Asikurtlar©

Türkiye – AB ilişkilerinde Kıbrıs faktörü ve vize ihaneti!

Türkiye – AB ilişkilerinde Kıbrıs faktörü ve vize ihaneti!
12 Nisan 2016 - 9:53 'de eklendi ve 4100 kez görüntülendi.

 

 

Kıymetli ülküdaşım Salih Şimşek ilk defa kaleme aldığı yazısını bana yollamış, eksiklerini ve fikrimi öğrenmek istemiştir. Bir solukta beğenerek okuduğum Salih Şimşek kardeşimin yazısını kendi köşemden Siz kıymletli okurlarımla paylaşmayı uygun gördüm. Emin ki sizlerde bir solukta okuyacak ve beğeneceksinizdir.
Kıymetli ülküdaşım Salih Şimşek’in tarihe not düşecek yazısı.

Türkiye – AB ilişkilerinde Kıbrıs faktörü ve vize ihaneti!

Hiç şüphesiz ki, Türkiye için KKTC’nin gerek tarihi, gerekse stratejik bir önemi vardır. Kıbrıs davamızı daha iyi anlayabilmek için öncelikle olayın tarihçesi hakkında biraz bilgilerimizi tazelemek istiyorum.

Kıbrıs’ın tarihi!

Eric Solsten’in tahminlerine göre insanlık yaklaşık MÖ 10000 yıl evvel Kıbrıs ile tanışmıştır. Bu verilere ve tahminlere dayanarak Kıbrıs’ın ciddi bir tarihe sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Osmanlı İmparatorluğunun Kıbrıs’ı fethi ise 1571 yılına dayanmaktadır. O yıllar Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu, hiçbir sefere katılmayan ilk padişah olarak tanınan, II. Selim’in (Sarı Selim) padişahlık dönemine tekabül etmektedir. Kendisinin denizciliğe büyük önem verdiği rivayet edilir.

İmparatorluğun dağılma döneminin 1878 yılında gerçekleşen bir diğer Osmanlı – Rus savaşında, İngilizler Osmanlıya “ruslara karşı yardım” vaadinde bulunmuştur. Bu yardım kapsamında, Sultan II. Abdülhamid döneminde, Osmanlıya verilecek yıllık 92.000 altın karşılığında Kıbrıs Birleşik Krallık tarafından 50 yıllık bir süre için kiralanmıştır.

I. Dünya harbinde Osmanlının İttifak devletlerinin yanında yer alması münasebeti ile İtilaf devletlerinin bir parçası olan İngilizler Kıbrıs’ı 1914’de ilhak etmişlerdir!

Adada tarih boyunca süregelen çatışmalar 1960’da Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması ile sonlanmamıştır. Azınlık olarak görülen Türkler her defasında çeşitli zorluklarla karşılaşmışlardır. Nitekim Türkiye adada var olan türklerin hürriyetini savunmak babında Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesine dayanarak 20 Temmuz 1974’de askeri harekat başlatmıştır.
Akabinde ilan edilen ateşkese uymayan Rum birliklerini göz önünde bulunduran Türkiye 13 Ağustos’da “Ayşe’yi yine tatile çıkarmıştır” ve Türk birliklerini yine harekete geçirmiştir.

Böylelikle 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983 yılında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.

1983 yılında kurulan KKTC yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından tanınmaktadır. AB adanın kuzey kesiminin “Türkiye tarafından işgal edildiğini” öne sürmektedir ve böylelikle KKTC’yi tanımamaktadır.
AB’ye göre adada tek bir devlet vardır, o da Annan planına göre Kıbrıs Cumhuriyetidir.
2004 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olan Kofi Annan Kıbrıs Rum Kesimi ve KKTC ile Annan Planı için halkoylamasına gitmiştir. Bu oylamada Türklere ve Rumlara federasyona benzer bir şekilde beraberce AB üyesi olmak isteyip, istemedikleri sorulmuştur.
Türk Milleti açısından bu tasvip edilebilir bir karar değildi! Lakin AKP hükümetinin AB’ye girme çabası için bu taviz verilmeli ve Kıbrıs Türklüğü bu referandumda “Evet” demesi lazımdı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurucusu, sayın Rauf Denktaş bu oylamadan “HAYIR” kararı çıkması ve KKTC’nin bağımsızlığının devam etmesi için elinden geleni yapmıştır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Recep Tayyip Erdoğan ile karşı karşıya gelmiştir. Sayın Erdoğan sayın Denktaş’a “Bu iş sayın Denktaş’ın kişisel olayı değildir” derken, aslında çoktan KKTC’den vazgeçtiklerini ve böylelikle kişisel menfaatlerini gözetenlerin sayın Denktaş değil, kendileri olduğunu ispat etmişti. KKTC’nin ve sayın Denktaş’ın aleyhinde tezgahlanan bunca oyunun sonunda Kıbrıs Türklüğü referandumda 64.90% oy ile Annan Planına “evet” demiştir. Lakin Kıbrıs rum halkının oylamada 75.83% ile “hayır” demesi ile birlikte AB’ye Kıbrıs adına sadece Rum kesimi dahil olmuştur ve böylelikle AKP hükümeti ileriki yıllarda birçok kez daha olacağı gibi “kandırılmıştır”.

Kıbrıs Cumhuriyeti 2004 yılından bu yana AB üyesidir, lakin Türkiye tarafından tanınmamaktadır!
Rahmetli Rauf Denktaş bu oylamada Türklerin “evet” kararı vermesi üzerine ertesi yıl olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmamıştır. Kendisi AKP hükümeti ile birçok kez fikir ayrılığı yaşamıştır ve nitekim Recep Tayyip Erdoğan kendisine “Git kendi ülkende politika yap, benim ülkemde politika yapma” gibisinden terbiyesizce sözler sarf etmiştir.

Bütün bu bilgileri göz önünde bulundurarak günümüze doğru gelmek istiyorum.
Nisan 2015’de KKTC’de gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mustafa Akıncı göreve gelmiştir. Ne acıdır ki, göreve gelişinin daha ilk haftalarında basiretsizliğini bütün dünyaya ispatlamıştır.

Mayıs 2015’de başlayan müzakereler bağlamında adada bir “Birleşik Kıbrıs Federasyonunun” oluşturulacağı söylemiştir. Kurulacak olan bu federal sistemin ayrıntılarına girmeyeceğim lakin şunu ifade edebilirim; Federal sistemin Kıbrıs Türklüğüne neredeyse hiçbir faydası yoktur ve olmayacaktır! Bu girişime olaya milliyetçi bir gözlük ile bakan bir şahıs olarak “İHANET” diyorum!

Maalesef olay sadece Mustafa Akıncı’nın yapmakta olduğu tarihi hatalardan ibaret değildir. Türkiye’de 2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP hükümetininde tarihe kara bir leke olarak düşecek olan yanlış politikaları söz konusudur.

Şu an AKP’nin bariz hatası Mustafa Akıncı adlı şahsın yapmış olduğu tarihi hatalara sessiz kalması, veya yeterince ses çıkartmayıp taviz vermesidir.
Bir diğer tarihi hata ise Almanya ile müzakere edilen Vize konusunda Türkiye’nin vermiş olduğu tavizlerdir. Kamuoyu maalesef Mart 2016’da yürürlüğe giren ve mültecileri bağlayan “Geri Kabul Anlaşması” ile birlikte Türkiye’nin vizesiz seyahat edebileceğini zannetmektedir. Lakin bu tarihi bir yanılgıdır! AB vizesiz seyahat konusunda Türkiye’ye 72 maddelik bir anlaşma dayatmaktadır.
Şüphesiz bütün maddeler ilgili makamlarca incelenip bu anlaşmanın Devletimizin lehinemi, yoksa aleyhinemi olduğu tespit edilmesi lazım.

Ben ise Kıbrıs davamızı etkileyecek olan iki madde hakkında sizlerle görüşlerimi paylaşmak istiyorum. 72 maddelik anlaşmanın Kıbrıs’ı bağlayan iki maddesini siz değerli kişilerin kararına sunuyorum;

“Başta komşu AB Üye Devletleri ile yeterli nitelikte işbirliğinin sağlanması, AB üye ülke sınırlarının yönetiminin güçlendirilmesi (…)”

“Tüm AB Üye Devletlerin vatandaşlarına, Türkiye Cumhuriyeti topraklarına girişlerinde eşit davranışması.”

Sunmuş olduğum ilk maddenin üstü örtülmüştür. Komşu AB Üye Devletleri derken, Kıbrıs Rum kesiminin kast edildiği barizdir! Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi ile işbirliği yapması için evvela Kıbrıs Cumhuriyetini tanıması gerekiyor!
Bu ise Kıbrıs davamıza bir ihanet niteliği taşımaktadır. Türkiye katiyen KKTC’ye sırt çevirip, Kıbrıs Cumhuriyetini tanıyamaz!

Diğer maddenin gerçekleşmeside aynı şekilde Devletimizin Kıbrıs Cumhuriyetini tanıması durumunda olacaktır. Bunlar kabul edilebilir maddeler değildir. Yıllardır vermiş olduğumuz Kıbrıs mücadelemiz ve ŞEHİTLERİMİZE ihanet niteliği taşımaktadır bu anlaşma. Türkiye derhal bu maddeleri reddetmelidir!

Bir diğer gelişmede Türk askerinin KKTC’den çekilmesidir. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan gazetelerde Türk Askerinin önemli bir bölümünün adayı terk ettiği açıklanmıştır. Askerlerimizin Şırnak kentinin Beytüşşebap ilçesine gönderildiği duyrulmuştur.

Şimdi sizlere soruyorum;
Kuzey Kıbrıs’da günümüze kadar asker sayımız neredeyse hiç azalmamıştır. Türk Askerinin önemli bir bölümünün adadan çekilmesi basınada yankı bulmayan müzakerelerin bir tezahürümüdür?

“Birazını şimdi gönderelim, ilerde hepsini göndeririz” zihniyetinin hakim olmadığının garantisini hükümet bize verebilir mi?

Bütün bu gelişmeleri göz önünde bulundurarak Türk Milleti olarak Kıbrıs davamızı takip etmemiz lazım.Bizim değil Kıbrıs’ı, verecek tek bir avuç toprak parçamız dahi yoktur!
Kıbrıs’ı gözden çıkaranlara ve buna sessiz kalan vatandaşlarımıza duyurulur..
Rıfat PAÇA

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER