SON DAKİKA

Trump Ve Almanya

Gündem Yazıları

BEDAVA ÜLKÜCÜLÜK

Gündem Yazıları

KADER MAHKÛMLARINA AF

KÖŞE YAZILARI

Türk İnkılabının Sınıfsal Dinamiği!

Bu haber 10 Aralık 2014 - 19:42 'de eklendi ve 28 kez görüntülendi.

Öteden beri, Türk İnkılabının bir sınıf inkılabı olmadığını, milli bir inkılap olduğunu konuşur dururuz. Ne yazık ki böyle değilmiş; kurcaladıkça ortaya çıkan yeni manzaralar var!
Yeni fark ediyoruz ki Türk İnkılabı eksik ve gevşek de olsa, özellikle “eğitim-kültür yönünden” bir “sınıf inkılabı”ymış.
Şimdi bu yılışık Osmanlıca tartışmaları bizi, gelenekten koparmış ve yeni bir şeyler söylemeye mecbur bırakmıştır.
Evvela… Klasik dönemde “Osmanlıca” o kadar da “Osmanlı Türkçesi” değildir. Divan edebiyatı ile de keyiflenen bir “bürokrasi” dilidir. Yani bu dili, Medrese veya Enderun eğitimi almamış bir Türk köylüsü hiçbir zaman konuşmamış, okumamış ve yazmamıştır. Esnaf ve amele de görmemiştir.
Dilin sanat kalitesi ayrı bir konudur. Ben sosyal yaygınlığını ve milli değerini tartışıyorum.
Kim kullanmıştır peki?.. “Medreseliler” kullanmıştır! Hem de yüzyıllar boyunca…
Dilde “neden bu kadar çok Arapça Farsça kelime olduğu” da böylece ortaya çıkmıştır. Eğer önce Fatih’e kadar saf bir Türkçe olup da sonra Osmanlıca ortaya çıkmış olsaydı, yavaş yavaş Türkçeden uzaklaşması gereken bu dilin en anlaşılmaz metinlerinin 15.-16. Yüzyıla ait olmaması gerekirdi. Anlaşılan o ki; kelime transferi, 1320’lerde Davud-u Kayseri’nin İznik Medresesini kurmasıyla başlamış ve dildeki Arapça-Farsça kelime oranı, medresenin eğitimdeki etkinlik derecesine bağlı olarak Klasik dönemde zirveye varmıştır.
Mesela medresede “sirkat” gibi Arap harfleriyle sadece dört harf kullanılarak ve altı harekette yazılan bir kelimeyi öğrenen Türk çocuğu, bir süre sonra 8 harfle ve 14 harekette yazılan “hırsızlık” kelimesini yazı dilinden çıkarmıştır.
Böylece 1320’lerde % 100 Türkçe kelimelerle konuşan Oğuzlar, 1920’lere gelindiğinde Atatürk’ün gençliğe hitabesinde olduğu gibi % 15 Türkçe kelime oranıyla yazıp-çizeceklerdir.
Demek ki Alfabe, yazı dilini etkileyebiliyor, konuşma diliyle yazı dili arasında, halkla devlet arasında, köylüyle kentli arasında sınıfsal farklılıklara yol açabiliyormuş.
Osmanlıcanın anlatım kalitesi dildeki kelime zenginliğinden değil, bu dili kullanan nüfusun, seçkin ve eğitimli olmasından kaynaklanır.
Osmanlılarda zamanla dil üzerinden bir kültür burjuvazisi oluşmuş ve bu kozmopolitik elit zamanla halktan uzaklaşmıştır. Milliyetçileri, cephelerden tanıdıkları Mehmetçik’in doğal ve ulusal hakları için Kazan’dan ve Kırım’dan akıl transfer ederek harekete geçiren budur.
Türkiye’de köylü nüfusun yani Osmanlıca eğitimi almamış nüfusun genel nüfusa oranı 1904 yılı itibariyle “% 80″dir. Okur-yazar oranının % 20’den az olmasının sebebi de zaten budur. Osmanlıcanın muhatapları, bu kentli nüfusun içindedir. Bu % 20’lik sınıf, Fransız İhtilaliyle devrilen, Fransa’daki ayrıcalıklı üst sınıfların nüfus oranına denktir. Demek ki Türk İnkılabının % 80’lik sınıf tabanı yani “proletaryası” devletin dilinden anlamayan köylülerdir.
Bu dil farkı, kentli nüfusla köylü nüfus arasında devlet imkânlarından ve medeni kalkınmadan yararlanma hususunda bir haksız rekabet meydana getirmişti.
Üstelik ticaretle uğraştıkları için kentlere daha erken göç etmiş olan Ermeniler, Rumlar ve Museviler, yükselme konusunda avantajlar elde etmişlerdi. Bunlar devletin dilinden anladıkları ve hatta yabancılara meramlarını anlattıkları için paranın ve medeniyetin yolunu daha erken bulmuşlardı.
Öyle ki 1873 yılı itibariyle bugün iktisadi gelişmenin önemli bir ölçütü sayılan ithalat ve ihracatta Gayrimüslimlerin payı “% 97” idi. (Bkz. Ali Suavi Salnamesi, Wagram/ Paris, 1873)
Devletin yüzyıllarca Dirlik vererek toprağa bağladığı ve Tımar çiftliklerinden cepheye taşıdığı konar-göçer menşeli Türkler ise daha çok köylerde yaşıyor; “öküz Anadolulu!” stajı yapıyordu.
Yanlış görmüşüm. Üzülerek “Türklerde sınıf farkı yoktur” diye öğünmekten vazgeçiyorum. İşte yeni milli tezimiz:
Osmanlı toplumunda zamanla iki sınıf ortaya çıkmıştır:
1- Osmanlıca bilen kentliler, sırtını devlete dayayarak bundan ekmek yiyenler ve ticaretini yapıp, bedel-i askeriye ödeyen zenginler!..
2- Osmanlıca bilmeyen köylüler, cephelerde şehit düşerek ailelerini fakirliğe mahkûm edenler!..
Türk İnkılabı, birinci sınıftaki Milliyetçi subayların, ikinci sınıftaki fakir çoğunluk için harekete geçmesiyle gerçekleşmiştir. Türk inkılabının “sınıfsal dinamiği” budur.
Bugünkü karşı devrimle yapılmak istenen ise Osmanlı’yı değil, yukarıdaki birinci sınıfı, sivil bir atmosferde yeniden canlandırmaktır.
Hazineye dadanmış milliyetsiz farelerdeki Osmanlıca merakının bundan başka bir anlamı olamaz!

Şükrü Alnıaçık

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.