Asikurtlar©

“Türkler Anadolu’ya Sonradan Geldi” Diyen Demirtaş Bunları Bilmiyor

“Türkler Anadolu’ya Sonradan Geldi” Diyen Demirtaş Bunları Bilmiyor
15 Nisan 2016 - 5:35 'de eklendi ve 5992 kez görüntülendi.

Selahattin Demirtaş dedi ki:
“Kürtler, binlerce yıldır bu toprakların gerçeğidir. 1071’de Alparslan Malazgirt’e gelmeden önce de Kürtler burada vardı.”
Yani, “Türkler Anadolu’ya sonradan geldiler” demeye getiriyor!
Demirtaş, ilköğretim okullarında ezberletilen resmi tarih ağzıyla konuşuyor.
Bilmiyor.
Türki Kralı İlsu-Nail’i filan bildiği yok.
Amasya Oluz Höyük kazılarını duymamış.
M.Ö. 2200 yıllarına ait Anadolu yazıtlarından haberi yok.
İlkokulda okuduğunu tekrarlıyor! Yazık. Bu tür “tarihsel bilgilerle” biraz mürekkep yalamış Cihangir-Nişantaşı seçmenini bile ikna edeceğini sanmıyorum!
Anadolu’da, Balkanlar’da, Ortadoğu’da Türkler 8 bin yıldır varlar.
Demirtaş bu sözleri ederken kitapevi raflarına yeni bir kitap kondu:
“Doğdukları topraklardan zorla sürüldüler; köle edildiler: PEÇELİ: Köle Türkler.”
Yazarı, İlknur Altıntaş.
Kitap, 869, 870 ve 883 yıllarını anlatıyor…
Abbasilerin tüm Ortadoğu’ya hükmettiği yıllar!
Başkent Samarra…
Annesi Türk olan Halife Mu’tasım (ve devamında gelenler) Türk askerleriyle ve Türk bürokratlarıyla yönetti Abbasi Devleti’ni…
Kitapta ilgi çekici ayrıntılar var; Bağdat doğumlu Türklerin ismi zamanla değişti:
Tolun Türk ismi iken oğluna Ahmet ismini verdi.
Boğa Türk ismi iken oğluna Musa ismini verdi.
Samarra’nın önde gelen komutanlarının çocukları zamanla önemli valiliklere atandı. Örneğin… Boğa’nın oğlu Musa, Rey/İran valisi; Bayıkbey, İskenderiye ve Berka/Mısır-Libya valisi; Tolunoğlu Ahmet, El Katai/Kahire valisi; Amacur el Türki, Dmaşk/ Şam valisi; Kundacıkoğlu İshak ise Musul valisi oldu.
Demem o ki:
Bilmeden konuşuyor
Demirtaş!..

“PKK Büyükelçiliği” cinayeti

Madem konu HDP-PKK’dan açıldı, devam edelim.
PKK’nın -en azından- 2013 yılı başına kadar Paris’te gayrı resmi bir büyükelçiliği olduğunu bilmiyordum! Lafayette Sokağı’nda yüzyıllık bir apartman olup üzerinde hiçbir isim ya da işaret taşımayan binanın ikinci katı, bu işe yararmış…
Mine Kırıkkanat’ın “Hiç Kimse” adlı kitabından öğrendim.
Mine Kırıkkanat korkusuz-yiğit bir gazeteci.
Paris’te 9 Ocak 2013’te üç PKK’lı kadının öldürülmesinin peşine düşüp bu kitabı kaleme aldı. Hatırlarsanız, üç kadın “PKK Büyükelçiliği’nde” tek tabancadan sıkılan ve hiçbiri boşa gitmeyen on kurşunla infaz edildi.
Herkesin kabul ettiği gerçek; suikast, kusursuz ve suikast timinin müthiş profesyonelliğiyle gerçekleşti. Oysa, yakalanan tek zanlı profesyonel değildi!
Medya, üç kadın militanın öldürüldüğü bu suikast ile önce çok ilgilendi, sonra unutup gitti. Kırıkkanat’ın kitabından cinayetlerin tek zanlısı Ömer Güney’in üç yıldır yargılanmayı beklediğini, hâlâ daha “sanık” olamadığını öğreniyoruz! İşin içinde işler vardı.
Evet… “Hiç Kimse” polisiye örgüden çıkarılan inanılmaz bir casusluk romanı.
Kitap roman ama ilginç isimler ve bağlantılar öğreniyorsunuz.
Örneğin… “Genç Şakro” diye anılan Zahar Kalaşov, İspanyol yargısının sürpriz bir kararıyla 30 Ekim 2014 tarihinde 10 yıl süreyle İspanya’ya dönmemek şartıyla serbest bırakıldı. Gürcistan’da gıyaben mahkûmiyeti olduğu için Rusya’ya gitti. Rus mafya babalarının Atina’da yaptıkları gizli bir toplantıda, Moskova’da 16 Ocak 2013’te öldürülen Ded Hasan’ın tahtına “Mafya Kralı” seçildi. Faaliyetlerine halen Moskova’da devam ediyor.
Demirtaş bilmediği tarih konusunda konuşacağına, PKK’nın içinde kaç gizli el var, bunu öğrensin?
Mine Kırıkkanat, roman kurgusuyla tüm gerçeği ortaya koyuyor…

Tutsak Güneş

Ayşe Kulin’i tanıyorsunuz; okuyorsunuz; çok başarılı yazarımız.
Son romanı 5 ay önce çıkardı; “Tutsak Güneş”.
Yoğunluk arasında az kalsın bu romanı gözden kaçıracaktım. Barbaros Altuğ’un önerisiyle bir çırpıda okudum.
Özünde Ayşe Kulin okuyucuya şunu soruyor:
Düşünmenin, konuşmanın, geçmişi hatırlamanın bile yasaklandığı, diktatörün yasaları ve din adamları tarafından yönetilen bir ülkede nasıl yaşanır?
“Tutsak Güneş”; bilinmeyen bir ülkede (?), yakın gelecekte geçen bir roman.
Faşist bir rejim var bu ülkede; insani her şeyin yasaklandığı bir rejim uygulanıyor.
Bir diktatörün -Büyük Saray’da otururken- kurguladığı anayasa ile yönetilen sözde cumhuriyet burası.
Ülkenin dokuz kantona bölündüğü, başkaldırının ölümle sonuçlandırıldığı, çok çocuk doğuran kadınların şeref nişanlarıyla dolaştığı, çocuğu olmayan kadınların aşağılandığı, tesettürün (evde banyo yaparken bile) mecburi olduğu, iktidarın seçtiği kitapların okunabildiği, tek tip insanların yaşadığı bir ülke burası.
Roman, diktatör öldükten sonra yaşananları anlatıyor. Ülke; diktatörün oğlu ve din adamları tarafından polis gücüyle yönetiliyor.
Karanlıkta geçen yılları, yine bir kadın, -Türkan Saylan’ı hatırlatan- bir bilim kadını durdurmaya kararlı. İsyanları her zaman en iyi kadınlar başlatmaz mı?
Düşündürücü, bazen de ürkütücü bir yakın gelecek anlatıyor yazar Ayşe Kulin. Okura sonuçta güneşi gösterse de boş umutlar vaat etmiyor; direnmenin ancak akılla birleştiğinde sonuca ulaşacağını vurguluyor…

Soner Yalçın

YAZININ DEVAMI

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER