SON DAKİKA

BAY ÇÖLAŞAN…

Gündem Yazıları

Türkiye’den Gelmişler

Bu haber 01 Aralık 2013 - 0:15 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

Banu Doğan

tanridaglariZamanında Stalin’in sürdüğü Türklerden bir grup, sürgün sırasında birbirlerinden kopmadan yol almaya çalıştı. Bütün bir köy, birbirlerine sahip çıkarak zorlu yolculuğa başladı. Bir kısmı yolda hayata veda etti. Kalanlar Tanrı Dağlarına kadar gidebildi. Başka gidecek yerleri yoktu…

Tanrı Dağlarının eteğinde yeniden bir köy kurdular. Yeniden hayata tutunup yaşamaya devam ettiler. Ata toprağında… Horon tepiyor, kemençe çalıyor, dillerinden asla ödün vermiyor ve gururla Türklülerini yaşamaya devam ediyorlardı. Davullu zurnalı düğünler, bayramlar yapıyorlardı…

90’lı yılların başlarında o köye Türkiye’den bir televizyon gitti. Bir gezi programı çekmek için. Köydekiler heyecanla beklediler, televizyona ait minibüsü köyün girişinde gördüklerinde bir bayram havası esmeye başladı. Minibüs ilerledikçe evlerden sevinçle çıkan insanlar birbirlerine sarılıyor, çocuklar koşuşturuyordu. Sevinç çığlıklarının arasından bir tek cümle duyuluyordu: “Türkiye’den gelmişler!”

Sürgün sırasında küçücük bir kız çocuğu olan, o zamanki olayların canlı tanığı, yaşlı bir kadın vardı köyde. Buralara nasıl geldiklerini hatırlıyor, acısını hala hissediyordu. Türkiye’den geleceklerini ona günler öncesinden söylemişlerdi. İnanıp, sonra hayal kırıklığı yaşamak istemedi belki, bu konuda tek kelime etmedi gözleriyle görene kadar.

O gün garip bir kalp çarpıntısıyla beklenen saati özlüyordu gözleri. Saat geldi. Sonra Türkiye’den geldiler… Köydekilerin sevinç çığlıklarını duyduğunda hala kulaklarının doğru duyup duymadığını sorguluyordu.

Duydukları doğruydu. Penceresinden gördü Türkiye’den gelenleri… Türkiye’den gelmişlerdi…

Bacakları titreyerek yerinden kalktı. Kapıya yöneldi. Kalbinin sesi hızlanmış, artık dışarıdaki sesleri duymakta zorlanmaya başlamıştı. Duvarlardan tutunarak kapının tokmağına kadar gitti. Titreyen ellerini tokmağa uzattı. Sanki tokmağı çevirince özlediği vatanının topraklarına açılacaktı gözleri… Çocukluğundaki gibi koşarak değil uçarak inecekti merdivenlerden…

Kapıyı açtı. Evinin önüne kadar gelmişti televizyoncular. Gözleri fal taşı gibi açık öylece bakakaldı. Doğruydu işte! Türkiye’den gelmişlerdi!

Elleriyle ağzını kapattı. Nefes bile alamıyordu.

Bir iki adım atıp merdivenlere yöneldi. İlk basamağa kadar gitti, oturuverdi oracığa. Daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir sevinçle ağlamaya başladı. Yıllardır görmediği anasına, babasına kavuşur gibi, doğduğu toprağa döner gibi…

Yıllardır içine akıttığı acı gözyaşlarının intikamını alır gibi sevinçle ağladı, ağladı… Boğazına saplanan bütün düğümler tek tek çözüldü…

Çekim yapmaya giden, zamanın TRT ekibiydi. (Zamanın TRT ekibi, bugünün değil) Program, Gezelim Görelim programı. Nuray Yılmaz, yaşlı kadının yanına gitti. Basamağa, onun yanına oturdu. Gözyaşlarını sildi, yaşlı kadını bağrına bastı. “Ben seni ağlatmaya gelmedim, mutlu ol diye geldim” dedi.

Yaşlı kadın, ağlamaktan konuşamadı ama ıslak mavi gözleriyle Nuray Yılmaz’a öyle bir baktı ki, anlattı her şeyi… Bütün hayatını, hasretini, acısını ve o anki mutluluğunu…

O an burada, Türkiye’de, Türkiye’dekiler ekrana bakarken yıllardır görmedikleri bir parçalarını görüyorlardı. Gözleri ıslanmayan var mıydı bilmiyorum ama biz o kadını tanıyorduk. Köydekileri biliyorduk. Kemençelerimiz aynı şarkıları çalıyor, ayaklarımız aynı horonu tepiyordu yıllardır. Anlattıklarını yaşamıştık. Acılarını hatırlıyorduk. Daha onlu yaşlarında olanlar bile anlıyordu olanları. Bizdendi, bizdi onlar…

Hala oradalar… Yaşlı kadın anasına babasına kavuştu mu bilinmez, ama köy yerli yerinde duruyor. Tanrı dağlarının eteklerinde…

Bir kısmı orada, bir kısmı Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Türkmenistan’da, Özbekistan’da, Kırgızistan’da, Doğu Türkistan’da… Oradalar… Biz de burada…

Neden? Çok saçma değil mi bu ayrılık? Çok acı değil mi bu parçalanmışlık? Çok gereksiz değil mi bu kopukluk?

Onlar orada… Biz burada… Gönül kırık, parça parça…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.