sola karşı zaferini taçlandıran bir gelişme olmuştur. Sol cenah ile amansız bir mücadelenin yapıldığı 1980 öncesi dönemi, Ülkücü Hareketin birinci dönemi olarak nitelendirebiliriz. Cennet mekan Başbuğumuz Alparslan Türkeş, bu dönemin bittiğini ve Ülkücü Harket için yeni bir dönemin başladığını, ” Solun ihanet derecesine varan davranışları karşısında, sağ ile olan kavgamızı erteledik ’’ diyerek işaret etmiş ve sağ ile olan mücadelenin sol ile olandan daha zor olduğunu söylemiştir.

12 Eylül rejiminin işkence ve idamlarla yok edemediği ve güneş görmeyen zindanlarda yeniden yeşeren Ülkücü Hareket, iş birlikçi ve kapitalist sağ ile mücadelenin daha zor olduğu gerçeği ile 90’lı yıllarda tanışmış olsa da, bu mücadelenin bütün zorluklarını AKP döneminde yaşamıştır. On üç yıl boyunca adaletsizlikler, hukuksuzluklar, yolsuzluklar ve milli meselelerde ki gafletleri ile Türk siyasi tarihine geçmiş, din istismarını din tahribatına dönüştürmüş, Türklüğü aşağılanan bir noktaya getirmiş olan AKP iktidarın bunlara rağmen, on üç yıl boyunca tek başına iktidarda kalması, son seçimlerde tek başına iktidar olamasa da yüzde 40 oy alması ve bu oyun büyük bir bölümünün de dini ve milli hassasiyeti yüksek insanlarımıza ait olması, Ülkücü Hareketin halen devam eden bu mücadelesinin zorluğuna yadsınamaz bir örnektir. AKP’nin bütün bunlara rağmen iktidarda kalmayı başarması, Makyavelizmin bütün ilkelerini titizlikle uygulmasının bir neticesidir. Bugün esamesi dahi okunmayan doksanlı yılların sağ cenahı ile AKP’yi ayıran en büyük fark budur. AKP, Makyavelist felsefenin her ne pahasına ve nasıl olursa olsun iktidarda kalma düşüncesinden hareketle; iktidarının bekası için beraber yol yürdüklerini yeri geldiğinde yine iktidarının bekası için paralel ilan edebilmekte ve küresel güçlerin kendisine yüklediği misyon gereği, BOP’un can damarı olacak olan sözde Kürdistan’ı inşaa etmek uğruna hortlattığı, güçlendirdiği ve kol kola girdiği PKK terör örgütü ve onun siyasi uzantılarını bir anda muarız ilan edebilmektedir.AKP diğer taraftanda, bir tüketim deryasına dönüştürdüğü ve uçuruma doğru giden Türk ekonomisini güllük gülistanlık göstermekte, muhatabı olduğu yolsuzluk operasyonlarını bir algı yönetimi ile darbe girişimi olarak kamu oyuna lanse etmekte ve kendinde olmayan meziyetleri varmış gibi ısrarlı bir şekilde propaganda yapmaktadır. Ülkücü Hareketin karşısındaki bu Makyavelist sağ ; İslamcılık adı altında İslam’a nice ihanetler etmiş, haksızlıklarını hak adı altında yapmış, demokrasi ve milli irade nutukları altında hem baskı rejimi kurmuş, hem de PKK ve onun siyasi uzantılarının taleplerini meşrulaştırmıştır. AKP bütün bunları; bürokrasi ve yargı başta olmak üzere devletin unsurlarını kendi emeline uygun bir yapıya dönüştürmesi ve on üç yıldır yandaş medyadan Türk milletinin beyinine düzenli ve yoğun bir şekilde akıtılan zehir ve böyle bir iktidar gücü ile yapılan baskı, tehdit ve tekliflerin sayesinde gerçekleştirmiştir.

Türkiye’de sağ cenahın günümüz itibariyle ayakta olan tek kesimini oluşturan ve Makyavelist İslamcı da diyebileceğimiz AKP ile mücadelenin gerçekleştiği, içinde bulunduğumuz bu dönem, Ülkücü Hareketin ikinci dönemidir. AKP bu dönemde ; aldığı küresel ihale doğrultusunda icra ettiği BOP taşeronluğu kapsamında Türk’süz Türkiye, sözde Kürdistan, ılımlı ve dönüştürülmüş İslam hedefi için büyük adımlar atmış olsa da, arkasındaki küresel desteğe rağmen bu hedefine henüz ulaşamamasının sebebi; Ülkücü Hareketin, onun yegane partisi MHP’nin ve bilge lider Devlet Bahçeli’nin varlığı, ilkeli, tavizsiz ve daima haktan, hukuktan, gerçek anlamdaki demokrasiden yana olan duruşu ile Türk milletinden yana olan tarafgirliğidir. Zira; AKP’nin Türk düşmanları ile kol kola girerek kurmak istediği Yeni Türkiye dedikleri safsataya uyarlayamadığı tek cenah Ülkücü Hareket, tek kurum MHP’dir. AKP’nin taşeronluğunu yaptığı, içinde Türkiye’nin de bulunduğu yirmiyi aşkın İslam ülkesinin dini, milli, iktisadi, sosyal ve siyasal yapıları ile sınırlarını değiştirmeyi hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi’nin fikir babalarından Graham Fuller’e ait ve tıpkı AKP gibi ecnebi kökenli olan Yeni Türkiye söylemi, BOP kapsamında Türkiye’ye biçilen bir kimliktir. Yeni Türkiye’nin kurulması ve haçlı zihniyetinin bir eseri olan BOP’un amacına ulaşmasının olmazsa olmazı, bir ayağın da Türkiye topraklarında olduğu dört ayaklı sözde Kürdistan’ın kurulmasıdır. Türkiye’de çözüm süreci adı altında bugüne kadar yapılanlar, sözde Kürdistan’ın Türkiye ayağını oluşturmaya yöneliktir.

Ülkücü Hareketin 12 Eylül öncesinde sol ile yaptığı mücadele, Türkiye’de Marksist – Komünist bir ihtilale geçit vermemiş ve o kutlu direniş SSCB’nin dolaylı olarak çöküş nedenlerinden biri olmuştu. Ülkücü Hareket ve MHP’nin bugün iş birlikçi sağ, yani AKP ile yaptığı mücadele ise, Yeni Türkiye’nin ve sözde Kürdistan’ın kurulmasına izin vermemekte ve bu durum BOP’un hedefe ulaşmasını engellemektedir. Yeni Türkiye’nin kurulması geciktikçe BOP’a giden yol tıkanmakta ve AKP’nin gidişi hızlanmaktadır. AKP, elinde bulundurduğu büyük medya gücü ile; ihaneti çözüm diye milletimize hazmettirmeye çalışmakta ama MHP ihaneti deşifre etmektedir, AKP Türk milletinin milli reflekslerini almak istemekte ama MHP milletimizin milli bilincini açık tutmaktadır, AKP yolsuzlukları unutturmak istemekte ama MHP ayakkabı kutularına doldurulan tüyü bitmemiş yetim hakkını ve sıfırlanan paraları unutturmamaktadır. MHP, AKP’nin taktığı her maskeyi indirmekte ve AKP’nin gerçek yüzünü milletimize göstermektedir. Bunun için de AKP, kimi zaman aleni kimi zaman da örtülü bir şekilde Ülkücü Hareket ve MHP’yi ya tasfiye etmeye ya da Yeni Ülkücü Hareket ve Yeni MHP’yi oluşturmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. Ülkücü Hareketin gayri milli AKP’ye karşı verdiği mücadele, Büyük Atatürk’ün 1919’da Samsun’da başlattığı milli mücadelenin devamıdır. Dün Çanakkale’de düşmana atılan her bir kurşun ne anlam ifade ediyorsa bugün emperyalist ürünü iş birlikçi sağ ile mücadelede MHP’ye verilecek her destek aynı anlamı ifade etmektedir. Çünkü MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin dediği üzere, ‘’ Ne mandacılar ne himayeciler ne de teslimiyetçiler,Türkiye’yi yine Türk milliyetçileri kurtaracaktır.’’

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, ‘’ Türkiye’yi yine Türk milliyetçileri kurtaracaktır’’ ifadesinin özel bir anlamı vardır. On üç yıllık AKP İktidarı döneminde yaşananlar bir kez daha kanıtlamıştır ki; Türk milletinin Ülkücülerden başka sığınacak kimsesi ve MHP’den başka sığınacak bir limanı yoktur.Haliyle de Türk milletini ve Türkiye’yi kurtaracak Türk milliyetçilerinden başka bir irade bulunmamaktadır. Çünkü Türk milliyetçileri ve MHP, Türk milletinin milli – manevi değerleri ve kıymet hükümleri ile birlikte Atatürk ilkeleri ve cumhuriyet değerlerini ruhunda özümsemiş ve bütün bunların hiç birisi ile sorunu olmayan tek siyasi unsurdur. Ülkücü Hareket, Türklüğün bekası ve Üç hilalli mübarek sancağın sadece Türkiye’yi değil, bütün Türk ve İslam dünyasını aydınlatacağı tek başına MHP iktidarı için bu mücadeleyi kazanmaya mecburdur. Binlerce yıl önce Ötüken bozkırlarında ete kemiğe bürünmüş, Ergenekon adlı yurtta çelikleşmiş, Malazgirt’te sabah namazında secdeye vurulan alın, İstanbul’da gemileri karadan yürüten akıl ve kudret, Çanakkale’de şahlanan iman, Kocatepe’de paltonun altındaki ruh olan iradenin temsilcisi, bir elinde Türklüğün diğer elinde İslam’ın bayrağı ile yürüyen, Türklüğün mukaddesleri uğruna kızıl kahpe kurşunlara şehitler vermiş, 12 Eylül öncesinde ki kutlu direniş ile tarihe ikinci Çanakkale Destanını yazdırmış olan ÜLKÜCÜLER, bu mücadelenin de elbet muzafferi olacaktır.

Dün, Marksist-Komünist çevrelerin Türkiye’yi Sovyetlerin uydusu yapmasına, bugün ise AKP’nin BOP kapsamında Türkiye’yi ABD ve İsrail’in uydusu yapmasına izin vermeyen Ülkücüler, zafere hasret Türk’e yeni bir zafer yaşatmaya yakındır. Sağ ile olan mücadele zaferle sonuçlandığında, Türk siyasetinin üçüncü yolu olan Milliyetçi-Ülkücü Hareket ve MHP, üçüncü döneminde tek başına iktidar ile tanışacak, hür ve müreffeh Türkiye kurulacaktır. Davamız hak, seferimiz kutlu, gazâmız mübarek ve zaferimiz muhakkaktır. Öyleyse selam olsun üç hilalin iktidarını gözleyenlere ve selam olsun; kara kışları atlatıp, rengârenk güller dikeceğimiz, Türk’ün ihtişamı ile dolu yüce Turan diyarlarının mis kokulu baharlarına !

FATİH ERGİN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER