SON DAKİKA

Söz Konusu Olan Vatanın

Gündem Yazıları

BİZİM BRÜTÜS

KÖŞE YAZILARI

Tek Şuçlu Bayrak Direği Mi

Bu haber 10 Haziran 2014 - 9:39 'de eklendi ve 20 kez görüntülendi.

Doç.Dr.Ruhi ERSOY

Bir bayrak direği nasıl olurda bu basiretsizliği yapar ve hem de bir askeri üs içerisinde dikili olmasına rağmen taşıdığı bayrağı üzerinde tutmayı başaramaz. Bu bayrak direğinden bunun hesabının sorulması gereklidir. O direk hangi madenden yapılmışsa, gösterdiği dirayetsizliğin ve şahsiyetsizliğin hesabını sormak üzere Maden Mühendisleri Odasını göreve çağırıyoruz. O direğin mayasında her ne eksikse tespit edilmeli ve Maden Mühendisleri bayrağı üstünde taşıyamayan o göndere haddini bildirmelidir. Zira içinden çıktığı toprağın bayrağını taşıyamayan direk, tarihe karşı sorumluluğunu yerine getirememiş ve büyük bir ayıp işlemiştir.

Tıpkı bayrağı taşıyamayan gönder gibi bir diğer suçlu da haftalardır memleketin bir bölümünde hem de şehirlerarası ulaşımı bile engelleyen yollardır. Diyarbakır’ın bazı ilçeleri ve çevre illerle olan ulaşımını engelleyen uyuşturucu tacirlerine izin veren yollar da en az bayrak direği kadar suçludur. Bu konuda da şehir plancılarını, mühendisleri göreve çağırıyoruz. O yolların neden yapıldığını nasıl çizildiğini oturup yeniden tartışsınlar ve işini yapmadığı için o yolara hesap sorsunlar.

İRONİ BİR YANA SADETE GELECEK OLURSAK

Doğuyla batı arasında köprü olan Anadolu’da, hem doğulu hem batılı olan ve kendi terkibini yaratarak var olmayı başaran Türk kültürü üzerinde kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti devleti , komşularını da pek çok bakımdan kendi peşinden sürüklemiştir. Türk devletinin ve Türk milletinin ayakta durabilmesi, her şartta yeniden var olmayı başarması Kültürünün kendi kalabilme ya da kendi yatağında akabilme kabiliyetinin bir sonucudur. Ancak Batı, kendisine bulduğu yerli ortaklarla da bir olup bu duruşu bozma kararı almıştır. AKP’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın da kendi ağzıyla ilan ettiği gibi BOP projesine taşeron olmasıyla başlayan süreç, Irak’tan başlayarak Türkiye’nin bütün güney coğrafyasını sarmıştır. Buna mukabil on yılı aşkın süredir Türkiye, adım adım bu projenin içine çekilmiş ve kaosun hâkim olup sınırlarının değiştiği komşularına benzetilmeye başlanılmıştır. Şiddete alıştırılan ve yapı söküme uğrayan milli değerlere duyarsızlaştırılan toplum ise bu süreçte düşmanın, tarlasının sınırına dayanmasını beklemektedir. Fakat günümüzde savaşlar tarlamızın sınırından değil, o tarlamızı üzerinde biriktirdiğimiz değerlerin toplamı olan bayrağın dalgalandığı bütün vatan sathında yapılmaktadır. Bayrağın temsil ettiği değerin eritilmesi ve yok edilmesiyle düşman postalının tarlamıza ayak basması arasında hiçbir fark yoktur. Bugün gelinen noktada Diyarbakır Lice’de bayrak indirilmiştir hem de bir askeri üste.

Irak’tan sonra Suriye’nin de şiddeti günübirlik bir olay olarak yaşamaya başlamasıyla bu şiddet Türkiye sınırlarına iyice taşınmaya başlanmıştır. Anlaşılan o ki, Türkiye’de aynı şiddetin içerisine sadece milli değerlerinin tahrip edilmesiyle değil, sokaklarıyla da çekilmektedir. Zira Diyarbakır eksenli olan sokak olaylarının, bayrağın indirilmesiyle yurt geneline taşınmak istendiği görülmektedir. Çünkü bayrağa yapılan saldırı, Türk milletinin şahsına topyekun yapılmış bir saldırıdır ve elbette Türk milletinin buna vereceği bir cevap göstereceği bir tepki vardır.

Öte yandan konunun devlet erki anlamında muhatapları olan biteni sanki başka bir ülkeymiş gibi izlemektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ü itibarsızlaştırmak için, Kazım Karabekir’i yüceltenler nasıl Sırrı Sakık’ın Karabekir’in heykelini ve caddelerden ismini sökeceği tehdidine nasıl sessiz kaldılarsa; günlerdir kapalı olan yollar ve indirilen bayrak karşısında da aynı şekilde sessizdirler. Oy almak için mitinglerinde binlerce bayrak dağıttığını iddia eden Başbakan, seçim öncesi kendi sesinden İstiklal Marşı okuyarak reklam filmi çektirmiştir. Aynı Başbakan, anlaşılan o ki bugün Türk milleti ve Türk devletine karşı başka bir film içerisinde rol almaktadır. Ancak bu filmin senaryosu, Türk devletini ve milletini Büyük Ortadoğu Senaryosuyla paralellik taşıyan bir sürece sokmak için hazırlanmıştır..

AKP hükümetinden ya da Başbakan Erdoğan’dan kendi ikbali dışında devlete ve millete dair herhangi bir kaygı duyma beklentimiz çoktan yok oldu. Ancak şu bilgi çağında hem iktidar sahipleri hem de sokaklarda ve ekranlarda onların pazarlamacılığını yapan Demokrasi havarilerinin sanal algı yönetimi artık duvara çarpmıştır.

Derdi demokrasi ve insan hakkı olanların sokaklarda ve televizyon ekranlarında, öncelikle onlu yaşların başında çocuk olarak evlendirilip zifaf gecesi hastanelere taşınan kızların okuma ve yaşama hakkının peşinde koşmaları, PKK baskısından yaşam hakkı ihlal edilen masum bölge halkı,elinde bulunan korucu listesiyle fırsat buldukça şehir içinde infaz edilen masum insanlar ve yine güneydoğunun bir kısmında kadın cinayetlerinin ve özellikle intiharlarının müstehcen sebeplerinin peşinde koşmaları gerekmektedir. Aksi takdirde verilen tepki Suriye’deki Batı’dan güdümlü kitle tepkilerinden öte bir anlamı yoktur. Bunun da demokrasi veya herhangi bir insan hakkı talebiyle ilgisi yoktur.

Görüldüğü kadarıyla açılım adı altında memleketi bataklığa sürükleyenlerle sokaklarda taşla sopayla ateşle demokrasi aradığını zannedenler, Suriye’de ya da başka bir Ortadoğu ülkesinde yaşadığını zannetmektedirler. Artık olan biten bir evin iç dekorasyonuyla, renkleriyle oynamak değil, evin kolon ve kirişleriyle oynama noktasına gelmiştir. Suriye’de yaşadığını zannedenlerle, Suriye’yi yönettiğini zannedenlerin bu kolon ve kirişlerin altında önce kendilerinin kalacağını hatırlamaları gerekmektedir. Aksi halde oyun oynanan evin sahipleri, Anadolu’nun, Esat ailesinin ya da Irak’taki aşiretlerin oyun bahçesi değil; Türk milletinin, Müslüman olarak bin yılda piştiği anavatanı olduğunu ve bunun her türlü bedelini her şartta ödeyebildiğini hatırlatacaktır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.