Asikurtlar©

TEK ÇIKIŞ YOLU

TEK ÇIKIŞ YOLU
20 Şubat 2016 - 8:34 'de eklendi ve 4403 kez görüntülendi.

 

Sağlıklı işleyen bir hukuk sistemine ve demokrasiye sahipseniz, parlamentonuzu kimse vesayet altına alamaz. Güçlü parlamento güçlü demokrasi demek güçlü demokrasi ise güçlü bir devlet demektir.
M.Kemal Atatürk’ün, Milli Mücadeleye, TBMM sini kurarak başlaması bu gerçeğin bir gereğidir.
Tersten okursak; Devlet üzerinde bir takım hesaplara girenlerinde ilk hedefi yine TBMM olacaktır.
Ülkemiz uzun süredir; bir taraftan çözüm süreci adı altında bazı zafiyetlere uğratılırken diğer taraftan devletin dönüştürülme faaliyetlerine maruz kalmaktadır.

AKP, başlarda  önemli atamalar için vesayet altına alabileceği yetişmiş kadrosu olmadığı için; İktidara geldikten hemen sonra (bugün yollarını ayırdığı ve paralel yapı ilan ettiği) Fethullah Gülen Örgütünün Emniyet ve Yargı içindeki yapılanmasını kullanarak cumhuriyetin kendini koruma refleksini kırdı. Sonrasında ise korumasız kaldığını düşündükleri demokrasi ile;  ülke, parti devletine dönüşmeye hazır hale gelmiş oldu. (Tabi onlara göre)

Bu hazırlıktan sonrada; parlamento üzerinde vesayet kurularak devleti dönüştürmek için düğmeye basıldı.

Bu süreçte; evvela Cumhurbaşkanlığı seçim sistemi değiştirilerek; cumhurbaşkanı millete seçtirildi. Sonra da ”Seçilmiş cumhurbaşkanı ve seçilmiş başbakan bir arada olmuyor” denilerek hem hükümet üzerinde var olan vesayet milletin nazarında meşrulaştırılmaya çalışıldı hemde başkanlık sistemi Türk Milletine dayatılmaya çalışıldı..
Yeni anayasa ve Başkanlığın tartışıldığı şu günlerde, üzerindeki vesayet nedeniyle manevra alanı daralmış olan parlamento ve hükümet istemeye istemeye de olsa kendini inkar etmek anlamına gelen ‘’Yeni Anayasa’’ ambalajı ile milletimize yutturulmaya çalışılan başkanlık sisteminin savunucusu durumuna düştü.
Bütün bunların sonucunda ise; kurumsal gücü bir kişiye tevdi edilen Türkiye Cumhuriyetinin kabiliyeti, kişisel yeteneğe bağlı hale gelerek kısıtlanmış oldu.
Ülkemizde gelişmeler böyle seyrederken eş zamanlı olarak içinde bulunduğumuz coğrafyada da olağanüstü bir süreç gelişti. Özellikle Suriye’de; olaylar ulusal güvenliğimizi açıkça tehdit eder hale gelerek tehlike ülkemizin kapısına dayandı. Fakat her zamankinden daha güçlü olmamız gereken bu süreçte; aksine, Türkiye olarak adeta etkisiz eleman durumunda kaldık. Öyle ki,ne içerideki sorunlar için nede dışarıdaki sorunlar için anı kurtarmak dışında politika üretemedik ve hala da üretemiyoruz. Üstelik de, içerde PKK terörü, dışarıda ise başta PYD ve İŞID olmak üzere komşularımız Suriye ve Irak’ta boğuşmak zorunda olduğumuz bir çok sorunla karşı karşıya kaldığımız halde.

 

Anlayacağınız Kurumsal gücü kişiselleştirilen Türkiye ilk defa ne yapacağını bilemez bir halde.

Öyle ki; Terörden en çok muzdarip olan ülke olmamıza rağmen, üstelik de son 48 saatte yapılan  terör saldırılarında kırktan fazla şehit vermişken; terörle mücadele adına şikayet edilen ve BMGK nezdinde aleyhinde harekete geçilen yine biz oluyoruz!

 

Bilen hisseden herkesin birbirine ‘’bu çaresizliği vurgulayarak’’ sorduğu soru şu: Peki ne yapacağız?

Bu sorunun bir tek cevabı var.

TBMM nin üzerindeki vesayeti ret etmesi.


 

Egemenlik Kayıtsız şartsız milletindir; millet adına bu yetkiyi TBMM kullanır. Bu yetki devredilemez. Parlamentonun vesayet altına girmesi demek; egemenliğin devri demektir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi bu durumu meşrulaştırmaz


 

 

 

Şahap Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER