SON DAKİKA

“Türk milleti…Sensiz Asla”

Bu haber 11 Ekim 2012 - 14:31 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

“4 KASIM 2012 TARİHİNDE GERÇEKLEŞECEK OLAN 10. OLAĞAN BÜYÜK KURULTAY MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜ İRADENİN TEMİNATI ALTINDADIR”

 

Prof. Dr. Semih Yalçın

 

21. yüzyıl, bilim ve teknolojide baş döndürücü gelişmelerin birbirini takip ettiği, modern toplumların gelişmişlik ve kalkınma yarışına girdiği bir zaman dilimi olmakla beraber, aynı zamanda büyük bir bunalım çağıdır. Bu çağın işaretleri daha 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren belirgin şekilde görülmeye başlanmıştır. Âdemoğlu, kendini bilime ve dünyevi kudrete adadıkça, manevi ve insani değerlerinden uzaklaşmaya başlamış; terazinin bir kefesi ağırlaşırken, diğer kefesi boş bırakılmış, ihmal edilmiştir. Bu durum, milletlerin hayatında büyük sosyolojik çalkantılara, buhranlara yol açmıştır.

 

Batılı ülkeler gelişip güçlenirken emperyalist niyet ve ihtirasları da başka milletleri ciddi şekilde tehdit eden bir vaziyet almıştır. Ellerindeki üstün teknolojik imkânlarla yeryüzünü kolonileştirme çabasına giren büyük devletler karşısında Türk milleti, beka mücadelesine girmiştir. İstiklal Savaşı bu mücadelenin zirve noktasıdır. Türkiye Devleti, milletimizin hür ve bağımsız yaşama azminin tezahürü olarak kurulmuştur. Ancak Cumhuriyet’in hamurunu yoğuran ve onun kuruluş felsefesini oluşturan Türk milliyetçiliği, Atatürk’ün ölümünden sonra devlet politikası olmaktan çıkmıştır. Yönetim, zamanla millet sevgisi ve mensubiyet şuurundan mahrum kadroların eline geçmiştir. İşte Ülkücü Hareket’in ortaya çıkış sebeplerini,yakın tarihimizdeki savaşlar, sarsıntılar, darbeler ve krizlerle dolu bu sürecin dinamiklerinde aramak lâzımdır.

 

Ülkücü Hareket’in kurucusu olan merhum Alparslan Türkeş, söz konusu süreci iyi tahlil eden bir devlet adamı ve politikacı olarak Türk gençlerini, milliyetçilik ülküsü etrafında yeniden toplanmaya davet etmiştir. Devletimizin kuruluş felsefesinin yeniden genç nesillere benimsetilmesi, sevdirilmesi için fikirde çığır açan Türkeş, bunalım çağına ve bu çağın getirdiği iç ve dış tehlikelere karşı hazırlıklı olmaları için Türk gençlerini bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bu itibarla Ülkücü Hareket, Cumhuriyet tarihinin en büyük dominant siyasi hareketidir. Milletimizin hür ve bağımsız yaşama azminin tezahürü olan tabii bir reflekstir.

 

Meselelere bu pencereden bakıldığında Ülkücülük, her şeyden önce bir siyasi bakış açısıdır. Bununla birlikte insanın hayat, dünya ve ahiret anlayışını belirleyen düsturların bütünü, o bakış açısında yer alır. Temelinde Allah ve millet sevgisi yatan Ülkücülüğün fikrî çerçevesi “Türklük ve İslamlık” anlayışının ahengiyle çizilmiştir.

 

İslamiyet’i kabul eden milletler arasında hiçbirinin kendi millî kimliğini İslam kültürüyle mezcedip kaynaştırmakta Türklerden daha ileri gitmediğine inanan Ülkücüler için Türklük ve Müslümanlık, birbirinin tamamlayıcısıdır. Bu gerçeği Ahmet Ağaoğlu 1914’lerde “İslamiyet Türk’ün dinidir, din-i millîsidir, kavmîsidir. Türk İslamiyet’i cebren, mahkûm, mağlup olarak değil, hâkim galip olarak kabul etmiştir. Bin seneden beridir ki İslamiyet’in en ağır yüklerini, omuzlarına alarak taşımaktadır.” şekliyle ifade etmiştir.

 

Diğer taraftan Ülkücüler, içinden yetiştikleri Türk milletine derin bir sevgi ve bağlılık duygusu hissederler ki bu mensubiyet şuurudur. Tarihin milletler mücadelesinden ibaret olduğuna inandıkları için mensubu oldukları Türk milletinin de bu mücadeleye her an hazır hâlde bulunması için gayret gösterirler. Onlar, Türk milletine canlarını seve seve verecek kadar karşılıksız bir sevgiyle merbut oldukları için fikirlerini Türk milliyetçiliği diye adlandırırlar.

 

Türk milliyetçiliği, binlerce yıllık bir kültür birikiminin ürünüdür. Buradan hareketle denilebilir ki Ülkücülerin milliyetçilik anlayışı, ırka değil, kültür unsuruna dayanır. Ülkücü Hareket’in koruyucusuDevlet Bahçeli, Ülkücülüğü en sade tanımıyla “Ülkücüler; bir davanın, şuurla benimsenmiş bir ülkünün, tutkuyla sahiplenilmiş bir iddianın yaşaması ve yaşatılması için candan ve serden vazgeçmeyi göze alan insanlık mucizeleridir. Yollarından dönmemişler, inançlarının kıblesinden ayrılmamışlardır. Gösteriş ve gürültüden ziyade sadelik ve durulukla hilali taşımışlardır….Ve şüphesiz ülkücü olmak budur.”şekliyle tarif etmiştir.

 

Ülkücülük, hem kendi hayatını millî ve manevi değerlerin icaplarına göre belirleyebilmek, hem de etrafına örnek ve ışık olabilmektir. Ülkücü öyle yüksek ahlaka ve sarsılmaz bir imana sahip olmalıdır ki genç nesiler, yetişkin Ülkücülere bakarak onlardan ilham almalı, yönlerini onların rehberliğinde tayin edebilmelidir.

 

Ülkücülük; yaşa göre değişmeyen, yetişkin her insanı saran, kucaklayan, ruhu ve bedeni süsleyen bir idealdir. Ülkücülük sevgidir, merhamettir, rahmettir. Ayrılık,gayrılık bilmemektir. Ülkücüler, kolay kolay nefislerine ve heveslerine yenilmeyen dava adamlarıdır.Çünkü onlar sağlam iradelerini ve sarsılmaz bağlarını, vaktiyle her gün birkaçını toprağa verdikleri şehitlerin cenazelerinde ettikleri yeminlerle perçinlemişlerdir. Ülkü uğrunda her ölenin bedeni toprağa girerken ruhunun maşerî vicdana karıştığına inananlardır. “Bir ölür, bin diriliriz” sözü işte böyle bir ruhlar temerküzünün slogana dökülerek ilanından ibarettir.

 

Ülkücü, bir başka Ülkücünün hatalarıyla uğraşmak yerine onun eksiklerini tamamlamaya çalışır. Bunun ötesi şahsiyata, nefsine uymaya girer. Şurası unutulmamalıdır ki keramet, insanların şahsi evsaf ve hususiyetlerinde değil, Ülkücü Hareket’in kendisindedir.Marifet, ayrılıkta değil, maşerî vicdana tabi olmakta ve ortak akıldan sapmamaktadır.Ülkücüleri büyük ve kuvvetli gösteren, onlara şahsiyet kazandıran, kişisel özelliklerinden çok içinde bulundukları camia ve fikirleridir.

 

Hareketimiz ve fikriyatımız uzun ve meşakkatli yollardan geçerek bu günlere ulaşmış, Ülkücüler, davaları uğrunda ağır bedeller ödemiştir; çileyi, sefaleti, yokluğu görmüştür. 12 Eylül askeri darbesinden sonra önemli bir kısmı zulmü, işkenceyi, hapishane hayatını tatmıştır. Binlerce Ülkücü fidan; vatan, bayrak ve millet uğruna gül bahçesine girercesine ölümün koynunaatılmıştır. Ancak uğruna hayatlarını verdikleri, canlarını yoluna koydukları Türk Devleti, serdengeçti Ülkücülere sahip çıkmamıştır. Bilakis arkadaşlarımız, devletine ihanet edenlerle aynı kefeye konulmuştur. Bazılarımız, hainlerle aynı darağacında sallandırılmıştır. Ne acıdır ki askerimize, jandarmamıza, polisimize kurşun sıkan sahte “devrim kahramanları” bazı çevrelerde fidan diye anılırken, Ülküdaşlarımıza hak etmedikleri sıfatlar yakıştırılmıştır. Buna rağmen aramızdan hiç kimse hak bildiği yoldan ayrılmamış, devletine bağlılığını, milletine can borcunu sorgulamamıştır. İşte siyasette Ülkücü Hareket’in temsilcisi olan MHP, Ülkücülerinbu mücadele ruhunu ve azmini yaşatmaktadır.

 

Bu haliyle Milliyetçi-Ülkücü Hareket, tarihî fonksiyonunu kararlılık, sabır ve azimle icraya devam edecektir. Milliyetçi-Ülkücü Hareket var oldukça bütün kirli hesaplar boşa çıkacaktır. MHP 10. Olağan Büyük Kurultayı ile “Ülküsünü, Hilalini ve Bin yıllık Kardeşliğini geleceğe taşıyacaktır.”Milliyetçi-Ülkücü Hareket, hayati öneme sahip bu kültür taşıyıcılığı rolünü idame ettirirken temel düsturunu ve kurultay sloganını “Türk milleti…Sensiz Asla”olarak şekillendirmiştir.

 

O halde Türk milletinin olmadığı bir mevcudiyet hangi alanda olursa olsun tarafımızdan asla kabul görmeyecektir.

 

Türk kamuoyuna saygıyla duyurulur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.