Asikurtlar©

Tosbağa Operasyonu!

Tosbağa Operasyonu!
09 Haziran 2016 - 11:20 'de eklendi ve 4325 kez görüntülendi.

 

 

 

Dün akşam, Devlet beyin geleneksel Ortadoğu-Bengütürk iftarındaydık. Her zamanki gibi İftardan sonra başlayan sohbet, gece yarısına kadar uzayınca yazı da doğal olarak sahura kaldı.
İftara at sürerekkatıldım,şimdi de geri dönüyorum.Sabaha kadar bir miktar yolum var. Ama önce yazı, sonra sahur, sonra yol dedim…Çektim sağa yazıyorum.
Anlatmam gereken çok şey var, ama hangisinin dinleneceğini, hangisinin okunacağını bilmiyorum.

O yüzden de beynimde yarım cümleler birbiriyle kavga ediyor. Sadece akşamki yemekle ilgili değil, 1 Kasım’dan beri hepimiz doluyuz. Kelimeler, kavramlar, bilgiler ve yorumlar “önce beni yaz” diye birbirini eziyor!
Ben yine de bugüne kadar yazmadıklarımdan başlayayım…
Önce Devlet beyin “olaya” bakışını yansıtan “Tosbağa” örneğini aktarayım.

Örnekli anlatımı seven Devlet Bey, kaplumbağaların sırtındaki sert kabuğu ve tehlike karşısında kabuğuna nasıl kullandığınıanlatıyor.
Bu canlıya aşırı bir felsefi anlam yüklediğinden değil… Gülerek… “Görmeyen yoktur herhalde” diye bizimle kültürel empati kuruyor:

“Önce başını çeker içeri… Tehlike devam ederse dört ayağını da sokar kabuğunun içine ve ona artık bir şey yapamazsınız.
Ama bu sefer de kabuk tehlikeye girer…”

Kendisini AKP ile çok da emniyette görmeyen Cemaatin, MHP’ye sızma planının 2009’da başladığını ve Ekrem Dumanlı’nın randevu için hangi genel başkan adayını araya soktuğundan bahsediyor.
İsim vermiyor; ancak MHP ile ilgili en büyük olayların ve en sağlam bilgilerin birinci tanığı, işi gıybet seviyesine indirmeden kanından ve sütünden emin olduğu Ülkücü medya mensuplarına bir şeyler anlatmaya çalışıyor.

Her zamanki gibi anlattıklarını kimseye dayatmıyor. Ödev filan da vermiyor. Bilgiyi, dinleyenin vicdanına, Ülkücünün kulağına emanet ediyor.
“Ben Ülkücülüğümü yaparım; gerisi, sizin bileceğiniz iş” diyor.
Özet olarak, 2013’ten sonra iyice dara düşen ve halen bir terör örgütü muamelesi gören cemaat, MHP’yi bir tosbağa kabuğu gibi kullanmak istiyor.

Partiyle bütünleşmek, MHP’ye sığınmak ve kırılacaksa, onunla birlikte kırılmak istiyor.
Erken kurultay rüzgârının MHP’nin mazgallarından içeri sokmaya çalıştığı tek kriminal zibil, cemaat değil elbette…
Mefulü kim olursa olsun başından beri MHP’yle hiç alakası olmayan “90’ların faili meçhulleri” hedefi ne olursa olsun dış güdümlü Canvas tipi bir turuncu kundakçılık olduğu sonunda ortaya çıkan “Gezi olayları…”
Yani MHP’nin son 20 yıldır dışında kalmaya çalıştığı, kendinden uzak tuttuğu ne kadar ucuz ve şaibeli kahramanlık varsa hepsi bu dönemde “gönül çelen” reklam malzemesi olarak öne çıkarılıyor.
Sadece bu da değil, karşıya 275 sandalyeyi senetle teslim almış olsa bilebir hanımefendinin ağzına hiçbir zaman yakışmayan “Tarzan zorda… Abbas yolcu” gibi ifadeler, Ülkücü hareketin demokrasi ahlakını da bozuyor.

Bu ifadelerin, “hanımefendi” ilk hedefine ulaşsa bile ileride yaşanabilecek bir başarısızlıktan sonra argodaki “mağdur münennesler”le yer değiştirebileceği hiç düşünülmüyor.
DYP veya ANAP gibi kitle partilerinde kurultaydan sonra unutulup gidecek, bu isyan jargonunun Ülkücü hareket üzerinde nasıl kalıcı bir yozlaşmaya yol açacağı hesaplanmıyor.
Öte yandan benim bir süredir dilimin ucuna kadar gelen ama söylemekten imtina ettiğim bir tehlikenin Devlet bey tarafından benden de önce düşünülmüş ve çözüme kavuşturulmuş olduğunu görerek rahatlıyorum. O da şu:
Sadakatin liyakatin önüne geçtiği böyle alacalı dönemlerde mümeyyiz vasfı sadakat olan pek çok insan yavaş yavaş hareketlenir.
Partisinin dar zamanında kendisinin de zorlanarak verdiği desteğin “ilerde neden bir karşılığı olmasın” diye düşünmeye başlar. Şeytan bu… Dürter adamı…

Durumdan vazife çıkarmakla kalmaz, sinekten yağ çıkarma hevesi içine girebilir. Bu durum sadece genel merkez için geçerli değildir.
Bu dumanlı havada samimi destekçiler bir yana adayların çevresi zaten şu sıralarda yağ kombinası gibidir.
Sadakat elbette önemlidir ama ölümüne verilen desteğin tek başına bir üretim değeri olmadığını herkes bilmelidir.
Sultan Abdülhamid’in kendisinden, eşi için Roma sefirliğini isteyen kız kardeşine verdiği cevap, hafızalardan silinmemiştir:
“Hemşire… Orası mektep değildir!..”

Yani Devlet Bey, delegeyi tek tek arayarak destek almaya, geleceğe yatırım yapana,sadıklara mavi boncuk dağıtmaya, değil, Ülkücünün izanına ve ferasetine güvenmektedir.
Öyle zannediyorum ki… O da benim gibi…
“Ülkücüde bunlar yoksa zaten yapacak bir şey yok!” Diye düşünmektedir.
Zaman dolmakta, bugünlük yerim bitmektedir.
8 Haziran sabahı 03:00itibariyle, Türk Milletinin 47 yıllık zırhını, oynak tosbağanın yaralı bedenine kabuk yapmama mücadelesi devam etmektedir!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER