SON DAKİKA

Türkiye’yi Çok Zor Günler Bekliyor

Bu haber 25 Ağustos 2014 - 10:24 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

Cumhurbaşkanı seçimi sonrası, AKP zihniyetinin nasıl bir Türkiye istediği daha net ortaya çıkmaya başladı. AKP’nin yeni atanan başbakan ve bağlı gelişmeler karşısındaki perişanlığını ibretle izliyoruz. Aklı, hukuku, vicdanı, örfü ayaklar altına alarak, kendi güdük hayat anlayışlarına ve Cumhuriyet ve devletle hesaplaşma hedeflerine uygun bir düzen kurmaya çalışıyorlar. TBMM’nin açılmasıyla birlikte bu hukuksuzluk ve tek adam düzeni daha iyi anlaşılacak ve bunun vahim sonuçları ortaya çıkacaktır. Seçim öncesinde son derece gergin ve şaşırmış olan AKP grubunun hatırlatılan gerçekler karşısında nasıl saldırganlaştığını ibretle izlemiştik. 60 AKP’li kendini kaybetmiş biçimde bir MHP milletvekiline saldırmış, ahlak ve inanç dahil, bütün değerleri yerle bir etmişler ve perişan halde yerlerine oturmuşlardı.

SÖYLEDİKLERİNE KENDİLERİ İNANMIYOR

Her zaman söylüyoruz, yalan, talan ve ihanet yüküyle yürümek çok zordur. Sadece AKP milletvekilleri değil, Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan da, hakkı, hukuku, aklı ve vicdanı bir kenara bırakmış durumdadır. Çaresiz biçimde AKP’yi nasıl ayakta tutabileceğinin derdine düşmüş ve bu uğurda feda edemeyeceği hiçbir şeyin olmadığını bir defa daha göstermiştir. Gerçeklerin, 12 yıllık sicillerinin altında eziliyor ve bir gün mutlaka hesap sorulacağının korkusuyla kendilerini kaybediyorlar. Hukuksuzluğun her türlüsüyle tek adam düzeni kurulmaya çalışılırken, rüşvet havuzlarında toplanan paralarla satın alınan medyadaki yanaşmalar ve beslemeler de bütün televizyon kanallarını parselleyerek, bu düzeni savunmaya ve millete hazmettirmeye uğraşıyorlar. Tarihin gördüğü en başarısız Dışişleri Bakanlığından ve Türkiye’nin başına açtığı bu kadar büyük beladan sonra, Başbakanlığa tayin edilen Ahmet Davutoğlu’nu hazmettirebilmek için öyle şeyler anlatıyorlar ki, eminim kendi söylediklerine, “amma abarttık” diyerek, kendileri bile gülüyorlardır.

YÜZDE 51’İN ANLAMI

Erdoğan, daha seçilmeden önce bir taraftan bildik ezberleri tekrarlarken, diğer taraftan Anayasaya yeni anlamlar yükleyerek kendine yol açmaya çabalıyordu. Bu hesapların tutmayacağını kendisine verilen yüzde 51 oy net biçimde ortaya koydu. Millet kendisine yeterli oy oranının ancak bir puan fazlasını vererek çok kesin biçimde, “Cumhurbaşkanı ol ve orada otur, sakın başka bir şeye karışma” mesajı verdi. Devlet imkanlarının sınırsız ve sorumsuz biçimde kullanılmasına, akıl almaz para ve medya desteğine, tehdit, baskı, şantaj rüşvet dahil, akla gelebilecek her yola başvurulmasına ve kamuoyu yoklamaları dahil her türlü algı operasyonlarına rağmen çıkan sonuç budur.

TAM BİR AHLAKSIZLIK

Bu gerçek orta yerde dururken, bazı münafıkların veya akıl yoksunlarının hala sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nu başarısız göstermeye çabalayıp, bunun üzerinden MHP’ye ayar vermeye kalkışması, tam bir ahlaksızlıktır. Zira, bu insanlarda zerre kadar ahlak kırıntısı olsa, eşit ve adil bir yarış yapılmadığını bilir ve söylerler. Bu zavallılarda eğer zerre kadar vicdan varsa, şu soruya cevap versinler: Recep Tayyip Erdoğan’ın kullandığı devlet imkanlarını, para musluklarını, medya gücünü, milletin zihnini bulandırmak için yapılan her türlü operasyonu alın, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun arkasına koyun, bakalım nasıl bir sonuç çıkacak? Akıl ve vicdan sahibi herkes çok iyi bilir ki, aynı isim ve aynı sicilleriyle sadece arkalarındaki desteğin yer değiştirmesi durumunda Erdoğan alacağı oy yüzde 30’u bir puan geçmezdi, İhsanoğlu’nun oyu da yüzde 60’ın altına inmezdi. Seçimi kazanan Erdoğan değil, adaletsiz ve ölçüsüz şekilde kullandığı imkanlar olmuştur. Buna rağmen, biz yine de seçimin meşruiyetini tartışmıyor ve kendisinin Cumhurbaşkanı seçildiğini kabul ediyoruz.

FARKLI ANLAM YÜKLÜYORLAR

Erdoğan dahil bütün yanaşma ve beslemeleri bu gerçeğin farkındadır. Cumhurbaşkanı olabilmek için devlet imkanlarını sınırsız biçimde kullanmakla yetinmemiş, mezhepten etnik kökene, doğum yerinden milli ve manevi değerlere kadar her şeyi kaşımaya ve istismar etmeye çabalamışlar ve ancak kıl payı bir farkla seçilebilmişlerdir. Bu gerçek orta yerde dururken, ortalama bir akıl ve ilkokul seviyesinde olan herkesin okuyup anlayabileceği Anayasa’ya yeni ve farklı anlamlar yüklemek vesayetin çok ötesinde, açık ve aleni bir darbedir. Sayın Abdullah Gül’ün bazı küçük müdahaleleri karşısında , “çift başlılık olmaz. Herkes kendi yerini ve yetkisini bilecek” anlamında sözler söyleyen bizzat Erdoğan’ın kendisiydi. Anayasa aynı Anayasa, ama sıra Erdoğan’a gelince faklı anlamlar kazanıyor ve faklı görevler ortaya çıkıyor.

ANAYASA GAYET NET

104’ncü maddesi, “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır” diyor ve ekliyor: “Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Aynı maddenin sonraki fıkraları da yasama, yürütme ve yargıyla ilgili görevleri ayrıntılı olarak anlatıyor. Ve bütün bunları yapabilmesi için de yine aynı Anayasa’nın 101’nci maddesi açık ve kesin şekilde şu ifadeyi kullanıyor: “Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer.”

ŞAHSA ÖZEL

Şimdi alın bu Anayasa hükümlerini, Erdoğan’ın sözlerinin, beklentilerinin ve şu anda yaptıklarının yanına koyun. Örtüşen, birbirini tamamlayan tek bir kelime bulamazsınız. Erdoğan açıkça, “Ben Anayasa tanımam ve bildiğimi okurum.” Diyor. Yaptığı tanımlama kurulu düzeni devam ettirmekten çok, tamamen şahsa özel, tek adama dayalı yeni bir düzen kurulmasını anlatıyor. Bunun adına demokrasi veya Anayasal düzen denmez, açık ve kesin şekilde “diktatörlük” denir. Zaten bütün diktatörler de aynı şeyi, aynı zihniyeti, aynı tanımlamaları ve aynı sonucu görürsünüz. Başbakanlık sırasında zaten yok edilen ülke itibarını, zorlama şahsa özel Cumhurbaşkanlığı tanımlamalarıyla hepten ayaklar altına alıp, bütün dünyayı güldürmeye hiç kimsenin hakkı yok.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.