Asikurtlar©

Tesadüfen yaşıyoruz

Tesadüfen yaşıyoruz
17 Mart 2016 - 16:47 'de eklendi ve 4034 kez görüntülendi.

 

 

Eve henüz ulaşmıştık, artık tanıdığımız o sarsıcı gürültüyü bir defa daha duyduk. Eyvah, deyip televizyon kanallarını zaplamaya başladık. Çok geçmeden, Kılızay’dan dumanlar yükseldiği haberi geldi. Bir taraftan “Vah Türkiyem vah” diye dövüyor, sebep olanlara da, yapanlara da lanetler yağdırıyor, diğer taraftan da Ankara’da yaşayan herkes gibi, dışarıdaki yakınlarımızdan haber almaya çalışıyorduk. Kendi yakınlarımızdan aldığımız sağlık haberlerine şükrederken, kimlerin ocağının söndüğünü düşünüp kahroluyorduk.

NECATİ
Zaman geçtikçe neler olduğu netleşiyordu. Tam da bizim bulunduğumuz mahallenin otobüslerinin geçtiği duraklarda patlama olmuştu. Gazeteci merakıyla ayrıntıları anlamaya çalışırken, bir defa daha telefonumuz çaldı. Biz Ankara’daydık, ama haberi İstanbul’dan aldık. Bir akrabamdan, patlayan otobüslerden birinin sürücüsünün, hemşehrim, kardeşim, Türkiye Gazetesi’nde çalışırken yıllarca şoförlüğümüzü yapmış olan Necati Yılmaz olduğunu öğrendim. Ufuk Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Ben telaşla hastaneye koşmaya hazırlanıyordum ki, Üniversite öğrencisi olan kızım, bir sınıf arkadaşlarından haber alınamadığını söyledi.

KUCAKLAŞMA
Hastaneye ulaşıncaya kadar telefonumun kaç kere çaldığını bilmiyorum. Bütün yakınlarım haberi duymuş ve benden bilgi almaya uğraşıyordu. Hastanede Necati’nin babası, annesi ve kardeşleriyle nasıl kucaklaştığımızı, anlatmaya, ne kelimeler yeter, ne zamanımız el verir. Necati’de hayati tehlike yoktu. Bir taraftan şükrediyor, diğer taraftan neler olduğunu öğrenmeye çalışıyorduk. Benim yiğit kardeşim, kendini bırakmış otobüsünde bulunan yaralıların derdine düşmüş. Kaç kişiyi otobüsten çekip çıkardığını kendisi de bilmiyordu. Kulağının arkasındaki kesikten akan kan takatini kesinceye kadar çabalamış, sonra da kaldırımın kenarına yağılmış. Neden sonra, kaldırımda bir yaralının olduğunu fark etmişler ve hastaneye yetiştirmişler. Diğer ayrıntılar zaten televizyon ve gazetelerde haber oldu.

KERİM
Arayanlara Necati’nin sağlık haberini anlatırken, aklım, hala kızımın arkadaşındaydı. Saatler geçmişti, ama hala bir haber yoktu. Diğer arkadaşları ve kız kardeşi hastane hastane dolaşıyorlardı, ne görene, ne duyana rastlayamamışlardı. Kızımdan Kerim Sağlam evladımızın kısa hikayesini dinledim. Aslen Tokatlı. Ankara’da ablası var. Kızımla aynı sınıfta 3 sene okumuş. Son sınıfa gelmeden önce, okul değiştirmek istemiş. Eskişehir’de yeni bir okul kazanmış. Ankara’daki sınıf arkadaşlarıyla da irtibatını hiç koparmamış. Dürüst, efendi, çalışkan, saygılı ve son derece iyiliksever bir vatan evladı.

HABER GECE YARISI GELDİ
Tokat’ta bulunan annesi Ankara’ya kızının yanına gelmiş. Kerim’de hafta sonunu fırsat bilip, annesini görmek ve hasret gidermek istemiş. Bazı arkadaşlarıyla Kızılay’da buluşmuş çay içmişler. Biraz daha oturma tekliflerini, annesine zaman ayıramadığını söyleyerek geri çevirmiş ve otobüs durağının yolunu tutmuş. Sonrasını kimse bilmiyor. Aramalar, araştırmalar, hastane önünde beklemeler gece yarısına kadar sürdü. Yeni günün ilk saatlerinde haberi aldık. Kerim’de diğer 34 vatan evladı gibi, hayatını kaybetmişti. Necati ile sevinmiştik, ama Kerim’le kahrolduk. Eve büyük bir hüzün çöktü. Boş gözlerle televizyona bakıyor ve verilen haberleri izliyorduk. O sırada eşim, “ben bunu tanıyorum” diye dizine vurdu. Destina kızımız öğretmen olan eşimin okulundan mezun. Acımız bir kat daha arttı. Ertesi günü mail adresime gelen mesajdan Cengiz Özdiker dostumun ağabeyinin de olay sırasında orada olduğunu ve hayatını kaybettiğini öğrendim.

TESADÜFEN YAŞIYORUZ
Televizyonlarda Beyrut’un, Bağdat’ın, Şam’ın Telafer’in, Humus’un görüntülerini izlerken, bizden uzakta zannederdik. Diyarbakır’dan benzer görüntüler gelmeye başladı, endişelenmeye başladık. Ankara’da üçüncü büyük patlama. Öncekilerde hayatını kaybedenler arasında bir tanıdığım ve yakınım yoktu. Bu defa terörün ve ihanetin ne kadar yakın ve yakıcı olduğunu iliklerimize kadar hissettik. O durakta ben de, benim en yakınlarım da bulunabilirlerdi. Memleketin ne hale geldiğini, tesadüfen yaşadığımızı bir defa daha ve çok acı şekilde anladık. Yarın ne olacağını, hangi bedelleri ödeyeceğimizi bilmiyoruz. Ancak, bunun böyle gitmeyeceğini, bir şeyler yapılması gerektiğini çok iyi biliyoruz.

FERHAT GÖÇER’İ DİNLEYEMEDİK!
Bu arada, televizyondan gelişmeleri takip etmeye ve ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, bazı kanallar canlı yayına geçtiler. Millet kan ağlarken, herkes yakınlarından haber almaya uğraşırken Tıp bayramı resepsiyonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşuyordu ve terörden şikayet ediyordu: “Kızılay’daki patlama sebebiyle Ferhat Göçer’i dinleyemedik, fakat bir başka zaman onu da dinleriz.”

Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER