SON DAKİKA

Tek Rakibim Kızılcık Sopası!..

Bu haber 06 Kasım 2013 - 13:15 'de eklendi ve 4 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

Nasibi olanlar için hür düşünce, bilim ve teknoloji, imanın takviye edilmesi için iyi bir fırsattır. Mesela hesap makinesinden sonra bilgisayarın akıllı bir şekilde kullanımı, Kuran-ı Kerim’in fani bir telifat olmadığına dair mantıksal deliler ortaya çıkarmıştır.

Kurandaki kelimeler hakkında bugüne kadar fark edilmemiş olan ilginç tevafuklar, bilgisayarlar ve yazılımlar sayesinde, artık bilinir hale gelmiştir.

Mesela Kuran’da “iman” ve “küfür” eşit sayıda “25’er kez” geçer. “Melek” ve “şeytan” da yine eşit sayıda “88’er kez” geçer. Daha da ilginci Allah’ın “de” emri, kuranda 332 kere geçerken “dediler” fiili de “332 kere” geçmektedir. Yani Allah, Kuran’da 332 kere “de” demiş ve bu emre 332 kez uyulmuştur. Bundan başka, hayat-ölüm, fayda-zarar, iyi-kötü, musibet-şükür… gibi zıtlıklarda da aynı rakamsal simetri gözetilmiştir. Yani, 60’lar gibi kendilerini çok akıllı sanan acemi rasyonellerin dört işlemle dinden çıktıkları yıllara inat; matematiğin “inanmayan kafir olsun” dediği yıllardayız.

Anlaşılan şudur ki; ölü değil de hayatta isek, kafir değil de müminsek, zarar değil de fayda peşindeysek, musibetten şükre dönmüşsek, “şeytandan da melaikeye rücu etmemiz” gerekiyor.

Ben meseleyi uzatmadan İlahiyattan siyasete, ilgili ve vazifeli olduğum alana kanalize etmek istiyorum. Bildiğimiz kadarıyla istisnalar hariç Ülkücüler Müslüman’dır. Hem de Arabofil münafıklara hiç benzemeyen “ölümüne Müslümanlar”dır.

Bu durumda Kuran’da “88 kere adı geçen” şeytanın varlığına da “en az bir kere” iman etmiş olmalıdırlar. Şeytan cennetten kovulup da lanetlenince bir çığlık atmış ve haşa Allah’ı tehdit etmişti: “Kullarınla uğraşacağım!” Sonra cennetteki atalarımızla “uğraşmaya” başladı” ve şimdi buradayız.

Şeytanın marifetiyle dünyaya inip, bir yücelme parkurunda imtihan edilmek üzere vücut bulmuş Ademoğullarının, şeytandan fazla kaçamadıklarına dair pek çok öykü var. Buna da “peygamberler tarihi” diyoruz.

Lût Kavminden tutun da Nuh tufanına kadar, Firavun’un büyüsünden, Mekke cahiliyesine kadar pek çok şeytani öykü biliyoruz. Yani 124 bin peygamber nezaretinde yaşayan insanoğlu, Kur’an’a ve Sünnete rağmen son peygamberin torununu bütün maiyetiyle kılıçtan geçirebilecek kadar şeytana yakın kalabilmiştir. Özellikle iktidar söz konusu olduğunda, şeytanla hemen dost olan bir “insan”dan bahsediyoruz. Pekala, şeytanın varlığına bu kadar inanıyoruz da, onunla savaşmak için ne yapıyoruz?

Komünistler liseyi basmış diye şehri birbirine katabilen Ülkücüler, PKK kentlere iniyor diye yeri göğü inleten biz… AKP, memleketi satıyor diye AKP’lilere diş bileyen Ülküdaşlar!..

Bu üç günlük zibidiler, onbinlerce yıldır bütün insanlığı yerden yere vuran Şeytan’dan daha mı kuvvetlidir ki; onlara karşı ölümcül tedbirler alırken, icabında silah kuşanırken, şeytana karşı cephe almıyoruz; kılıç kuşanmıyoruz?..

Şeytanın varlığına gerçekten inanıyorsak; ki inanmalıyız. Ona karşı da örgütlü, militan tedbirler almamız gerekir. Hayır!.. Zikirden, tesbihten, namazdan, niyazdan, oruçtan, zekattan, hacdan bahsetmiyorum… Bunlar zaten normal şahsi önlemler. Bunlardan her yerde, sokaktaki adamda da, dağdaki çobanda da var. Bizde de en kaliteli haliyle olmalıdır. Ama bu yeterli değildir.

Mesela… Ülkücülerin yüksek sorumluluklu, çileli yolunda yürüyecek olan adam, şeytana köle olmuşsa; onu kendi zayıf ve arasına iblis çığlıkları karışmış zikriyle başbaşa mı bırakacağız?

Sufiler arasında, bilinçsizce yapıldığı için farkında olmadan şeytanı davet eden ve nefsin palazlanmasına neden olan zikirlerin varlığından bahsedilir. O yüzden de memlekette insanlar briç kulübüne üye olur gibi tarikate girdiğinden olsa gerek aklı başında ehl-i tarik görmek bir hayli güçtür.

Hatta şeytanı başına toplayarak Müslümana fitnecilik yaptıran bir yanlış zikrin, bir pavyon şarkıcısının çalıp söylediği arabesk oyun havasından da pek farkı yoktur! Hatta pavyonda yapılan üç beş kişilik iş, ara bozucu sosyal fitneye göre çok daha masumdur!

3600 şehitli bu kutsal yürüyüşte, MHP’nin ayağına taş değidirecek siyasi fitnebazlara ise yer arasayacak olsanız dünyanın bütün genelevleri dar gelecektir!

Ben bizimki gibi toplumlarda şeytanın milli hücumlarından kurtulmanın en etkili yolunun, çölde üç bin kilometre yol gittikten sonra minnacık taşlarla şeytan “taşlamak” yerine, onu, “kızılcık sopası”yla anında “kovalamak” olduğuna inananlardanım!..

Şeytan, kendisine köle olmuş terör ve teslimiyet yandaşlarıyla uğraşmaz. Rakipleriyle, melaikenin, peygamberlerin, şehitlerin yanında olanlarla uğraşır.

Biz benliği, hırsı ve fitneyi yani şeytanı yendiğimiz an, AKP ve PKK kendiliğinden yenilecektir.

Ama tabanca kabzasıyla, ama kızılcık sopasıyla… Biz önce “içimizdeki şeytanı” yenmeliyiz!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.