Asikurtlar©

TÜRKLER ANADOLU’YA GELMESEYDİ

TÜRKLER ANADOLU’YA GELMESEYDİ
03 Aralık 2015 - 21:23 'de eklendi ve 4200 kez görüntülendi.

TÜRKLER ANADOLU’YA GELMESEYDİ ŞİMDİ;

 KİMİ PİÇTİ,

 KİMİ HİÇTİ

 TÜRK’E DÜŞMAN OLMAK; NANKÖRLÜK,

 VE İMANİ BİR ZAFİYETİDİR!

”Bu mübarek topraklar üzerinde yaşayıp, Havasından, Suyundan, Nebatat ve Hububatından beslenmekle kalmayıp, şanlı Türk Ordusu sayesinde; Irzı- Namusu- Canı- Malı- Mülkü- Dini- Kıblesi- Câmisi ve dahası GEMİCİKLERİ TEMİNAT ALTINA ALINARAK, bütün bunlara ilâveten, devletin en üst makam ve mevkilerinde saltanat sürenlere çok kısacık birkaç sorum olacak. Sabırla sonuna kadar okuma zahmetine katlanırsanız şayet, nankörler tarafından sorularımın cevapsız bırakılacağını göreceksiniz”

 

TÜRK OLMAK; soylu, asil ve yüksek karakter sahibi, yaratılışında kendisine bahşolunan NEFHA-İ İLAHİ’nin şuurunda, adalet ve merhamet ehli, cesur ve cömert olmak demektir.

 

TÜRK MİLLETİ, binlerce yıllık tarihi içinde Dili, Kültürü, Töresi, Dini inançları ile yaşayan, asla ve asla zulmetmeyen, hâkimiyet sahasında hayat süren insanların soyu sopu ve inancı ne olursa olsun onların da mal, can ve namus emniyetlerini garanti altına almayı insani bir görev bilerek yaşayan, hâlen de yaşamaya devam eden ve kıyamete kadar da yaşayacak olan, Cenab-ı Allah c.c. tarafından seçilerek İslâm’a ve mazlum milletlere muhtar kılınan mübarek ve müstesna bir millet olup, insanlık âleminin nadide bir süsü ve paha biçilemez bir kolyesidir!

 

Allah c.c. insanlığın istifadesine TOPRAK, SU, HAVA ve TÜRK gibi dört müstesna nimet sunmuş olup; insanlar ilk üçü ile biyolojik varlıklarını sürdürürlerken, Türk’ün ise, hâkim olduğu coğrafyada, Adalet ve Hakkaniyet ölçüleri içerisinde, Mal, Can ve Namus emniyetleri sağlanmış bir şekilde mutlu ve müreffeh bir hayat sürerler.

 

Ünlü bir Alman Düşünürü nün ‘’ŞU TÜRKLER ALMANYA’YI DA ALSALARDI, ANCAK BU SAYEDE İNSANCA BİR HAYAT YAŞAYABİLİRİDİK’’ sözü bu gerçeğin en güzel bir ifadesidir sanırım.

 

Bugün üzerinde yaşamış olduğumuz Anadolu coğrafyasından gelip geçmiş olan irili ufaklı kavimlerin hayatlarını en ince teferruatlarına kadar anlatan ‘’ANADOLU KAVİMLER TARİHİ’’ yazılarak bir kitap hâlinde okumamız için elimize verilseydi; inanıyorum ki daha kapağını açar açmaz etrafa yayılacak olan iğrenç ve ağır ceset kokularından burnumuzun direği kırılır, şiddetli mide bulantısından mütevellit kusabilmek için en yakınımızda bulunan lavaboya koşar, kitabı da kazdığımız derince bir çukura gömüp üzerini kapatmayla da kalmayıp, bolca da kireç dökerdik! Çünkü okumak için elimize aldığımız bu kitap; sayfa araları irili ufaklı onlarca millet, devlet ve kabile cesetleriyle dolu olan bir kabristanlık gibidir…

 

İrili ufaklı bir ‘’KAVİMLER KABRİSTANLIĞINDAN’’ ibaret olan Anadolu coğrafyasında, huzura hasret bir şekilde yaşayan, çeşitli dilleri konuşan ve farklı soylara mensup olan halk tabakaları, Türkler in Selçuklular olarak Anadolu’ya gelmelerine kadar ki çok uzun seneler içerisinde; kan, gözyaşı ve tarifi imkânsız acılar içerisinde kıvranarak çok büyük işkencelere katlanmışlardır.

 

Önce Selçuklu, daha sonraları Osmanlı Türkü’nün hâkimiyet sahasına dâhil olan Anadolu toprakları, bu Türk hâkimiyetinin sonucunda; daha önceleri büyük acılar içinde kıvranan gayr-i Müslim kavimler için dahi sulh ve sükun içinde, MAL, CAN ve NAMUS EMNİYETİ SAĞLANMIŞ OLARAK, insan haysiyet ve onuruna yakışır bir hayat sürmeye müsait müstesna bir ortama dönüştü…

 

Necip Türk milletinin bahşettiği sonsuz nimetlerden istifadeyle, kendilerinden, yönetimin tepe noktaları, bürokrasinin her kademesi ve benzeri yüksek makam ve rütbeler esirgenmediği halde; Türk isminden büyük rahatsızlıklar duyarak; ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE SÖZÜNÜ DAĞA TAŞA YAZA YAZA İPTİDÂİ VE KOMİK BİR ÜLKE HALİNE GELDİK’’, ‘’TÜRK DEDİĞİN NEDİR Kİ, 36 ETNİK GRUPTAN BİRİDİR’’ şeklinde tâlihsiz ve bir o kadar da vefâsızca sözler sarf ederek; Allah c.c. ve tarih önünde nankörlük edip suç işleyen şahsiyetsizlerin şunu bilmelerini isterim ki, sarf etmekten hicap duymaya dahi tenezzül etmedikleri bu sözleriyle; Allah yolunda cihad ederek Anadolu’yu, Türk evlâdının kanlarıyla sulayarak İslâm toprağı yapanların ki, aşağıda okuyacağınız üzere:

 

1040 dandanakan’dan başlayarak /

1048 Pasinler /

Dört büyük haçlı seferi (kılıç arslanlar) /

1071 Malazgirt /

1176 Karamukbeli /

Fatih Sultan Mehmet’le 1453 İstanbul’un

1461 Trabzon’un fethi /

Ve dahası, Çanakkale / Sakarya / Dumlupınar ve bu zincirin en son halkasını teşkil eden, 9 eylül 1922’ye gelinceye kadar ki zaman içinde oluk oluk kan akıtarak verdiğimiz her biri bir Türkoğlu Türk olan milyonlarca şehit ve gazilerimizin,

Ve dahası halen güney doğumuz da şehadet şerbetini içerek ‘’FENAFİL VATAN’’ olan Mehmetçiklerimizin aziz ve mübarek ruhlarını inciterek, şehadetlerini inkâra kalkıştıklarının farkındalar mı acaba?

 

Bu mübarek topraklar üzerinde yaşayıp, Havasından, Suyundan, Nebatat ve Hububatından beslenmekle kalmayıp, şanlı Türk Ordusu sayesinde; Irzı- Namusu- Canı- Malı- Mülkü- Dini- Kıblesi- Câmisi ve dahası GEMİCİKLERİ TEMİNAT ALTINA ALINARAK, bütün bunlara ilâveten, devletin en üst makam ve mevkilerinde saltanat sürenlere çok kısacık birkaç sorum olacak;

 

Şayet, bir türlü içinize sindiremeyip, her fırsatta ve her zeminde küçümsemekle de kalmayıp inkâra kalkıştığınız Türkler, resmi olarak önce Selçuklu onu takiben Osmanlı olarak ve son olarak da hem Selçuklu’yu ve hem de Osmanlı’yı içinde barındırıp, her ikisinin de devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu topraklar üzerinde hükümranlık kurmasaydılar;

1-Şu an bu topraklar üzerinde acaba kimler ve hangi devletler hüküm sürüyor olacaklardı?

 

2- Kurulu devletin Cumhurbaşkanının, Başbakanının, Meclis Başkanının isimleri, ABDULLAH, AHMET, MEHMET, BÜLENT, ERDOĞAN, SÜLEYMAN, NECMETTİN, BEDRETTİN VEYA CEMİL gibi mi olurdu yok sa; YORGİ, CORCİ, JOSEF, DAVİD, GEORGE MU?

 

3- Bağrında; Aba Eyyub El – Ensari Hz. / Ebud Derda Hz. / Ebu Şeybetül Hudri Hz. / Ebu Zerr-i Ğıfari Hz. / Cemâleddin Uşşak-i Hz. / Aziz Mahmud Hüdayi Hz. / Bâli Efendi Hz. / Beykozlu Hacı Hafız Muhammmed Hz. / Esat Coşan Efendi gibi ulu hazretlerin yanında; cennet mekân Abdülhamit’le, Mehmet Âkif gibi istiklâl şairlerimizin koynunda yattığı bir İstanbul’un varlığından bahsederek, bu şehir de Erdoğan, Müfit, Kadir gibi Müslüman ismi taşıyanların belediye başkanlığı koltuğuna oturabilmelerinin mümkün olabileceğini düşünebilir miydiniz?

 

4- Konya’da Mevlâna ve Şems-i Tebrîzi Hazretleri / Erzurum’da Abdülvahap Gazi Hazretleri / Erzincan’da Terzi Baba, Pir-i Sâmi ve Adurrahim Reyhani Hazretleri / Sivas’ta Hasan Toprak, Hasan Ürgüp, Şemsettin Ahmet Sivasi, Abdül Gazi Hazretleri / Trabzon’da Haçkalı Baba, Âhi Evran Baba, Mısırlı ve Hakkı Baba Hazretleri / Giresun’da Seyyit Vakkas Hazretleri / Kastamonu’da Şeyh Şâbani Veli gibi Anadolu’nun daha birçok köşesinde metfun bulunan İslâm büyüklerinden olan din ulularımızın varlıklarından bugün söz edebilir miydiniz?

Veya da bu ulu zatların kabirlerini ziyarete gidip ellerinizi semâya açarak, o büyük zatların yüzü suyu hürmetine Cenab-ı Allah’tan; Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Meclis veya Belediye başkanlığı gibi makamların yanında, doktorluk, mühendislik, öğretmenlik gibi mesleklere kavuşabilmek için niyaz da bulunabilir miydiniz?

Yoksa bu mübarek zatların türbeleri de Selânik’te mevcut son Osmanlı akıncılarının yattığı şehitliğin diskotek yapılmak için ‘’HEM DE BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN YUNANİSTAN’DA BULUNDUĞU BİR GÜNDE’’ buldozerlerle yıkılması gibi bir akıbete uğramış olmazlar mıydı?’’

 

Evet nankörlerin nankörlüklerinin vahameti karşısında sorduğum sorular az gibime gelmiş olacak ki bu topraklarda Türk’ün her türlü nimetlerinden istifadeyle her türlü imkânlarımızdan ziyadesiyle nasiplendiği halde, Türk ismini bir türlü hazmedemeyen nankörlere son bir sorum daha olacak;

5- Türkler bu topraklara gelerek devlet kurup hâkimiyet sağlayamamış olsalardı; bugün kendilerini yüce Türk milletinin birer öz mensubu olarak kabul ettiğimiz ve kopmaz tarihi ve kültürel bağların yanında, İslâm’ın mânevi potasında yoğrularak etle tırnak misâli vücuda getirilmiş, mâzisi bin yılı aşkın bir bütünlüğün inkârı cihetine saparak; mel’un ve mütecaviz Batı’nın gizli servislerinin hile ve desiselerine kanıp çok büyük bir nankörlükle Türk kimliğini reddederek onu bir alt kimliğe indirme gayreti içinde olanların, acaba hangilerinin soyu, sopu, nesebi, zürriyetleri bugünlere kadar ulaşabilecek ti?

 

Ulaştıklarını varsayalım. Bugün bu coğrafya da; Müslüman bir kimlikle yaşayarak, karılarının, bacılarının ve gelinlerinin ırzları, namus ve iffetleri, körpecik kız evlâtlarının bekâretlerinin yanında, canları, malları teminat altına alınarak, insanca bir hayat sürme hakkına sahip olabilecekler miydi?

 

NOT:

PİÇTEN KASIT, İŞGÂL EDİLEN BİR ÜLKEDE BABASIZ ÇOCUKLAR DOĞAR. ŞAYET BU COĞRAFYA ÜZERİNDE TÜRK DEVLETİ DİYE BAĞIMSIZ BİR DEVLET KURULMAMIŞ OLSAYDI, BUGÜN TÜRK’E DÜŞMANLIK EDENLERİN BABALARI BELLİ OLMAYACAKTI. BUNUN BÖYLE OLACAĞINI, BU TÜRK DÜŞMANLARININ BABAANNELERİ KENDİLERİNDEN DAHA İYİ BİLİRLER.

 ORHAN KILIÇOĞLU

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER