Asikurtlar©

Türkiye’nin 3 Ana Sorunu: Erdoğan, Pkk Ve Satılmış Medya

Türkiye’nin 3 Ana Sorunu: Erdoğan, Pkk Ve Satılmış Medya
12 Ağustos 2015 - 19:15 'de eklendi ve 4203 kez görüntülendi.

Ülkemiz kanlı, karanlık ve kahredici bir çıkmazda adeta çırpınmaktadır.

Milli güvenlik duvarları birer birer yıkılırken, milli birlik ve bin yıllık kardeşlik hissiyatı yoğun saldırı ve şiddetli hasarlardan dolayı travma geçirmektedir.

Türkiye kaldırılması çok zor, telafisi zaman alacak beka düzeyindeki risk ve tehditlerin baskı ve kuşatması altındadır.

Manzara iç açıcı olmadığı gibi, muhtemel gelişmelerin yönü umut verici ve teskin edici hiç değildir.

Bugün yaşanan hazin, ibretlik ve yürek yaralayıcı olaylar zinciri AKP’nin 13 yıla yaklaşan iktidarının eseridir.

Süreç ihanetinin terör örgütü PKK’ya sağladığı imkan ve kolaylıklar, teröristlerle yürütülen pazarlıkların milli bünyemizde açtığı derin yaralar nihayetinde ülkemizi yönetilemez hale getirmiştir.

Bu yalın gerçeği herkes görmeli ve kabullenmelidir.

PKK’ya verilen onca taviz bu kanlı cinayet örgütüne alan açmış, cesaret vermiş, dağ ve şehir kadrolarını tahkim ederek alçakça şımartmıştır.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kaçak saraydaki 8. Muhtarlar Buluşması’nda yaptığı esef verici, her açıdan talihsiz konuşması tavizkar politikaları ilk elden teyit ve ilan etmiştir.

Erdoğan’ın; “Bundan sonra ne devletin, ne hükümetin vereceği bir taviz, atacağı bir adım yoktur. Çünkü yapılması gereken her şey yapılmıştır.” sözleri baştan sona itirafname şeklinde okunmalıdır.

Yine Erdoğan’ın 28 Şubat 2015 tarihinde, Suudi Arabistan ziyaretine çıkmadan evvel PKK’yı ima ve işaret ederek söylediği, “Ne istendi de verilmedi” beyanı henüz akıllardan çıkmayacak kadar tazedir.

Brüksel’den Oslo’ya kadar terör örgütüyle yapılan çok sayıda pazarlıklar, Öcalan’ın özgürlüğünden üniter yapının yıkılıp eyalet sistemine geçilmesine dönük vaatler AKP’nin kirli sicilinin sorgulanması gereken noktalarıdır.

Ve bunların hepsinde Recep Tayyip Erdoğan başlıca aktör olarak yerini almıştır.

Türkiye’nin şu anda belirgin üç ana sorunu bulunmaktadır.

Bunlardan birincisi Recep Tayyip Erdoğan, diğeri hain terör örgütü PKK, bir diğeri de bir kısım yandaş ve satılmış medya ve kalem sahibidir.

Bu üç ana sorun alanı sürekli birbirini beslemekte, teşvik etmektedir.

Türkiye’nin düzlüğe çıkması, belini doğrultması, feraha ve istikrara kavuşması sorun sacayağından kurtulmasına bağlıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmiş hatalarından ders almak ve dahası Anayasal sorumluluklarına harfiyen uymak yerine hala tahrik edici bir üslupla gündem mimarisine özenmesi yadırgatıcı olduğu kadar fahiş bir yanlıştır.

AKP’nin bir Türkiye partisi haline gelmesi, her şeyden önce Erdoğan’ın gölgeli ve arızalı mizaç ve yönlendirmesinden arınmasına bağlıdır.

Sayın Davutoğlu’nun Erdoğan’ın tesir alanından çıkması, bağımsız ve kendi ayakları üzerinde durması partisinin hükmü şahsiyetine saygısının bir gereği olmasının yanı sıra AKP’ye oy veren kardeşlerimize bağlılığının da bir mükellefiyetidir.

Türkiye yakılıp yıkılırken Erdoğan’ın koalisyon bilirkişisi gibi ahkam kesmesi, yetki ve görev sınırlarından üst üste taşması kabul ve izah edilemeyecek bir edep noksanlığıdır.

Erdoğan’ın AKP’ye atfen söylediği; “Kendi ilkeleriyle karşı düşüncenin örtüşmesi lazım, herhalde örtüşmüyorsa intihar edecek hali yoktur.” ifadeleri açıkça tarafsızlığını ihlal ve yok sayan bir Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzca açıklamasıdır.

20 Temmuz’dan buyana geçen üç haftalık sürede 36 vatan evladının şehadetiyle milli yürekler kavrulmuşken, Erdoğan’ın siyasi ikbal ve seçim hesabı yapması bu aziz ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Erdoğan mutlaka ıslah olmalı, şahsına çeki düzen vermelidir.

AKP-CHP arasında süren ve yarın saat 14.00’de yapılacak önemli koalisyon buluşmasının arifesinde Erdoğan’ın üçüncü muhatap olarak devrede olması demokrasinin ruhuna kast etmektir.

Hükümeti kurma görevi Sayın Davutoğlu’ndadır.

En güçlü ve muhtemel koalisyon ortağı olarak da CHP ön plandadır.

AKP-CHP arasındaki görüşmeleri sabote etmek, kurulması an meselesi bir koalisyon hükümetini dinamitleyerek seçimlerin yenilenmesine çalışmak milli iradeye savaş açmakla özdeştir.

Siyasi normalleşmenin önünde en büyük kasis ve engel şeklinde duran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buna hiç hakkı yoktur.

AKP, bir kişinin pençesine düşmüş, bir kişinin koyu vesayetine mahkum edilmiş bir parti olmamalıdır.

Buna en başta Sayın Davutoğlu itiraz etmelidir.

Anayasa’nın 116. Maddesiyle ilgili esneme payının olmadığını, hükümet kurulmasıyla ilgili sürenin azaldığını belirli aralıklarla iddia eden Erdoğan’ın susması, seviyeli davranması en doğru seçenektir.

Kaldı ki, Anayasa’nın mezkur maddesi kesin bir hüküm olmayıp, gerektiği ve takdir edildiği durumda uzayabilecek, sonuç itibariyle Türkiye hükümetsiz bırakılamayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi AKP ile CHP’nin, Türkiye’nin bu ateşle çevrili ortamında; ister reform veya icraat, isterse de restorasyon hükümeti olsun hemen bir koalisyon kurmalarını şart görmektedir.

Bu tarihi demokrasi vazifesinden ne AKP ne de CHP kaçmamalı, gevşekliğe ve bozgunculuğa prim vermemelidir.

Eğer ki, Erdoğan’ın telkin ve tavsiyesiyle Sayın Davutoğlu’nun partimizi ziyareti planlanıyorsa, bilinsin ki, bu danışıklı dövüş şeklindeki görüşme düşüncesi cevap bulmayacak ve gerçekleşmeyecektir.

Sayın Davutoğlu, muhataplarıyla siyasi bagajlarını atarak temas ve diyaloglarını güçlendirmeli ve de CHP’yle koalisyonu yarın, değilse bile Cuma Namazını müteakip kurmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi beklentisi budur.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER