SON DAKİKA

Ülkemizde çözüm olarak siyaset tüketiliyor mu

Bu haber 21 Şubat 2015 - 19:02 'de eklendi ve 12 kez görüntülendi.

Öylesine şakalardan, dil sürçmelerinden, ara, alt veya yan cümlelerinden herhangi bir insanın düşünce yapısını çözdüğümüzde; analitik zekâ yoksunu müritleri: “Bunları cımbızla alıyorsunuz” hezeyanını savuruyorlar. Hayır! Cımbızla almıyoruz; “şeytan ayrıntıda gizlidir” ilkesini işletiyoruz…

Müritler, birey olamadıklarından, kendi enerjilerine dayanıp kendilerini kendilerinden var edemiyorlar. Herhangi bir gruba dâhil olduktan sonra, o grubun ilerleyen zamanlarda ortaya çıkacak olası tüm yanlışlarını savunmak gibi şansızlıkları oluyor. Oysa; Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) devlet yapısını korumaya kendini adamış her milliyetçi veya Kemâlist, içinde bulunduğu grubun yanlışlarını da bizzat eleştirmekle sorumludur. Varsa ve gerekli görürse bizzat kendi yanlışlarını bile açıklamalıdır; hiç kimsenin dağılan arkasını toplamak zorunda değildir…

Herkesi kendileri gibi mürit zannedenler, hezeyanlarla dolu kafalarıyla okuyup anlamadan, hiçbir zaman ilişkide olmadığımız ve savunmadığımız herhangi bir gruba bizi de ekleyip o grup üzerinden bizi eleştirebilecekleri yanılgısına düşüyorlar. Bir gruba dâhil olmadığımızı öğrendiklerinde ise, sanki bilmiyormuşuz gibi “örgütsüz mücadele olmaz” lakırdısını ediyorlar. Elbette örgütsüz mücadele olmaz, biz de örgütlenmeden yanayız; ancak bu örgütlenme “kimlerle ve ne amaçla olmalı” gerekçeleri maddi şekilde kanıtlanıp o ilkelerle hareket etmeli. Cevaplarla, ilkeler maddi şekilde ortaya konduktan sonra; grup içinde, o ilkelere aykırı bir durum ortaya çıktığında, eleştiri ve düzeltme yapılır; olmuyorsa grubu terk etme sonucuna gidilir. Kimseyi aldatmanın, oyalamanın anlamı yok. Aklı, vicdanı olan herkese hatırlatmak isterim ki; gafları tevil ederek şu kişiyi veya bu grubu kurtarmak zorunda değiliz. Bizim, işgal edilen ve bölünmeye doğru hızla giden; Birlikçi (üniter) devlet yapısındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü ve tam bağımsızlığını gerçekleştirmek “asıl ve tek” görevimizdir…

Kişi veya grup fetişizmine yakalananlar, vatanın işgal edildiği ve bölünmeye hazırlandığı somut icraatlara aynı şekilde tepki vermeyip; fetişi oldukları kişi veya grupların yanlışlarını haklı olarak eleştirenlere saldırıyorlar. Fetişi oldukları kişi veya grupların yanlışlarını ortaya döktüğümüz yazılarımıza rastladıklarında, diğer yazılarımızı okumadan, AKP’yi bile bu kadar eleştirmediğimizi söyleyebiliyorlar. AKP’lilerin altlarına bıraktığı herzelerin, bezlerinin dışına taşmasının neyini eleştirelim; bu tür rezilliklerin eleştirilebilecek bi tarafı yok. Biz, vatanın işgal edildiği ve bölünmeye hazırlandığı günümüz şartlarında; Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) devlet yapısını koruyup savunmada çare zannedilen; sömürgeciliğe iliştirilmiş, uyarlanmış muhalefeti eleştirmeyi yaşamsal buluyoruz. Biz, bunların tabanlarının bazılarında; olası aklı çalışabilen birileri vardır umuduyla yazıyoruz. Hem insan, değer verdiği, gelişeceğini düşündüğü kişi veya grupları eleştirir. Daha önce yaşanılan sayısız deneyimlerle kanıtlı şekilde bu özellikleri taşımadığını bildiğimiz ve ciddiye almadığımız ve trilyonlarca yanlışları olan sefilleri neden eleştirelim?

İnsanımız mürit, hiç kimse birey olamıyor bir türlü; illâ iradelerine ipotek koyduracaklar. Olaylara bütüncül bakamıyorlar. Herhangi bir kişinin veya grubun, herhangi bir konuda doğru şey söylemiş olması veya yapması; diğer tüm konularda da doğru düşündüğü veya yapacağı anlamına gelmiyor. Biz, idealist olduğumuzdan; kişi veya grupların herhangi bir konudaki doğrusuna değil; Birlikçi (üniter) yapıya aykırı ve zarar veren söz ve eylemleri var mı diye bakıyoruz…

Örneğin; Sevilay YÜKSELİR’in “İktidara gelirseniz” başlığı altındaki bölücü ağzıyla ilgili tüm sorulara, Osman PAMUKOĞLU’nun cevapları “Evet, biz de yaparız”[1] şeklinde oldu. Yani, AKP’nin bölücü ağızlı yayınlarının yol açacağı felaketi öngöremeyen stratejik akıl yoksunları bizim için bitmelidir. Ben, PAMUKOĞLU’nun kesin kararlılıkla Sevilay YÜKSELİR’e “Hayır! Asla olmaz! Hepsini iptal edeceğiz!” cevabını vereceğini umuyordum. O nedenle tarikat müritleri tarzındaki insanlar kendilerine dikkat etsinler…

Bazı aklıevveller diyebilirler ki, siyasetçiler oy için böyle taktikler yapabilir. Öyle olsa, devletle sorunu olan 3-4 bin köksüz aklı karışıklar değil; 14 milyon kararsız ve sandığa gitmeyen en aklî çoğunluk dikkate alınarak hareket ederlerdi. Hem, bölücülerin oy verebilecekleri birçok partileri var; dolayısıyla asılları varken neden özentilere oy versinler? Bu durumda, devletle sorunu olan 3-4 bin köksüz aklı karışığı tercih edip, 14 milyon kararsız ve sandığa gitmeyen en aklîleştirilebilecek kesimi zehirlemeye ve dönüştürmeye yeltenmektir bu vaatler. Ayrıca, AKP’nin bozgunculuk ve yıkıcılıklarını tersine çevirmek yerine, bıraktığı yerden devam etmektir…

Birileri gibi gaf tevil görevlisi olmak ve şunun bunun dağılan arkalarını toplama hastalığından artık herkes kurtulsun. Tavizin büyüğü küçüğü olmaz; varacağı sonuç önemlidir. Bu duruma, 1939 sonrası küçük tavizlerle başlanarak gelindiğini hatırlatırım. ATATÜRK’ün dediği gibi: “Ehven-i şer; şerlerin en kötüsüdür.” Birlikçi (üniter) yapıyı koruyup savunamayan her oluşum zararlıdır…

Türkçe bilmeyenler için bölücü kurslar açılmalıymışmış ve tercüman yetiştirilmeliymişmiş. Kim bu Türkçe bilmeyenler onu söyleyelim. 70-80 yaşında, okuma-yazma bilmeyen ve birkaç yıl sonra ölecek olan birkaç cahil-cühela. Yoksa gençler ve çocuklar Türkiye’nin herhangi bir yerindekiler gibi Türkçe konuşabiliyor; konuşamıyor diyenler kasıtlıdır. Hem bu çocuklar veya gençler şakır şakır İngilizce öğreniyorlar da, Türkçe niye konuşamıyorlar? 70-80 yaşında, okuma-yazma bilmeyen birkaç cahil-cühelayı bahane gösterip vergilerimizden pay ayırarak bölücü kurslarla neden bölücülerin olmayan ağızları oluşturulmaya çalışılsın?

Birlikçi (üniter) yapıya sahip Türkiye Cumhuriyeti devleti, 72 milletin bir araya gelmesiyle kurulmadı; mozaik falan da değildir. Şu yanlış da düzeltilmelidir: Üst kimlik Türklüktür, diğer etnisiteler altında yer alır. Hayır; asla böyle değil. Alt kimlik üst kimlik yoktur. Türklük, tek kimliktir…

Birlikçi (üniter) yapıdaki Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk varlığına dayanarak Misak-ı Milli sınırları içinde kuruldu. Birlikçi (üniter) yapıyı aşındıracak ve ortakçı (federasyona) yapıya götürecek bölücü her yasa, oluşum; şu anki anayasaya göre suçtur ve hainliktir…

Bazı kısımlarını bizzat ATATÜRK’ün yazdığı ve Afet İNAN adına yayınlanan Medeni Bilgiler’in; 377. sayfasında yeralan şu paragrafın yarıdan sonrası özellikle dikkat çekicidir:

“Bugünkü Türk ulusunun siyasal ve toplumsal birliği içinde kendilerine Kürtlük, Çerkezlik, Lazlık ya da Boşnaklık düşüncesi aşılanmak istenmiş yurttaş ve ulustaşlarımız vardır. Ancak geçmişin zorbalık dönemlerinin bir sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, -düşmana alet olmuş birkaç, gerici, beyinsiz dışında- ulus bireyleri üzerinde üzüntüden başka bir etki yaratmamıştır. Çünkü ulusun bu bireyleri de genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlak anlayışına ve hukuka sahip bulunuyorlar.”

Gördüğümüz üzere ATATÜRK, bu ifadeler bilimsel değil keyfidir diyor. Geçmiş zorbalık dönemlerinin yanlış adlandırması diyor; bu yanlışı (ayrı adlandırmayı) Türklere aşılayanlara beyinsiz diyor!

Kürt diye bir halk/etnisite olmadığı gibi; bu olmayan etnisite üzerinden ayrı adlandırma yapanlar, hem tarih bilimine hem de ATATÜRK’ün düşüncelerine aykırı hareket ederek bölücü algıyı da güçlendirmektedirler. Bu konuda, dikkat, duyarlılık ve özen gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim…

Bilimsel ve maddi kanıtlarla düşünüp hareket etmek zorundayız. Bazı Türklere yakıştırılması yanlış olmakla beraber kendine özgü olarak Laz, Çerkez etnisiteleri tarihsel gerçektir; ancak kürdün varlığı maddi olarak arkeolojik kanlıntılarla kanıtlanamadığından yok hükmündedir. Bunun dışında, 1807 yılından sonraki tüm bölücü isyanlar “kürt”lerin isyanı değil (olmayan bişey isyan edemez) kriptoların (kendini gizleyen yabancı) isyanlarıdır…

Bir de şu gerçek var ki; soy bakımından hiçbir ortak ataları olmayan aklı karışık insanları “tek bir ad altında” anmamayı ısrarla uygulayalım. İşte bizi uluslararası kurumlar UNESCO ve UNPO’ya karşı bu akılcı bilimsel tarih koruyacaktır…

Bazıları da öğrendiklerinde gerekeni yapmayacakları hâlde veya ne yapılması gerektiğini bildikleri hâlde “ne yapmalı” diye soruyorlar. Yazdıklarımızı okuyanlar, çoktan öğrenmiş olmalılar ki, bir başkasına “ne yapmalı” diye sorulmasını saçma buluruz; çünkü insan yalnız kendi aklına güvenmeli ve sorusunun cevabını maddi kanıtlarıyla kendisi bulmalı. Kendisi dışındaki herkesten kuşkulanmalı. Ne yapmalı diye bir başkasına sorduğunuz kişi, ya düşmanın özel görevlisiyse? Ya sizi şaşırtıp yanlış yönlendirmek ve etkilemek için uğraşıyorsa? Bu nedenle, “ne yapılması” gerektiğini, maddi kanıtlarla tutarlı olarak bulacağınız yalnız ve yalnız kendi aklınıza güvenmelisiniz. Vatanın bölünmez bütünlüğü ve milletin tam bağımsızlığını gerçekleştirdikten sonra; yapacağınız eğitim, hukuk, iktisat uygulamalarının teorilerini bizzat kendiniz geliştirmelisiniz…

Sömürgeciliğin bu geniş tezgâhı içinde çırpınan insanımıza, ortaya koyduğumuz maddi kanıtlı gerçeklerle; kişi veya gruplara yönelik değil; “Hukukun olmadığı ve anayasanın defalarca çiğnenip ortadan kaldırıldığı ortam ve şartlarda siyasi çözüm aramanın boşuna olduğunu” deşifre ediyoruz. Bulunduğunuz ortam uzayında şartlar neyse, aynı şartlarla karşılık vermelisiniz. Bu yazı; akılcı, araştırmacı, meraklı ve bilgiyle hareket eden; eleştirel, kuşkucu özel insanlara armağandır…

Tüm bu yazdıklarımızdan sonra birileri hâlâ, şeyhlerini veya tarikatlarını savunmayı vatanseverlikle eşitleme şaşkınlığını sergilemeye devam mı edecekler? Hayır! Biz, o kişiyi veya şu grubu savunmakla vatanseverliği asla eşitlemeyeceğiz! Biz, sadece ve sadece Birlikçi (üniter) yapıdaki Türkiye Cumhuriyeti taraftarıyız ve tek bunu savunacağız! Bu eleştirileri, tüm siyasi yelpazenin şaibeli olduğunu ve bunların sömürgeciliğe ilişip tabanlarını dönüştürmek görevini üstlendiklerini göstermek için yazdık. Müritler hemen fırlayıp: “Benim şeyhim yapmaz!” demesinler; önlemli hareket etsinler. Hayır kardeşlerim, şeyhleriniz her türlü herzeyi yiyorlar. İsteyin, kanıtını gösteririz; yeter ki soğukkanlılıkla ve aklî olgunlukla bilgileri değerlendirebileceğinize kanaat getirelim…

Resmi, gayri resmi her kuruluşunu sömürgeciliğin cebir ve hileyle ele geçirdiği ve yerleştiği bir ülkede; bir parti kurulacak, bu parti %30 oy oranıyla iktidara gelecek ve her şeyi istediğimiz gibi yapacak. Bunun gerçekleşebileceğini düşünen var mı? Böyle düşünen varsa aklından şüphe ederim. Hangi ekonomik yapıyla tam bağımsızlığımızı kazanacağız? Her şey satıldı; yabancılaştırılan işletmelerin bir kısmı kapatıldı. Borç, cari ve dış ticaret açığı o biçim; üretim yok. Bu ağır şartlardaki sömürgelerde kuruluşlar, küçük küçük tavizlerle durumu idare etmek için genelde sömürgecilikle ittifak halindedirler ve bu ittifaklar tabandan gizlenir. Azıcık okuyup yazanların bunu öğrenmesi hiç de zor değil. Zaten fazlasıyla, aklı tembel, uyuşmuş olan toplumumuzun ağzına plastik parti emziğini sokup şartları daha da ağırlaştırmanın anlamı yok. Biz; bu şartlarda siyasetin bittiğini ve hepimizin bireysel olarak elimizi taşın altına hatta taşı sırtımıza almak gerektiğini kanıtlamak için bunları yazıyoruz. Bir yazarın görevi, toplumunu anlık geçiştirmek değil; öngörüleriyle en ileriyi, en uzağı göstermektir…

Deniz KAÇAĞANkacagandeniz@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.