Asikurtlar©

TÜRK SİYASETİNİ KARIŞTIRMA ÇABASININ DIŞ NEDENLERİ

TÜRK SİYASETİNİ KARIŞTIRMA ÇABASININ DIŞ NEDENLERİ
08 Haziran 2016 - 9:39 'de eklendi ve 4167 kez görüntülendi.

 

 

Garip olduğu kadar vahim bir gündem yoğunluğu içerisindeyiz.
İçte ve dışta yaşanan her ne varsa hepsi Türkiye’yi günden güne biraz daha sıkıştırıyor, mevcut halden başka bir şeye zorluyor!

Büyük küresel hesaplaşma sanki ilk sınavını Anadolu çevresinde veriyormuşçasına bir durum hâkim.
Malum, Soğuk Savaş sonrasında tek kutuplu hale geldiği yorumu yapılan dünyada artık güç dengesi meselesiyle ilgili kesin bir değerlendirmede bulunmanın imkânı yok.
Hatta ortada dengeden ziyade, karşı karşıya gelen ve kimi noktalarda çatışan bir halin, güç dengesizliklerinin bulunduğunu söylemek daha doğru olur.
Küresel sistem kendisine çağın şartlarına uygun olan yeni bir denge durumu ve bunu oluşturacak sebepler-sonuçlar arayışına girmişken, Türkiye bu global iklimi ne derecede okuyabiliyor sorusunun cevabı da ne yazık ki belli değildir.

Siyasetin genelinde yaşanan kırılmalar, mecliste gurubu bulunan tüm siyasi partilerle ilgili başlatılan ve sözde parti içi muhalefet adına yürütülen “siyasi operasyonlar” şüphesiz ki küresel sistem çatışmalarından bağımsız olarak değerlendirilemez.
MHP’yi asli rotasından saptırma arayışı içerisinde olanların “paradigma değişikliği” söylemleriyle kamuoyu önünde MHP’yi tartıştırma çabaları, CHP içerisinde karışıklık çıkarma uğraşları ve bunu söylemsel düzlemden fiiliyata dökme arayışları, AKP’de Davutoğlu’nu neredeyse bir saatte görevden uzaklaştırmaya sebep olan nedenler ve hepsiyle birlikte mecliste 5. bir partiyi hayata geçirebilme trafiği…
Bunların hepsi “kendi haliyle gelişemeyecek” kadar kolay olmayan ve birbirinden bağımsız gibi görünen meseleler olsa da, Türk siyasetine, yani Türkiye’yi yöneten/yönetecek kadrolara bir yerlerden bir takım müdahale girişimlerinin olduğunu gösteriyor.
* * *
Türkiye iç siyasi tartışmalarla ne kadar meşgul edilirse, dışarıda da o kadar hızlı ve Türkiye aleyhinde adımlar atılıyor.
Bu durumun neden şimdi yaşanmaya başladığı önem kazanıyor.
Yani kim yada kimler, Türkiye’den ne istiyor, ne talep ediyorlar da zorlama veya kendilerince alternatif arayışıyla Türk siyasetine müdahalede bulunma zeminini yoklayıp, bu çabalarını “toplumsal bir hareket-miş gibi gösterme” uğraşına giriyorlar?

Bugün bu sorunun tespitini doğru yapamazsak, peşi sıra kendi lehimize, ülkemiz ve milletimiz veyahut mensubu bulunduğumuz siyasi parti için doğru olan karşı hamleleri yapmamız gibi bir durum söz konusu olamaz.
İşte tam da bu noktada içerisinde bulunduğumuz dönemde özellikle bölgemizde ve dünyada nelerin olup bittiğini sağlıklı şekilde anlamlandırmamız gerekiyor.
Yaşanan olaylar paralelinde Türkiye’den beklenilen talepleri, coğrafi durum baz alınarak ve sadece burada sunacağımız konular bağlamında kuzey ve güney olarak ikiye ayırmakta fayda vardır.
Zira Türkiye’nin kuzeyinde olup bitenlerle yada olacaklarla ilgili talepte bulunanların birbirlerine düşman ve zıt noktalarda yer aldığı görülürken, aynı çevrelerin Türkiye’nin güneyinde “işbirliği” imkanlarını geliştirme arayışı içerisinde olduğunu görüyoruz.

Türkiye’den güneyinde kalan bölgeyle ilgili istenilenler genel olarak şu başlıklarda kendisini gösteriyor: Suriye ve Irak’ta yaşanacak sınır değişikliğine ses çıkarma, PYD’ye dokunma, Suriye sınırını kapat, Musul yakınlarındaki askerlerini geri çek, Kıbrıs’ta sözde çözüme karşı durma ve askerlerini adadan çıkar, İsrail ile sorunlarını hallet.
Kuzeyimizde kalan alanla ilgili istenilen ise daha çok Karadeniz’de NATO’nun askeri imkanlarını ve kapasitesini artırma uğraşlarına destek verilmesidir.
* * *
Genel perspektifle bu sahalarda gelişecek sonuçların, Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendireceği açıktır.
Özellikle güney bölgemiz, yani Suriye mevcut durumda en çok dikkat çeken alan olma özelliğini koruyor.
ABD’nin, PKK-PYD’ye verdiği destekle Rakka’ya operasyon başlatıyormuş gibi yapıp, bu terör örgütünü Menbiç’e yönlendirmesi ve Türkiye’nin İncirlik’i kapatmak gibi karşı bir hamlesi olabileceği ihtimalini hesap ederek Doğu Akdeniz’e uçak gemisi göndermesini bir yere not edelim.
Diğer tarafaysa, Rusya-Esad ikilisinin, ABD destekli Menbiç operasyonu ile “eşdeğer bir zamanlamayla” Rakka’ya yoğun bir askeri harekat başlattığını…
Bu iki gelişme üst üste konduğunda “alan kazanma” çabalarının Suriye’de “müşterek askeri harekatlar” sonucunu doğurduğu ortaya çıkıyor.

Halep ve çevresindeki bölgelerde de Rusya ile Esad’ın muhaliflere yönelik başlattığı ikinci ve son derece kapsamlı bir harekat daha söz konusu.
Türkiye işte bu denklem içerisinde adım atamıyor. Destek verdiği muhalif kesimler son aylarda kendilerinden beklenilen hiçbir başarıyı sağlayamadı.(Azez-Cerablus arası)
İtiraz ettiğimiz “PKK-PYD koridoru” belki sınırımızın hemen yanı başından, yani Azez-Cerablus arasından geçmiyor ama daha güneyde, sınırımızdan neredeyse 90 km kadar uzanan bir mesafeden geçecek tarzda Afrin ve Kobani kantonlarını birleştirmeyi amaçlıyor.
Sessiz kalır, karşı ve fiili bir hamle yapmazsak bu hattın kurulacağı ve Irak’ın İran sınırından başlayıp, Suriye üzerinden “şimdilik” Hatay’a kadar gelen bir hat üzerinde temel itiraz meselemiz olan senaryonun yani “PKK devletinin” ete kemiğe bürüneceği açık.
* * *
Fakat bir noktada önemli bir boşluk var ve bunu kullanabilmek yada en azından yapacağımız bir hamleye nasıl karşılık verileceğini değerlendirerek, Suriye üzerindeki oyunu farklı bir istikamete çevirebilmek mümkün görünüyor.
ABD madem ki Türkiye’nin bunca zamandır sınırdan sadece 40 km kadar derinlikteki alanı vurabilecek güce sahip olduğunu hesap ederek, PKK-PYD’ye bu menzilin dışından alan açmaya gayret gösteriyor, o vakit bu durumun üzerine gidilmelidir.(Türkiye’nin talep ettiği HIMARS füzelerini ABD’nin geciktirmesinin nedeni de açık ki burada yatıyor)

TSK’nın elinde menzilinin 100 km ve üzerinde olduğu bazı silah sistemlerinin bulunduğu biliniyor. İşte bu silah sistemleriyle, menzilinde kalan alanlardaki belirlenen bazı IŞİD hedeflerinin vurulması, hali hazırda Türkiye’ye rağmen adım atan çevrelerin stratejilerini gözden geçirmelerine neden olacaktır.
Hedef IŞİD olacak ama emin olun sesi başka yerlerden gelecektir. Lakin bu adım mevcut durumda atılması elzem olan bir adımdır ve Türkiye’nin hangi senaryo yada plan hayata geçirilmeye çalışılırsa çalışılsın, sınırlarımız boyunca uzanacak alandaki PKK-PYD kuşağına asla müsade edilmeyeceği kararlılığını ortaya koyacaktır.

Elbette bu çabalar, “Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan” tüm çevrelerle olan ilişkilerimizi düzeltme arayışlarıyla da desteklenmelidir.
Suriye’de, bu krize dahil olmuş olan kimse masum değildir! Ve yine hiç kimsenin tek başına sahip olduğu gücü, bu krizi bitirmeye muktedir değildir!
Bu nedenle Türkiye’nin meseleye alışılageldik müttefik-düşman tanımlaması dışında yaklaşması bir zorunluluk gibi görünüyor.
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER