Asikurtlar©

Türk Egemenlik Anlayışı ve Ülkücü Liderlik

Türk Egemenlik Anlayışı ve Ülkücü Liderlik
27 Mayıs 2016 - 9:40 'de eklendi ve 4171 kez görüntülendi.

 

 

Bu anlayış, “Türk’ü zafere götüren siyasi davranış şekli”ni belirlemektedir ve bu yüzden Ülkücüleri ilgilendirmektedir.
Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından bilinçli bir şekilde Ülkücü harekete tatbik edilen ve Bilge Lider Devlet Bahçeli tarafından da yaşatılan bu anlayışın, binlerce yıllık bir derinliği vardır.
Genç kardeşlerimiz için eğitim değeri taşıyan bu konunun, kemale ermiş Ülkücülere de “Devlet beyin genel yönetim anlayışını doğru analiz edebilmeleri yönünde katkı sağlamasını umuyorum.

Rahmetli Alparslan Türkeş, CKMP’den siyasete atılarak; genel başkanlığına seçilmiş ve Türk Milliyetçilerine temiz bir siyasi parti kazandırmıştır.
Yani bugün hangi temiz heyecanlarla hareket edersek edelim, yaptığımız işin adı siyasettir.
Milliyetçi siyasetin tarihten alacağı değerler, sadece “mefahir”le yani övünülecek olaylarla sınırlı değildir.

Tarihte Türk’ü başarıya götüren ruhuna, kültürüne, karakterine ve mayasına uygun siyasi anlayış, tavır ve davranışları bulmak ve onları özümsemek gerekir.
Bunu erken fark eden Başbuğ Alparslan Türkeş, özellikle teşkilat yöneticilerine ve her seviyedeki Ülkücü görevliye, tarihten getirdiği bir yönetim anlayışını benimsetmeye çalışmıştır.
Başbuğun bu davranışı, aslında Tarihçiler tarafından iyi bilinen köklü bir hâkimiyet anlayışının devamıdır.

Eskiden siyaset ve hâkimiyet sadece hanedanlara mahsus olduğu için normal bir tahta çıkma usulü olarak yüzünden okunup geçilen “Türk hâkimiyet anlayışı” modern çağ ve demokrasi ile birlikte bir ülküsü olan ve siyasetle ilgilenen bütün Türkleri ilgilendiren bir mesele halini almıştır.
Bugün Milliyetçi Hareket Partisinde ve Ülkü Ocaklarında yönetici olarak görev almak isteyen veya bir listede temayül yoklamasında üste çıkmak isteyen herkesin Türk Hakimiyet (siyasi liderlik) anlayışından haberdar olması gerekir.

Bu anlayış, Mete, Bilge Kağan, Atilla, Cengiz, Alparslan, I. Kılıçarslan, Timur, Fatih, Yavuz, Kanuni gibi Türklere büyük zaferler kazandıran “vasıflı” ve üstün kabiliyetli liderleri ortaya çıkaran anlayıştır.
Bu hâkimiyet anlayışı, 1613’te mecburiyet sonucu terk edilmiş; tahta geçeceği önceden belli olan “veliaht prens” uygulamasına geçilmiş ve Osmanlı Devleti’nin, çöküş süreci başlamıştır.

Anlayışın temelinde hepimizin kelime olarak yakından tanıdığı “kut” vardır. Siyasi bir kavram olarak Kut “Tanrı vergisi yöneticilik yeterliliği” demektir; “karizmatik” bir siyasi inanıştır.
Monarşi asırlarında “kut”un hanedanın bütün üyelerine kan yoluyla geçtiğine inanılır ve bu yüzden hanedan üyelerinin kanı dökülmez, cezalandırmak gerektiğinde şehzade (prens) yay kirişiyle boğulurdu.

Türk hakimiyet anlayışına göre ise: “Ülke Hanedanın ortak yönetimi altındaydı ve sonucuna katlanmak kaydıyla hanedanın her üyesi pay-i tahtta hak iddia edebilirdi.”
Yani adamını bularak, torpille, hileyle, desiseyle, saray entrikasıyla taht varisi olamazdınız. “Ekber evlat”ın yani ağabeyin tahta çıkması kardeşlerinden daha muteber olduğunu prenslik döneminde ispat etmesine bağlıydı. Bu yüzden de her prens yetişme çağlarına dikkat eder, kut sahibi davranışlarda bulunur, tabir yerindeyse karizmasına halel getirecek davranışlardan kaçınırdı.

Günümüzde ise Ülkücü Hareketin Milliyetçilik anlayışının demokratik bir tezahürü olarak her Ülkücü kanıyla, soyadıyla değil, “fikri, ülküsü ve teşkilata mensubiyeti”yle siyaset yapma hakkına sahip olduğu için: “her Ülkücü hanedan üyesidir, Şad’dır, Tegin’dir, Prenstir, Şehzadedir” diyebiliriz. Anlayış budur.

Anlayış bu olduğu için de Ülkücünün yetişme çağlarına MHP Genel Başkanı olacakmış gibi dikkat etmesi ve aldığı görevlerde “kut” sahibi olduğunu ispat etmesi gerekir.
1980’den 1985’e kadar Başbuğ Mamak’ta tutukluyken Ülkücü hareket başsız kalmış; rahmetli başbuğ, vekâleten de olsa bir adres göstermemiş; dışarıdaki güvenilir şahısların faaliyet yeterliliğini gözlemlemiştir.
Bu dönemde adı öne çıkan Ülkücülerden biri Devlet Bahçeli’dir.

Rahmetli Başbuğ, vefatından önce de herhangi bir veliaht tayin etmemiş; Ocak eğitimi öncesi siyasi geleneklerden etkilenen partili arkadaşlarının mukavemetini yetersiz bulduğu için de Ocaklıların yetişmesini, partinin başına geçebilecek siyasi ve karizmatik yeterliliğe ulaşmasını beklemiştir.
Kimin ne kadar yetiştiğine bakarak görevlendirmelerde bulunmuş, bu sırada öne çıkan isim yine Sayın Devlet Bahçeli olmuştur.

Olaylı 1997 Kurultayında “biyolojik veliaht”a karşı Sayın Bahçeli’nin kazanmasının sebebi budur.
Doğada sağlıklı canlıların ayakta kalmasını sağlayan “natural selection” yani “doğal eliminasyon”a benzeyen ve geçmişte tarihe yön veren liderler yetiştiren bu anlayış, günümüzde hareketin bütün yönetim kademelerinde sağlıklı bir büyüme için gerekli olan, adı konmamış bir anayasa kuralıdır.
Ülkücü harekette lider olmak isteyen herkes bu kurala uymalıdır.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER