Asikurtlar©

Ülkücü Hareketin Bitmek Bilmeyen Karanlık Oyunlarla İmtihanı

Ülkücü Hareketin Bitmek Bilmeyen Karanlık Oyunlarla İmtihanı
26 Mart 2016 - 21:23 'de eklendi ve 4614 kez görüntülendi.

Ülkücü hareket, siyaset sahnesinde yer almaya başladığı 47 yıllık MHP çizgisi ile birçok badirelerden geçen, mensuplarının darağaçlarında, zindanlarda, üniversite kampüslerinde can verdiği hareketin adıdır. Bu badireler yüce milletimizin asil ve derin vicdanında kabul görmüş, ülkücü hareketin bu çileli yolda kendisine yapılan her türlü iç ve dış saldırılardan Türk – İslam ülküsünden feyz alan değişmeyen ilkeleri, inançları, idealleri ve siyasi hüviyetiyle her geçen gün daha da büyümesine yol açmıştır.
Bitmek tükenmek bilmeyen iç ve dış saldırılar ve bunların karanlık senaryoları ülkücü hafızada bütün tazeliği ile yer almaktadır. Bu gün benzer bir oyunun sahnelendiğini hep birlikte müşahede ediyoruz. Bu günü anlamanın, geçmişte sahnelenen benzer karanlık senaryoları iyi analiz ve tahlil ile mümkün olacağı ve geleceği tanzim ve tasarlamanın da olan biteni bütün açıklığıyla ortaya konması ile mümkün olacağı aşikardır.

1980 askeri darbesine kadar geçen dönemde hareketin Başbuğu ve dava arkadaşları çileli ve fırtınalı yılların derin izler bırakan siyasi komplo ve suikastlara maruz kalmışlardır. Darbe yıllarından sonra hareketin Başbuğu siyasi yasaklı ve cezaevinde tutuklu iken, ülkücü hareketin siyasi olarak temsil edilebilmesi için bir partinin kurulması talimatı verdiği, bunun için gayret gösteren ülkücülerin yine aynı karanlık güçler tarafından engellenmek istendiği görülmüştür.
Hareketin Başbuğu yargılandığı davalardan beraat etmiş, siyasi yasakların kaldırılması ile de Milliyetçi Çalışma Partisinin genel başkanı olarak siyaset sahnesinde yerini almıştır. Bu dönemde Türk Milliyetçilerinin siyasi partisi olan MÇP’nin mecliste temsilini engellemek için uygulanan %10 seçim barajı, Başbuğ ile 1980 öncesi MHP de siyaset yapan bazı isimlerin dönemin iktidar partisi ANAP ve DYP gibi merkez sağ partilerde siyaset yapmalarını sağlamak gibi çeşitli uygulama ve oyunlara başvurulmuştur. Darbe döneminden önce faaliyet gösteren partilerin yeniden açılmasına ve haklarının iadesine ilişkin düzenlemenin yapılması ile MHP’nin siyaset sahnesine tekrar dönmesinin de önü açılmıştır.
MHP kapatıldığında genel başkanı olan ve halen MÇP genel başkanlığını yapan rahmetli Başbuğ Türk Milliyetçilerinin başında dururken, Tutuklu olduğu dönemde “Türkeş misyonunu tamamladı” diyen ve ANAP saflarında siyaset yapan bazı isimler yine karanlık mihrakların oyunlarını sahneye koyup, Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği düsturuyla harekete geçip, 24 Aralık 1992 de bir basın toplantısı yaparak, kapatılan MHP nin delegelerinden onay aldıklarını ve 27 Aralık 1992 de Söğütözünde yapılacak olan kongrede MHP nin divan başkanlığına Sadi Somuncuoğlu’nun başkanlık yapacağını duyurmuşlardır.
Milliyetçi Çalışma Partisinin genel başkanı olan rahmetli Başbuğ, kapatılan MHP’nin son genel başkanı olması hasebiyle Ankara valiliğine bir dilekçe vermiş ve MHP’nin yapılacak olan kongresinin divan başkanlığını kendisin yapacağını belirtmiştir. Nihayetinde kongre 27 Aralık 1992 de Başbuğ’un başkanlığında toplanmış ve bütün haklarını MÇP’ ye devretmiştir.

 

Bunun sonucunda da MÇP, MHP’nin isim ve üç hilalli amblemini kullanmaya başlamıştır.
Üzerinde önemle durulması gereken konu bu birleşmenin olmaması için Sadi Somuncuoğlu ve arkadaşlarının vermiş olduğu mücadeledir. Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği fikrinin hangi karanlık mahfillerde tertiplendiği ve sahneye konduğu sonraki yıllarda olacak olan gelişmelere baktığımızda daha net görülecektir.

Bir diğer önemle üzerinde durulması gereken konu ise Dr. Devlet Bahçeli’nin durumu ve konumudur. O dönemde Başbuğun talebi ile Gazi Üniversitesinde Akademisyen olan Bahçeli, görevinden ayrılarak MÇP’nin Genel Sekreterliği gibi önemli bir görevi üstlenmiştir. Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği ve bölünmüş iki ayrı parti olarak faaliyetlerini sürdüren milliyetçilik fikrinin savunucularına karşı Başbuğunu yalnız bırakmayan Bahçeli, bu karanlık ve suikast niteliğini taşıyan fikir ve şahsiyetlere karşı amansız bir mücadele vermiştir. Bu mücadele bu gün de sürmektedir.
Kaderin cilvesi mi desek yoksa yine bu karanlık güçlerin sahnelediği garip ama bir o kadar da manidar olan bir oyun mu desek bilemiyorum. Ancak 27 Aralık 1992 Söğütözü Kongresinin öncesinde yaşananlar bu gün aynen ve yeniden sahneleniyor. O gün Türkeşsiz Türk Milliyetçiliģini savunan abilerinin başaramadığını bu gün başarmak isteyen orda burda top koşturmuş çizgisinde kırıklıklar dolu abla kardeş ittifakının iz düşümü olanlar var. Bu arkadaşlardan bir kısmı 1992’yi ve o süreçte yaşananları bilmezler.

 

Başbuğ’unun yanında ve Genel sekreteri olan Dr. Devlet Bahçeli ve arkadaşlarının o puslu havada Basbuğları ile birlikte verdikleri kutlu mücadele başarıya ulaşınca orda burda top koşturan bu koltuk ve iktidar düşkünleri MHP ve Başbuğ varken, başka partilerde milletvekili ve bakanlık yapmışlar, Türkeşin ve MHP nin misyonunu tamamladığını söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir.
Gelin görün ki Sadi Somuncuoğlu ile Aksaray o dönemin başrolünde yer almış, yine Aksaray abilerinin izindekiler ile imza ve kayyumda yer alan isimlerle bu başrolde yeniden yer almaktadır. Bir ilişki kurulabilir mi bilemiyorum ama bana Yükselişte yapılan 27.12.1992 öncesinde yaşananları hatırlattı.

 

 

Umarım Ülkücü Hareket geçmişte bu karanlık senaryolar ve siyasi suikastlar karşısında Başbuğunu Yalnız bırakmayan Dr. Devlet Bahçeliyi yalnız bırakmaz. Ve umarım ki Ülkücü hareketin mensupları, Milliyetçi Hareket’in pusulasını saptırmak ve fikri omurgasını kaydırmak için yola çıkanların sonunu hüsrana uğratırlar.

Dua ile..
Yrd. Doç. Dr. M. Halit Yıldırım
KAYNAK:HABERYİVA

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER