Asikurtlar©

Türk Anneleri ve Tarih

Türk Anneleri ve Tarih
09 Mayıs 2016 - 9:18 'de eklendi ve 4219 kez görüntülendi.

 

 

Dünya nüfusunun oluşumu ve buna bağlı olarak bir “Tarih”in ortaya çıkması, hiç şüphesiz, insana özgü bir meziyet olan “türeme”nin sonucudur.
Bu türemenin hem biyolojik hem de kültürel teminatı ise kadınlara mahsus olan “annelik kabiliyeti”dir.

Türk kelimesi “türemek”ten geldiğine göre şanlı tarihimizin yazılmasındaki en büyük pay da bu “türeyiş”in biyolojik mimarı olan annelerimize aittir.
Fiziken sağlıklı, iyi eğitimli ve disiplinli olmayan bir millet, güçlü ordular kurarak bu tarihi yapamaz, bu imparatorlukları kuramazdı.

Öyleyse Türk tarihinde kadın, anne, zafer ve devlet kavramları arasında büyük bir korelasyonun varlığını kimse inkâr etmeyecektir.
Türk annesi, Türk Tarihinin başlangıcından beri mağrur, ağır başlı ve iffetlidir.
Yerleşik tarım ve ticaret medeniyetlerinden farklı olarak kölelikten uzak yaşayan Türkler, kadındaki iffeti, sınıfsal bir ayrıcalık veya lüzumsuz bir ayak bağı olarak değil, ilin ve töreli toplumun güvencesi olarak algılamış ve iffetle temin edilen evliliği karmaşık merasimlerle taçlandırmışlardır.

Böylece yüceltilen aile mefhumu, kadının itibarını da yükseltmiştir.
Ailenin merkezindeki annenin zaferlere sağladığı katkı erken fark edilmiş; savaşçı toplumda “anne” mümtaz bir konum kazanmıştır.
Türk erkeği de beylik oğulları köle, gelinlik kızları cariye olmasındiye, milli namusu için savaşmayı prensip edinerek baskın yiyip de esir olmaktansa atına binip güvenli bölgelere doğru uzaklaşmayı tercih etmiştir.

Atlı-göçebe dinamizminin dışına çıkarak ilk yerleşik kale savunmasını yapan ve Çinliler tarafından kuşatılan Çiçi Yabgu’nun, ölümüne saldırıya geçmeden önce kadınları ve çocukları oklatmasının sebebi, bu konudaki hassasiyettir.
Türk Milletinin, binlerce yıl sonra ve anayurdundan binlerce kilometre uzakta güçlü bir millet olarak yaşamasındaki en önemli faktörün “Türk kadınındaki yüksek annelik vasfı” olduğuna inanmış
Ülkücü tarihçilerin bu hassas konuyu derinlemesine incelemesinin ve Türk kadınının itibarını teslim etmesinin zamanı çoktan gelmiş de geçmektedir.
Bilge Kağan’ın ifadesinde karşımıza çıkan “il sahibi ve töreli bir toplum” olmanın yolu, çocukların belli bir sistem içinde ebeveyne ait bir kültürle büyütüldüğü “aile”nin varlığından geçmektedir.
Aile ne kadar güçlü olursa kültürün ve nüfusla elde edilen siyasi gücün, sonraki nesillere aktarılma ihtimali de o kadar yüksektir. Yani savaşı erkekler yapar; ama zafere ulaşmak için vasıflı anneler gerekmektedir.

Bir ülkeyi işgal eden istilacıların sistematik bir şekilde kadınların annelik merkezine saldırmalarının sebebi de bu gerçeğin bilinmesidir.
Kölelik tatmamış, ailesinden getirdiği kalınıyla (çeyiz niyetine getirilen küçük ve çeşitli bir hayvan sürüsü) kendisini onurlu ve güvencede hisseden Türk kadınının bu kültürü, herhangi bir sebeple terk etmesi, itibarsızlık olacağından Türk kadını daima iffetli ve terbiyelidir.
16 büyük imparatorluk kurmuş, cihanşumül bir milletin kadına yüklediği sorumluluk, bu özelliği taşımayan toplumlara göre tabii ki daha yüksektir.

Türk kadınına, Orta Asya’da törenin gücüyle tahkim edilen iffet duygu yoğunluğu, yurt değiştirme dönemleri de dâhil, tarih boyunca nikâh kurumunu ve aile yapısını güçlü kılmıştır.
Bu konuda Hristiyanlık öncesinde dükkanında çiftleşebilen Ruslarla veya dere kenarında topluca çiftleşen Arilerle mukayese edildiğinde bir ritüel zengini olan Türk evlenme kültürü, derhal farkını gösterecektir.
Türklerde kadının kültürel muhafazasını temin eden “aile” kurumunun güçlü olması, dinamik askeri disiplinin korunmasında da etkili olmuştur.

Aile kurumu, siyasi otoritenin koruduğu “güneş tuğumuz, gök otağımız olsun” idealinin kültürleşmesini ve kalıcı olmasını sağlamıştır.
Hıristiyan batı toplumlarında kadından bahsederken aynı analizi yapmak mümkün değildir.
Tevrat ve İncil’le şekillenen batı kültüründe kadın, cennetten kovulmanın biricik sorumlusudur. Şeytan önce kadını kandırmıştır. Böylece cinsel fonksiyonlar hasıl olmuş ve kadın doğurmak zorunda kalmıştır.
Üreme böylece başladığına göre doğum sancıları, kadına tanrının bir laneti, regl ise bu lanetin periyodik göstergesi olarak görülmüştür.
Bu nedenle inanışa göre, dünyaya gelen çocuk, ebedi günahın meyvesi, papazlar da “yıkayıcı”dır.
Vaftiz törenindeki “yıkama” merasimi, bu inancın bir göstergesidir.
İslamiyet’te ise Araf suresinde Allah, cennetten kovulmanın sorumluluğunu erkekle kadına eşit olarak bölüştürmüştür.
Türk toplumunda kadın, kültürün taşıyıcısı “milli varlığın” muhafızıdır. Bayrağımızın gururla dalgalanmasındaki en büyük pay sahibi kadınlarımızdır.
Şanlı tarihimizi, doğuran, emziren ve büyüten Türk annelerinin her günü böylesine kutlu, her anı böylesine mutlu olmalıdır.
Anneler Gününüz kutlu olsun!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER