Asikurtlar©

Terör örgütleri ve yasalara uymama

Terör örgütleri ve yasalara uymama
04 Nisan 2016 - 19:06 'de eklendi ve 986 kez görüntülendi.

 

 

Anayasa Mahkemesinin yargılanmaları devam eden Can DÜNDAR ve Erdem GÜL hakkında verdiği karar sonrasında cumhurbaşkanı, karara uymuyorum, saygı da duymuyorum açıklamasını yaptı. Ne demek Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum? Hatırlatmak gerekir ki, o yasalara göre bulunduğunuz konuma ve sıfata sahipsiniz. Değil Anayasa Mahkemesi kararına, her mahkeme kararına herkes uymak zorundadır. Birilerinin yasalara uyma, birilerinin de uymama özgürlüğü ve serbestliği yoktur. Siz yasalara uymazsanız, başkaları da yasalara uymaz; o halde başlatacağınız yasalara uymama genellemesiyle bulunduğunuz konum ve sıfatınızı size sağlayan yasaları bizzat kendiniz ortadan kaldırdığınızdan, konum ve sıfatınızı da yok hükmüne düşürürsünüz. Çünkü eşitliği düzenleyen Anayasa’nın 10. Maddesinin ilgili kısmında şöyle yazıyor: “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” Bu demektir ki, hukukta, herhangi bir eşitsizlik olamayacağı gibi; hiç kimseye de yasalara uymayarak suç işleme ayrıcalığı -hele ki kamu zararına- tanınamaz ve her suç faili mutlaka yargılanmalıdır. Yoksa hukukî eşitliğe aykırı olarak birilerine yasalara uymama ve suç işleme imtiyazı mı sağlandı? Hukuk herkes içindir ve hukukta eşitlik olmazsa olmazdır; bu nedenle hukukçu, kişilerin veya ekiplerin değil, hukukun tarafıdır. Yargılamaya, kişilerin konumuna veya tarafına bakılarak bazılarına evet bazılarına hayır denemez. Deyim yerindeyse: Ya hep ya hiç!

 

Can DÜNDAR ve Erdem GÜL’le ilgili, Anayasa Mahkemesi kararına karşı sözlerin, Anayasanın Başlangıç, 5., 11., 103, 104., 105., 138. ve 153. Maddelerine aykırılığı ortadadır. Anayasa Mahkemesi kararına, mahkemenin direnmesi yönünde çağrı yapmak, gerçek hukukçularla, birikimi olmayan, siyasi kadrolaşmayla boyun eğmiş hukukçuları karşı karşıya getirme ve hukukî karmaşa çıkarma girişimidir. Anayasa Mahkemesinin ilgili kararından sonra şu soruyu sormak yaşamsal önemdedir: Hiçbir yasaya uymayanlar, yeni anayasa yapmaya yeltenecekler öyle mi? Türkiye’de bugün, yeni anayasa yapılmasını isteyenlerin tamamı bölücüler ve hırsızlardır; yeni anayasayla amaçladıkları, yaptıkları ve gelecekte olası yapacakları eylemleri suç olmaktan çıkarmaktır. Dolayısıyla, ülkemizde yeni anayasaya ihtiyaç olup olmadığı konusu, hukukî değil, BOP çerçevesinde 23 ülkenin bölünmesini hedefleyen sömürgeciliğin içerdeki kuklalarına işlettirdiği suçların ve talimatların gereğidir. Ayrıca bunların dışında kalan ve yeni anayasada ısrar eden diğer bazıları da; Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) devlet yapısının kuruluş düşüncesini ve kurumlarının birbirleriyle olan ilişki ve işlevlerini anlamadığından şemasını bilemedikleri devlete karşıdırlar ve yeni anayasa diyerek bu düşmanlıklarını ifade etmektedirler. Tüm bu gruplar, adeta terör örgütleri gibi yasalara uymak istemez ve şiddet ve zorbalıkla başkalarını yıldırarak kendi keyiflerine uymasını ister…

 

Tırlar, Bayır Bucak Türkmenlerine gidiyormuşmuş; her türlü milliyetçiliği ayakları altına alanlar mı Türklere yardım etti? Hayır! Her türlü yardım Türklere değil, Türklerin katillerine yapıldı. [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7], [8], [9], [10], [11], [12], [13], [14], [15], [16] Hem büyük İsrail oluşsun diye zamanında demokrasi bahanesiyle Suriye bölünmeseydi; Türklere de yardıma gerek kalmayacaktı…

 

Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptığı Can DÜNDAR ve ekibi, barış, çözüm süreci, demokrasi, kardeşlik adı altında inceden inceye federasyonculuğu işliyor.[17], [18] DÜNDAR, Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni olmadan önce de, yaptığı Mustafa belgeseliyle ve yazdığı yazılarla ATATÜRK karşıtlığını[19], [20], [21] ve hurafeciliği[22], [23], [24] inceden inceye işliyordu. AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllarda, sömürgeciliğin sömüreceği ülkelere anayasa darbesi yapan George SOROS’un bölücü AKP hakkındaki olumlu ifadelerini köşesine taşıyan Can DÜNDAR, bazı yetmez ama evetçi liberaller gibi bölücü AKP’ye dolaylı destek veriyordu.[25] Ayrıca dışarıdan ödüllendirilmesi düşündürücüdür.[26] DÜNDAR ve GÜL’ün, Tırlarla ilgili yayınları doğru olmakla birlikte ilk değildir; çünkü bunlar 17-25 aralık hırsızlık soruşturmaları sonrasındaki kayıtlarda deşifre oldular zaten. Can DÜNDAR’ın yayınları, bilinenin tekrarı ve ikinci eldir. Ancak 4 Haziran 2015 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, konunun manşetten sunuluş şekli dikkat çekicidir; Can DÜNDAR ve ekibi “Devletin bittiği an” başlığı atması, icracı yetkilileri suçlamayı değil; devleti hedef aldıklarını gösteriyor…

 

Bölücü AKP’liler, önce fetocu dedikleri gazeteci Can DÜNDAR için, 1 Mart 2016 tarihli Star gazetesinde fetocular kafesledi demeye başladılar; bu aynı zamanda Can DÜNDAR’ı bir tür mağdur göstermek değil midir? Fetocu dedikleri polisler, kafeslemeleri yapmak için bu dinlemeleri gerçekleştirirken iktidarda kim vardı? Hükumet kimdi? Bu düşünce şeklinde çelişkiler var. Feto terör örgütüyse, terör örgütüne istediği her şeyi veren[27] bölücü AKP’liler de terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanmalı. Ayrıca, feto terör örgütüne sözde yapılmak istendiği gibi yine aynı şekilde terör örgütü olan PKK’nın da ülke içindeki tüm yayın kuruluşlarına ve holdinglerine el koyulmalı. Bölücü AKP’liler, iddialarında samimilerse hadi görelim icraatlarını. Bölücü AKP’lilere, PKK hatırlatılınca nedense eyleme geçmek yerine palavra atıp tutmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Üstelik uluslararası bir maşa olan PKK’nın kullanıcılarını memnun edecek bölücü anayasayı yapma konusunda da inat ediyorlar…

 

Tüm devletlerin sırları vardır ve olmalıdır da; ancak, hukuku ve demokrasisi güçlü, dolayısıyla döngüsel iç denetimi olan devletlerde sırlar gerçek anlamda devlet sırrıdır. Türkiye gibi, hukuku ve demokrasisi 3. sınıf ülkelerde ise döngüsel iç denetim olmadığından; görevi kötüye kullanma, görevi ihmal gibi suçlar devlet sırrı olarak adlandırılır. Ayrıca böyle ülkelerde ağır sanayi ve teknoloji olmadığından; dinleme, gözetleme ve yönlendirme yapacak uydularını bile uzaya fırlatabilecek füze rampaları yoktur. Dolayısıyla, böyle ülke yöneticilerinin devlet sırrı dedikleri şey; kendi halkından saklamaya çalıştıkları bozgunculuk ve yıkıcılıklarıdır. Yoksa sanayi ve teknolojisi gelişmiş ülkelerden hiçbir şey saklayamazlar. Sanayi ve teknolojisi gelişmiş ülkeler; sömürdükleri ülkelerde, ufuksuz, çapsız ve çıkarcıların önceden önlerini açarak onları bulunduğu konuma getirdiklerinden; onların yaptıklarını ve yapacaklarını da, onlar daha yapmadan belirler ve bilirler…

 

Bölücü AKP’liler için madem devlet sırları bu kadar önemliydi, cemaatçi dedikleri Amerikan casusunu, hâkim adı altında kozmik odaya neden soktular?[28], [29], [30] Değişik alanlardan en yetkin ve güvenilir kişilerle, dünyanın değişik yerlerinden 80 yılda öğrenilerek biriktirilen gizli bilgilere karşılık geliştirilen savaş planlarını; ülkemiz siyasi yaşamında yıllarca bulunan ancak ülkemize hiçbir somut katkısı olmayan birine uyduruk bir suikasti bahane göstererek ortalığa boca edenler; kendi hırsızlıkları, bölücülükleri soruşturulunca, hukuku çiğneyip utanmadan devlet sırrından söz ediyorlar. Gerçek bir devlet sırrı söz konusu olunca; hâkim kılıklı düşman casuslarını kozmik odalara sok; kendi hırsızlıkları, bölücülükleri söz konusu olunca; devlet sırrına sığın. Her hareketleri devlete karşı; düşmandan daha büyük düşman ve tehlike bu kişilerdir…

 

Daha sonra Amerika Dışişleri Bakanı olan Condoleezza RICE, Ulusal Güvenlik Danışmanıyken, 7 Ağustos 2003 tarihli Washington Post gazetesindeki makalede; BOP çerçevesi kapsamında, içinde Türkiye’nin de bulunduğu 23 ülkenin rejimleri (anayasaları) ve sınırlarının değiştirileceğini yazdıydı. Sömürgeciler, bu işgal ve bölünmeye karşı koyacak milli kuvvetlerin kimler olduğunu belirlemek ve etkisiz hâle getirmek için; içerdeki özel görevlileri aracılığıyla harekete geçtiler ve BOP çerçevesinde Amerika’yla birlikte hareket eden eş-baş-kanın talimatıyla kozmik odaya girdiler…

 

Hukukun siyasileştirildiği ortamda, adaletli, hukuka uygun gibi görülen kararlar da siyasidir. Çünkü bunlar ya aynı odağın bir tür yatıştırma hamlesidir ya da karşı odağın, karşı atağa kalkma çabasıdır. Önemli olan, hukukun tamamıyla siyasetten arındırılmış olması ve hiçbir siyasi amaç gütmeden adaletli kararların verilmesidir. Bu da ancak Cumhurbaşkanının, Anayasa Mahkemesi, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Danıştay, Devlet Denetleme Kurulu, HSYK, Yargıtay gibi kurumlara üye atamasını iptal etmek ve bu kurumların kendi üye ve başkanlarını seçip atayabilecek şekilde tamamen bağımsız işleyişe kavuşturmakla mümkündür…

 

Cumhurbaşkanı, hukuk kurumlarına üye atayınca; bazı hukukçular ödül ve ceza beklentisine düşer ve hukuk siyasileşir. Ülkemizde şu an yaşanan budur. Öyle ki bazıları; giydiği cübbenin neden düğmesiz olduğunu bile bilemeyecek kadar aciz ve yetersizler. En küçük psikolojik baskıyla karşılaştıklarında, minnettarlık duygularıyla cübbelerinin önünü iliklemek için olmayan düğmeleri arıyorlar. Ancak yine de, anayasal suçlar konusunda hukukun gereğini yapmak için harekete geçecek hukukçular vardır diye düşünüyorum; ama yetersizlerin çıkar ilişkileri içindeki bütünleşik yapıda, gerçek idealist, cumhuriyet hukukçuları, hukukun yaptırım gücünü gösterecek kolluk kuvveti bulma sorunu yaşıyor olabilirler. Çünkü hukuk soyuttur ve ancak arkasında kolluk kuvveti bulunan hukukun yaptırım gücü vardır. Bu nedenle, harekete geçecek hukukçuların; hukukun yaptırın gücünü gösterecek kolluk kuvveti bulmakta sorun yaşıyorlarsa sorumlu ve suçlu, hukukun yaptırım gücünün gösterilmesinde hukukçunun verdiği ve vereceği kararı uygulamayan kolluk kuvvetidir…

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak

[1] 21 Ekim 2014 tarihli Star gazetesi

[2] 21 Ekim 2014 tarihli Takvim gazetesi

[3] 3 Kasım 2014 tarihli Milliyet gazetesi

[4] Abdülkadir SELVİ – Tırlar hangi tarihten bu yana gidiyordu; Yeni Şafak; 22 Ocak 2014

[5] 5 Ekim 2015 tarihli Sözcü gazetesi

[6] 12 Ekim 2014 tarihli Ortadoğu gazetesi

[7] 14 Ekim 2014 tarihli Ortadoğu gazetesi

[8] 15 Ekim 2014 tarihli Milli Gazete

[9] 21 Şubat 2015 tarihli Milli Gazete

[10] 28 Şubat 2015 tarihli Yeniçağ gazetesi

[11] 13 Mart 2015 tarihli Milliyet gazetesi

[12] 13 Mart 2015 tarihli Yeni Mesaj gazetesi

[13] 15 Mart 2015 tarihli Yeni Mesaj gazetesi

[14] https://www.facebook.com/oku.davet.et/videos/979548892092205/

[15] https://www.facebook.com/oku.davet.et/videos/979060655474362/

[16] 16 Mart 2016 tarihli Milli Gazete

[17] http://haberiniz.com.tr/haber/gundem/173822/can-dundardan-pkknin-ozyonetimine-tam-destek.html

[18] http://www.aktuel.com.tr/medya/2015/08/21/can-dundar-devlet-kurt-sivilleri-katlediyor

[19] http://www.milliyet.com.tr/2003/11/07/yazar/dundar.html

[20] http://www.milliyet.com.tr/2002/11/10/yazar/dundar.html

[21] http://www.candundar.com.tr/_v3/index.php#!%23Did=953

[22] http://odatv.com/can-dundar-said-i-nursi-filmini-bitirdi–0802091200.html

[23] http://www.bediuzzaman.net/haber.php?ktg=Medya&id=Metin&nosu=241

[24] http://odatv.com/can-dundar-said-i-nursi-filmini-bitirdi–0802091200.html

[25] http://www.milliyet.com.tr/2005/05/12/yazar/dundar.html

[26] http://www.meydangazetesi.com.tr/gundem/can-dundar-burada-odul-alirken-turkiye-de-durusmam-var-h44547.html

[27] 24 Kasım 2013 tarihli Yeni Şafak gazetesi

[28] 15 Mart 2015 tarihli Milliyet gazetesi

[29] 14 Mart 2015 tarihli Hürriyet gazetesi

[30] 13 Mart 2015 tarihli Sözcü gazetesi

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER