SON DAKİKA

Ülkenin Fotoğrafı

Bu haber 15 Nisan 2014 - 11:08 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

AKP’nin üçüncü iktidar dönemindeki siciline biraz yakından bakalım. Terör örgütü ile kurulan açık ve aleni ortaklık. Ortakların kendi aralarındaki pazarlıklarda varılan anlaşmaların teker teker hayata geçirilmesi ve bunun sonucunda İmralı’nın bir parti genel merkezine dönüşmesi. Bölücülerin ülkenin bir bölümünde fiili durum oluşturması ve ayrı bir devlet gibi hareket etmesi. Milli bayramlar, andımız, TC. Tabelaları, milliyetçilik, devlet kurumları gibi milletin ortak değerlerinin ortadan kaldırılması ve buna karşılık etnik, mezhepsel farklılıkların öne çıkarılarak millet olma olgusunun bilinçli, sistemli biçimde yok edilmesi.

Muhaberat devleti

Bu yapıyı sürdürmek ve daha da ileri götürmek için yapılanları da satır başlarıyla hatırlayalım: Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın kurulması ve başına bir istihbaratçının getirilmesi. HSYK yasası ile birlikte yargının bir partinin arka bahçesine dönüştürülmesi. Twitter ve YouTube’un yasaklanması ve basın üzerindeki sansürün genişletilmesi. MİT yasası ile birlikte ülkenin bir Muhaberat devletine çevrilmesi. Anayasa Mahkemesi kararlarına tahammülsüzlük ve gösterilen sert tepkiye bağlı olarak yetkilerini budama hazırlığı. 30 Mart balkon konuşması, kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkesin hain ilan edilip, mutlaka cezalandırılmak istenmesi.

Menfaat her şeyin önünde

Bir de ülkenin genel durumuna mercek tutalım: Gerilmiş, ümitsizliğe düşmüş, ayrıştırılmış, her hangi bir vesile ile çatışmaya hazır bir toplum yapısı. Bu durumun doğal sonucu olarak, köşe dönmeciliğin, hırsızlığın, cinayetlerin, mafyalaşmanın sıradanlaşması. Küçük menfaatlerin, özel beklentilerin din, ahlak, vicdan dahil her değerin önüne geçtiği, bu uğurda feda edilemeyecek hiçbir şeyin bulunmadığı bir düzen. Demokrasiyi, hukuku, insan haklarını ve yargıyı hiçe sayarak, bu düzenin devamı için çırpınan bu uğurda her şeyi göze alan bir kesim. Başbakan ve bakanlar hakkında dünyada eşi benzeri görülmemiş yolsuzluk ve rüşvet iddiaları. Bu iddiaları araştıran, soruşturanlar üzerinde kurulan anormal baskılar. Bizzat başbakanın itiraf ettiği devlet içinde paralel yapılar. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kurulan kumpaslar ve bunun sonucunda kozmik odalara girilip, ömrünü bu ülkenin bölünmez bütünlüğü için feda etmiş komutanların hapishanelere doldurulması.

Dışarıdaki perişanlık

Dışarıda çok daha acı bir tablo var. Bütün komşularımızla kavgalıyız. Ermeni ve Rum fırsatı ganimet bilip, hayallerini gerçekleştirmek için harekete geçmiş durumda. Ülkenin saygınlığı, itibarı yerlerde sürünüyor. Üçüncü sınıf dünya ülkeleri için bile alay konusu olmuş durumdayız. Batı basınında Türkiye ve hükümetle ilgili çok ağır ve hakarete varan yazı ve yorumlar artık sıradan bir hal aldı. Obama’nın eline beyzbol sopası alarak ayar vermeye kalkıştığı, Putin’in bakanlarımızı garson çağırır gibi yanına istediği dünyadaki ilk ve tek ülkeyiz. Çıkışı ve çareyi Barzani peşmergesinde ve İmralı canisinde arayan bir hükümete sahibiz.

Ekonominin durumu

Ekonomi derseniz, ayrı bir felaket. Yıllarca bu milletin nasıl kaldırıldığını, şimdi içimiz sızlayarak ve ağır sonuçlarıyla birlikte görüyoruz. Borç gırtlağa dayanmış durumda. Cari açık büyük kriz sinyalleri veriyor. Bankalar diken üstünde. Enflasyon bütün masa başı ayarlamalarına rağmen bir türlü yüzde 10’un altına inmiyor. İşsizlik yüzde 10 olarak açıklansa da, gerçek oranın bunun iki katı olduğunu herkes biliyor. Son 10 yılın kalkınma hızı ortalaması Cumhuriyet tarihi ortalamasının bile 1,5 puan altında. Merkez Bankası büyük bir telaş yaşıyor. Kredi kartı borçları her ay yeni bir rekor kırıyor. Uluslar arası kredi derecelendirme kurumu negatif not veriyor. En küçük panik durumunda faizin, dövizin ne kadar kırılgan olduğunu ve ne tür sonuçlar doğuracağını daha bir ay önce yaşayarak gördük.

Hükümet ne yapıyor?

Bütün bunlara itirazı olan, “hayır şu cümle, hatta şu kelime yanlış olmuş” diyebilen biri var mı? 77 milyon bu tabloyu bizzat yaşıyor, bütün dünya da ibretle izliyor. Peki, bu durum karşısında ülkenin hükümeti ne yapıyor? Bu tablonun değişeceği, iyi ve güzel gelişmeler olabileceği yönünde en küçük bir ümit veriyor mu? Bu sorulara verilecek cevap ne yazık ki, hayır. Hükümet bu tabloyu düzeltmek yerine, kurduğu bu düzeni nasıl devam ettireceğinin hesaplarını yapıyor. Daha çok gererek, daha çok çatıştırarak, daha çok bölerek, demokrasiyi ve hukuku daha çok geri iterek, günü kurtarmaya ve yolsuzluk, hırsızlık ve ihanetleri unutturmaya çabalıyor. MİT yasasını meclisten geçirerek, bu tabloya itiraz edenleri, dillendirenleri, karşı çıkanları takip edecek, sindirecek bir düzen kurmaya uğraşıyor. Ve haliyle her olumsuzluk başka bir vahameti, her gerginlik yeni bir çatışmayı, her hukuksuzluk daha büyük felaketleri doğuruyor.

Buradan bir Cumhurbaşkanı çıkmaz.

Yüzde 43 oy almış olmak bu tabloyu değiştirmediği gibi, hükümetin ağır sonuçlar doğuran bu yanlışlarda devam etmesinin yolunu açmıştır ki, bu gidişin sonunu kestirmek bile mümkün değildir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi gibi bir yüksek mahkeme, üstelik AKP’nin 12 Eylül referandumuyla hayata geçirdiği bir kurum, sırf AKP menfaatlerine uygun karar vermediği için hedef halindedir. Bu yaşananlar ülkeyi çok daha zor ve sıkıntılı bir sürecin beklediğini, AKP’nin yanlışlarını, yetersizliklerini, ortalığa saçılan hırsızlık ve yolsuzlukları, artık acı sonuçlar veren ihanetleri örtmek için baskıyı arttıracağını ortaya koyuyor. Bu tablo içinden de bir Cumhurbaşkanı çıkarmayı hedefliyor. Buradan bir Cumhurbaşkanı çıkmaz. Çıkandan da, ne bu ülkeye, ne bu millete ve ne de kendine fayda gelmez.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.