SON DAKİKA

ATATÜRK OLMASAYDI…

KÖŞE YAZILARI

Tavizkâr dış politikanın ülke yıkımına etkileri

Bu haber 25 Aralık 2013 - 0:44 'de eklendi ve 19 kez görüntülendi.

İran’ın şu an kullanıma hazır 2000 (iki bin) KM menzilli füzeleri var. İran bu füzelerle değil Avrupa’yı; Bulgaristan ve Yunanistan’ın doğu kısımlarını ancak vurabilir. Bunun dışında İran, yakın zamanda 5000 (beş bin) KM menzilli füze yapmayı amaçlıyor; İran bu füzeyi yapsa bile Amerika’yı vurması mümkün değil. Ayrıca, Malatya/Kürecik’e kurulan radar, konumundan dolayı Rusya füzelerinden Avrupa ve Amerika’yı koruyamaz. Geriye tek seçenek kalıyor; Malatya/Kürecik’teki radar, İsrail’i İran füzelerinden koruyor.

Radar; topladığı bilgileri Almanya’daki NATO karargâhına gönderip oradan vur emri gelirse; KKTC doğu açıklarında dolaşan Akdeniz’deki Amerikan gemileri füzeleri ateşleyecek. Ameri-kanın, Akdeniz’e girmesini kabullenemeyen Rusya; Suriye bahanesiyle Akdeniz’e 2 gemi soktu. Oysa Türkiye, Akdeniz’de en uzun kıyısı bulunan ülke olmasına karşın; Akdeniz’de varlık gösteremediği gibi; Amerika ve Rusya’yı Akdeniz’e sokma körlüğünü yaptı. Bırakın Amerika Rusya’yı, Akdeniz’de kıyısı olmayan İran’ın bile Akdeniz’de bir gemisi var…

Akdeniz’deki kayıplarımız sadece yabancı unsurların Akdeniz’e sokulması değil; Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye alınmasıyla, AB ilişkilerini gözden geçirmeyen AKP; bir tür Kıbrıs’ı bütün olarak tanıdı ve KKTC’den vazgeçti…

Sonuç olarak AKP, füze kalkanıyla hem İsrail’i İran’dan koruyor; hem de NATO’nun görevleri arasında olmayan bir işe aracılık ediyor. Tabii bir de bölücü anayasayı ve Suriye’yi bölme çalışmalarını bunlara eklerseniz; İsrail’in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesinin tüm dış politikayı nasıl etkilediğini ve sömürgecilerin ne kadar yol aldıklarını rahatlıkla göreceksiniz. Şayet tüm bu somut verilere rağmen göremiyorsanız; beyninizde sorun var ancak bu öyle bir sorun ki tedavisi yok demektir. Öyleyse gidin intihar edin…

Bunları yazdığımızda, hurafeci AKP seçmeni: “AKP’ye oy vermesek, kime oy vereceğiz; oy verecek parti mi var” diyorlar. Yetkilendirmedikleri partiyi, yapmadığı suçlardan peşin hükümle itham ediyorlar. Oysa; olan farklı bir şeydir; olması muhtemel olan farklı bir şey. Olması muhtemel olan şey, olmuş gibi düşünülemez. Olması muhtemel olan, olmayabilir de. Somut gerçekleşenle varsayım; apayrı şeylerdir. Somut gerçekleşen, gerçekleşmiştir; ancak geleceğe yönelik varsayım, sonsuz olasılıklar içerisinden sadece bir tanesidir. Yani gerçekleşme olasılığı, neredeyse yok hükmündedir…

İsrail’in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için, Ameri-kanın Irak işgaline verdiği destekle ve bölücü BARZANİ’yle yapılmaya çalışılan enerji anlaşmasıyla AKP; hem kürdistanın kurulmasına katkı sağlıyor hem de tanıdığını ilan ediyor. Bu hukuk dışı girişimlerin bir benzeri olarak; Hakan FİDAN, Tayyip’in danışmanı sıfatıyla; Oslo’da PKK’yla görüşüp anlaşma imzalamadı mı? Ve bu anlaşma, zamanını beklemek üzere, hakem devletin arşivine kaldırılmadı mı? Bunun devamı ve gereği olarak, AKP, ne mutlu Türk’üm diyene yazısını silip; bölücülerin istediği yerlere Ermeni adları vermesini sağlamadı mı? 135 bin KM kare alan, 8 milyon vatandaşımız; PKK’ya bırakılmadı mı? Güvenlikçiler sokaklardan çekildi. 16 Kasım 2013 tarihinde BARZANİ; Diyarbakır’da, kürdistana hoş geldin diye PKK paçavralarıyla karşılanmadı mı? Yine kürdistanın kurulup yayılması için; Suriye’deki bölücüler desteklenmiyor mu? Ve tabii işin en önemli kısmı, bölücü anayasa; ÖCALAN’ın talimatlarıyla yapılmıyor mu? 4+4+4 eğitim sisteminin, ikinci 4’ün birinci sınıfından itibaren; bölücü ağzı seçmeli ders olarak konulmadı mı. AKP’nin bölücülükleri yazmakla bitmez; AKP, PKK’dan daha fazla bölücüdür. Bunu bizzat, AKP Diyarbakır milletvekili Galip ENSARİOĞLU itiraf etti. Dedi ki: “PKK hükümet olsa; bu kadarını yapamazdı.”

KCK davasında, büyük kürdistanın kuruluşunu organizede MİT’in dahli olduğu anlaşılınca; sorgulanmak üzere Hakan FİDAN ifadeye çağırıldı. AKP’liler de hemen bir gecede: “Başbakanın görevlendirdiği kişiler, başbakanın izni olmadan sorgulanamaz” kanununu çıkararak; korkak bir suçlu gibi ifade vermekten Hakan FİDAN’ı kaçırdılar. Böyle hukuk devleti olur mu? Bu mu ileri demokrasi? İstediğin suçu işle, sonra hukuk işini (sorgulama [savcı], savunma [avukat], yargı [hakim]) yürütmenin başı başbakan yapsın. Hükümetin görevi yasamadır yasama…

Yolsuzluk ve rüşvet skandalında AKP’liler: “Durun hele, bu hırsızlıkları, soygunları AKP’li bakan ve vekiller yaptı mı?” deyip; savcının ve kolluk kuvvetlerinin görevlerini yapabilmeleri için önlerini açıp kolaylık sağlayacaklarına; hükümet gücünü kullanarak, bir suçlu gibi yine korkakça hareket edip, emniyet amiri güvenlik görevlilerinin yerlerini değiştirerek, suçlu olduklarını kanıtlıyorlar…

Hurafeci AKP’lilerin çoğu, kendi yaptıkları hırsızlıklardan, soygunlardan şikayet edeceklerine; yargı ve emniyetteki fetonun adamlarından şikayet ediyorlar. İyi de; bu adamlar oraya gökten zembille mi indi? Ülkemizi, 11 yıldır kim yönetiyor? Hükümet kim? Daha; 24 Kasım 2013 tarihinde Tayyip, Rusya dönüşü yaptığı açıklamada: “Eğer cemaat olarak değerlendirilecekse, cemaatin mensupları, en ileri gelenleri, bugüne kadar Tayyip ERDOĞAN’a ne getirdiler de Tayyip ERDOĞAN geri gönderdi? Üniversitelerin hazırlanması, üniversitelerin verilmesi ile ilgili adımlardan tutunuz da birçok faaliyete yönelik yapabileceğimiz ne varsa bunları yaptık. Benden geri dönen hiçbir şey yoktur. Buna Rabbim şahittir.” diyerek; bizzat kadrolaşmaya yardım ettiğini, katkı sağladığını itiraf etmedi mi? Ey hurafeci AKP’liler, şundan-bundan şikâyet edeceğinize; azıcık düşünüp özeleştiri yapın…

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına baktığımızda, şu soruyu da sormadan edemiyoruz: “İsrail’in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için, mutlaka Türkiye’nin bölünmesi gerekiyor. Acaba sömürgeciler; AKP ve fetodan vazgeçip, Türkiye’yi, CHP’nin de içinde yer aldığı geniş katılımlı bir koalisyonla mı bölecekler? KILIÇDAROĞLU’yla CHP’ye bölücülerin doldurulması; Vatikan tasmalı SARIGÜL’ün [1] partiye alınması ve son zamanlarda AKP’liler gibi CHP’lilerin de Amerikalılarla içli-dışlı olması; bu kuşkularımızda haksız olamayacağımızı gösteriyor.”

Özetlersek; PKK’yla Oslo’da görüşülmemeliydi ve anlaşma uzlaşma yolları aranmamalıydı. Katiller, uyuşturucu tacirleri; kamplarda kızlara tecavüz edenler ve hatta kendi muhalif militanlarını infaz edenler; yargılanıp hapislerde çürütülmeli. Siz; tüm bu rezillikleri yapanlarla, anlaşma, uzlaşma yolları ararsanız terör meşrulaşır; gelişir güçlenir. Eninde sonunda devletini kurar. Birileri de hâlâ: “Bu sorunun çözülmesini istemiyor musunuz” diye; ahmakça sorular soruyor. Sömürgecilerin bu çarpıtmaları, ülkemizde uygulanan psikolojik operasyonun parçalarıdır. 30 yılda 40 bin insanımızı öldürerek, toplumumuza, bıkkınlık ve yılgınlık duygularını yaşatmaya çalışan sömürgecilerin maşaları, ülkemizin milli çıkarlarını savunanları, çözümsüzlük yanlısı gibi göstererek hedef saptırmaktadır. Oysa yaşam; her varlık için sorundur ve yalnız ölülerin sorunu olmaz. Türkiye, varlığını devam ettirmek istiyorsa; sömürgecilerin ürettiği ve üreteceği her soruna hazır ve devamlı mücadele eder durumda olmalıdır. PKK, özne değil sömürgecilerin aparatıdır. Evet; biz, tavizler verilerek sorunların çözülmesini değil; o sorunu üretenlerle, ısrarla, aralıksız mücadele edilmesini istiyoruz. Gerçek lider ülke; yorgunluk belirtisi göstermeden mücadele eder. Hem gelecekte, PKK sorunu bitirilmiş gibi yapılsa bile; AB-D tarafından başka sorunlar başlatılacak. Yani; yukarıda da okuduğunuz gibi, İsrail’in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için, AB-D’nin asıl hedefi, bölgede (23 ülkede) “Ebedi” istikrarsızlıktır. Bu gerçeklerden hareketle; AB-D’nin, PKK ve benzeri aparatlarıyla bölgede oluşturduğu istikrarsızlıkları ortadan kaldırıp; bölgeye kendi düzenimizi vermek istiyorsak; AB-D’yi ve tüm aparatlarını (parti, dernek, STK) bölgeden temizlemeliyiz…

Kaynak:

[1] http://www.facebook.com/media/set/?set=a.610366085677156.1073741940.127560800624356&type=3

Deniz KAÇAĞANkacagandeniz@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.