Asikurtlar©

Türk Ocakları’ndan Türk-Rus İlişkileri Tarihten Günümüze konferansı

Türk Ocakları’ndan Türk-Rus İlişkileri Tarihten Günümüze konferansı
23 Ocak 2017 - 21:37 'de eklendi ve 3896 kez görüntülendi.

 

Ocakbaşı Sohbetlerinde Türk-Rus İlişkileri Tarihten Günümüze Masaya Yatırıldı

Türk Ocakları Genel Merkezi’nin düzenlediği Ocakbaşı Sohbetlerinde bu hafta “Tarihte ve Günümüzde Türk Rus İlişkileri” başlığıyla Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Ali Karasar konuşmacıydı.

“KAZAN’DAN SONRA RUS GENİŞLEMESİ BAŞLADI”

Sözlerine, “Yetişmiş olduğum bu kutsal ocağa konuşmacı olarak gelmekten guru duyuyorum” diyerek başlayan Karasar, Türklerle Rusların tarihte birbirlerinin antitezi gibi göründüğünü ifade etti. Ayrıca Türk-Rus ilişkilerin neredeyse kalubelaya dayandığını söyleyen Karasar, 13. yüzyılda Moğol hâkimiyeti altında vassal devletçikler halinde yaşayan Rusların daha sonra Kazan’ı ele geçirerek Sibirya’ya doğru genişleme kaydettiğini belirtti.

“PETRO ARKASINDA BİR İMPARATORLUK BIRAKTI”

Bu genişlemenin ekseriyetinin de Türk varlığına karşı olduğunu ekleyen Karasar, Rusların ‘doğru yol’ olarak tarif ettikleri bir Ortodoks inançlarının olduğunu söyledi. Daha sonraları ise Hristiyan âleminin sancaktarlığını üstlendiklerini aktaran Karasar, Rusya’da ki en büyük değişikliğin Petro döneminde, modernizasyonla başladığını ve Rusya’nın yeniden inşa edildiğini, Petro’nun arkasında bir imparatorluk bıraktığını söyledi.

“NAPOLYON’U VE NAZİLERİ RUSLAR DURDURDU”

Rusların bu süreçten sonra, Osmanlı’nın içindeki Hristiyan halkların hamiliğine soyunduğunu söyleyen Karasar, dönem şartlarında Rusya’nın muzaffer bir devlet olduğunu söyledi. Napolyon’un yenilgisinin Ruslar sayesinde olduğunu ve Avrupa’yı bambaşka bir sürece soktuğunu ifade eden Karasar, Osmanlı için en uzun süren yüzyılın onlar için altın yüzyıl olduğunu kaydetti. Rusların İngiliz tipi sömürgecilik uyguladığını aktaran Karasar, Japonya ile girdikleri savaşta kaybetmelerinin ardından artık yenilebilir devlet olduğunu göstermiştir. 93 Harbinde yenilen Osmanlı’dan da Kars, Ardahan, Batum’u Rusların aldığını söyleyen Karasar, I. Cihan Harbi ve II. Cihan harbi esnalarında, Rus topraklarında yaşayan Türklerin aktif bir şekilde savaşa sürüklendiğini ekledi. Cumhuriyet ve Sovyetlerin ilanından sonra iki ülke arası ilişkilerin Montrö Boğazlar Sözleşmesine kadar iyi gittiğini söyleyen Karasar, 2. Cihan Harbi sırasında da Nazileri engelleyenin Sovyetler olduğunu kaydetti. Sovyetlerin yıkılışına kadar da Türkiye Cumhurİyeti’nin pragmatik bir politika güttüğünü söyleyen Karasar, Sovyetler sonrası ilişkilerin daha da güçlendiğini ekledi.

Güncel Rusya-Türkiye ilişkilerini de değerlendirdikten sonra soru cevap kısmına geçildi.

turk-ocak-sohbeti

Nazmi Şimşek’in ‘Hasret Yürekler’ Kitabı Tanıtıldı

Türk Ocakları Genel Merkezi Sanat Edebiyat Kurulu Kuşlukta Yazarlar Topluluğu ile Milli Kütüphane Başkanlığı’nın birlikte düzenlediği kitap tanıtım toplantısında yazar Nazmi Şimşek’in “Hasret Yürekler” romanı konuşuldu. Programın açılış konuşmasını Türk Ocakları Genel Merkezi Sanat Edebiyat Kurulu Başkanı Ali Osman Mola yaptı. Mola, Sanat Edebiyat Kurulu’nun faaliyetlerinden kısaca bahsettikten sonra sözü Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz’a verdi. Sanat edebiyat faaliyetlerinin bir milletin kültürünü oluşturan çok önemli öğeler olduğunu ifade eden Yavuz, “Hasret Yürekler” romanının çıktığı tarihe dikkat çekerek Türkiye’nin önemli bir dönemeçte olduğunu söyledi. Yavuz, Nazmi Şimşek’i bir eğitimci olarak çıkardığı kitaplarından dolayı takdir etti ve misafirlere de programa katılımlarından dolayı teşekkür etti.

Program yazar Nazmi Şimşek’in özgeçmişini anlatan bir sunumla devam etti. Ardından romanla ilgili değerlendirmelerini yapmak üzere Ataman Kalebozan söz aldı. Romanın konusunu ve kısaca özetini anlatan Kalebozan, romanın ana fikrinin toplum içindeki önyargının ve bilgisizliğin insanları nasıl ayırdığı üzerine olduğunu söyledi. Kalebozan romanın dramatik, klasik, realist ve sosyal bakış açılarına sahip olduğunu belirtti. Romanın dil ve anlatım yönünden sade, yabancı kelimelerden ayıklanmış olduğunu ifade eden Kalebozan, Hasret Yürekler’in akıcı ve bilgi verici üslubundan bahsetti. Kalebozan, yazarın romanında kullandığı iki tür anlatım tekniğine dikkat çekerek, bunlardan ilkini betimleyici anlatım diğerini de açıklayıcı anlatım olarak ifade etti. Romanın sonunun açık uçlu bittiğini ekleyen Kalebozan, bu sayede okuyucuların zihninde romanın devam ettiğini belirtti. Kalebozan, romanda mekânın da çok geniş olduğunu aktardı.

Doç. Dr. Nermin Gürhan, ikinci konuşmacı olarak kürsüye çağrıldı ve roman üzerine konuştu. Gürhan, romanın kültürler arası farklılığı ve toplumsal cinsiyeti çok güzel bir şekilde ele aldığını belirtti. Romanın, yanlış eğitimler sonucunda insanların nasıl kin ve nefret tohumlarıyla yetiştirildiğine ve bunlarla nasıl birbirlerini yok ettiklerine değindiğini söyleyen Gürhan, şu anda da toplumumuzda araştırmayan, okumayan, sorgulamayan bir kesime dikkat çekti.

Diğer konuşmacı Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir Sezgin, kitabın son derece başarılı olduğunu söyleyerek değerlendirmesine başladı. Türkiye’de birçok kesimin ortak yanlışına dikkat çeken Sezgin, Aleviliğin ayrı bir din, ayrı bir mezhep olarak ele alındığını söyledi. Sezgin, Alevilik ayrımının Türk kültüründe ve tarihinde olmadığını vurgularken, bu ayrımın sebebinin Bektaşilikten, Kızılbaşlıktan eski Türk kültüründen uzaklaştırmak için olduğunu ifade etti ve mezhep, tarikat kavramlarını doğru kullanmanın önemini dile getirdi.

Son olarak “Hasret Yürekler” romanının yazarı Nazmi Şimşek söz aldı. Eğitimci olduğunu ifade eden Şimşek, yazma sürecinde edebi alana kaydığını söyledi ve bunu bir şans olarak değerlendirdi. Şimşek, “İyi bir eğitimci olmanın insanı tanımaktan geçtiğini farkına vardığım ilk zamanlardan itibaren okumalarım uzun yıllar insana yönelik devam etti.” dedi. Sorgulayıcı okumaları devam ettikçe “Neden ben de yazmıyorum?” sorusunu kendisine yönelttiğini söyleyen Şimşek, yazmaya böyle başladığını dile getirdi. Yazar, öğrencilerine de her türde yazı yazdırmaya gayret ettiğini söylerken tek derdinin insanı tanımak ve onunla ilgili yapabileceği katkıyı sunmak olduğunu ifade etti. Bu amaç doğrultusunda yazdığı kitaplardan ve yazılardan bahseden Şimşek, yazılarının hepsinde eğitimci ruhunun görülebileceğini belirtti. Şimşek, “Hasret Yürekler” kitabının konusunun öneminden ve hassasiyetinden bahsetti. Sünni bir kimlikten geldiğini söyleyen Şimşek, her iki tarafın da önyargılarını aktardığını ifade etti. Şimşek, taraf olmamak için ayrıca çaba sarf ettiğini, tarafsız olmak için titiz davrandığını, iki tarafın da birbirini ötelememesi için kafalarına bir soru işareti bırakmaya çalıştığını vurguladı. Romanı yazmaya başladığında olumsuz eleştiriler aldığını söyleyen Şimşek, onu destekleyen arkadaşlarının da olduğunu belirtti. Şimşek, Türk Ocakları Genel Merkezi’ne, Sanat Edebiyat Kurulu’na ve Kuşlukta Yazarlar grubuna teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

Program Feyzullah Budak’ın müzik dinletisiyle devam etti. Kitap imza programıyla sona erdi.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER