SON DAKİKA

Talandan Geri Kalan

Bu haber 21 Kasım 2014 - 10:12 'de eklendi ve 18 kez görüntülendi.

AKP’yi 12 yıldır iktidarda tutan temel şey, menfaat ve menfaatin paylaşılmasıdır. Uçtuk, geliştik, zenginleştik palavralarının altında yatan da budur. Oysa devletin resmi rakamları gösteriyor ki, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomide de büyük ve derin bir kayıp vardır ve yarın ne olacağını kimse kestirememektedir. Daha net bir deyimle, Türk ekonomisi bir yalan ve talandan ibarettir.

İnşaat sektörü tıkandı

Ekonominin çok basit, ama çok geçerli bir kuralı vardır. Yatırım ve üretime dayanmayan hiçbir sistemin kalkınma ve refah getirmesi ve kalıcı olması mümkün değildir. Türk ekonomisinin bel kemiğini inşaat sektörü oluşturmaktadır. Hesaba kitaba dayanmayan ve sadece rantı hedefleyen bu sektörün bir doyum noktasına geldiği bütün uzmanların üzerinde ittifak ettikleri bir gerçektir. En küçük bir paniğin büyük yıkımlar getireceğini ilgili bakanlar söylüyorlar.

Enflasyon ve işsizlik

Açıklanan işsizlik ve enflasyon rakamları endişe vericidir. Üretimin bol olduğu, buna bağlı olarak fiyatların düştüğü yaz mevsiminde dahi enflasyonu yüzde 10’un altına indiremediler. İşsizlik bütün masa başı düzenlemelerine rağmen yüzde 10’u aşmıştır. Gerçek işsizliğin bunun iki katı olduğunu aklı eren herkes görüyor ve söylüyor. Aynı şekilde sokağın enflasyonu açıklanan resmi rakamın en az iki mislidir. Bu vahim duruma paralel olarak toplumun bütün kesimlerinde hızlı bir çöküş yaşanmaktadır. Kredi kartı borçları patlama yapmıştır. Senet ödenirliği her geçen gün daha da azalmaktadır. Tasarrufların dibe vurduğunu, para değeri en çok düşen ülkelerin başında geldiğimizi yine ilgili bakanlar itiraf etmişlerdir.

Faiz ve borç düzeni

Bu acı tabloya kalıcı ve gerçekçi çareler bulmak yerine, başbakan Davutoğlu’nun açıkladığı paketlerle yine günü kurtaracak tedbirler arandığını ibretle görüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve onu taklit eden Başbakan Davutoğlu’nun Merkez Bankası’ndan ısrarla faizlerin düşürülmesini talep etmesinin makul ve mantıklı izahı yoktur. Bütün dertleri kurdukları faiz ve borç düzenini gidebildiği yere kadar devam ettirebilmektir. Faizleri düşürmenin altında daha çok borçlanma ihtiyacı vardır. Ancak, Merkez Bankası da, Türk ekonomisini biraz yakından takip eden kurumlar da denizin bittiğini ve borçların artık çevrilemez noktalara ulaştığını görüyorlar. Bu şartlar altında faiz oranlarının düşürülmesi hiçbir şartta mümkün olmayacağı gibi, gelişmelere bağlı olarak arttırılmasının gündeme gelmesi kuvvetle muhtemeldir.

Fırsat heder edildi

AKP ile geçen 12 yıllık dönem, her alanda olduğu gibi ekonomide de kaybedilmiştir. Bugüne kadar yıkıcı krizler yaşanmamışsa, sebebi bu kadar yanlışa rağmen konjonktürün son derece uygun olmasıdır. AKP dünyada paranın en bol ve ucuz olduğu bir dönemde iktidar olmuştur. Doğal olarak borçlanmada hiç sıkıntı yaşanmadığı gibi, ülkenin geleceği ipotek edilmiştir. Türkiye’nin 90 yıllık bütün birikimlerinin haraç-mezat satılmasını da buna eklemek gerekiyor. Daha öncede belirtmiştik; Eğer gerçekten de bu dönemde 3 defa arka arkaya iktidar olma fırsatı, milli, dürüst, çalışkan, dünya ve ülke gerçeklerini bilen bir hükümete verilmiş olsaydı, Türkiye bugün bambaşka yerlerde olurdu. Bütün şehirler metro ağlarıyla donatılır, gelişmiş ülkeler seviyesi sanal olarak değil, gerçek anlamıyla yakalanırdı. Tarihi bir fırsat AKP’nin yalan ve talan siyaseti yüzünden kaçırılmıştır.

Devletin rakamları

Yıllardır Türk ekonomisi sanal bir yapının üzerine kurulmuş ve nereden geldiğini bütün dünyanın bildiği ve artık saklamayı bile beceremedikleri, uçak dolusu dolarlarla ayakta kalabilmiştir. Devletin resmi rakamları ekonominin nasıl bir açmazın içinde olduğunu ve milletin nasıl kandırıldığını çok çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Rakamları eğip-bükmek, masa başında oynayarak büyütmek sonucu değiştirmiyor. İşin aslının ne olduğunu, Türk ekonomisinin dünya sıralamasındaki yeri, büyüme oranı, işsizlik rakamları, enflasyon ve kişi başına düşen milli gelir gibi gerçek verileri ortaya koyarak bir defa daha değerlendirelim:

Dünyadaki yerimiz

Türk ekonomisi ülke AKP’ye teslim edilirken dünya sıralamasında 17’nci durumdaydı. Bu kadar övünmeye, bu kadar borca, bu kadar satışa rağmen bugün 18’nci sıradadır. Bütün kayıtlar ortada olmasına rağmen, bu konuda da çıkıp milletin gözünün içine bakarak yalan söylüyorlar. AKP öncesindeki 80 yılık dönemin büyüme ortalaması, yüzde 5’dir. AKP ile geçen 12 yılın ortalaması bütün masa başı oyunlarına rağmen yüzde 4,5’un üzerine çıkamamıştır. 2015 hedefi yüzde 4’de kalmıştır. İşsizlik, AKP öncesinde krizlere rağmen yüzde 8,5 dolayındaydı. AKP döneminde dünya rekorları kırılarak yüzde 18’lere çıkmış ve yine bütün masa başı oyunlarına rağmen yüzde 10’un altına indirilememiştir. Gerçek işsizliğin yüzde 25’lerde olduğunun bu ülkede yaşayan herkes farkındadır. Enflasyon ayrı bir tiyatrodur. Ülke AKP’ye teslim edilirken, kendilerinden önceki koalisyon hükümetinin aldığı tedbirlerle enflasyon hızlı bir düşüşe geçmişti. Nitekim AKP’li dönemin ilk 2 yılında o tedbirlerin sonucu olarak yüzde 10’a kadar geriledi. Bu gerilemede AKP öncesinde alınan tedbirlerin etkili olduğunu, dönemin bütün bakanları itiraf etmişlerdir. Ama daha sonra yine bütün masa başı oyunlarına rağmen bu oran bir türlü yüzde 10’un altına inmedi ve kronik hale geldi. Kişi başına düşen milli geliri hesaplama yönteminde yaptıkları değişiklikle, bir gecede 10 bin dolara çıkardılar. Ancak, yaklaşık 6 yıldır üzerine bir tek lira dahi koyamadılar. Bunlara milli gelir dağılımındaki adaletsizliğin uçuruma dönüşmesini de mutlaka eklemek gerekiyor. Kurulan kömür, makarna düzeninin bu kadar etkili olmasının altında yatan temel gerçek, bu gelir dağılımdaki uçurumdur. İnsanları kredi kartlarıyla borçlandırıp kıpırdayamaz hale getiriyorlar, sonra da kömür, makarna vererek kendilerine bağlıyorlar.

Kaçak saray ve gerçekler

Yanaşmalar, beslemeler, yandaşlar, evlatlar, akrabalar elbette bu tablonun dışındadırlar. İşsizlik, borç, yarın endişesi onlar için söz konusu değildir. Bir tarafta kaçak saraylara harcanan milyar dolarlar, diğer tarafta akşam ne yiyeceğini düşünen milyonlar. Böyle bir düzenin yanlışlarının sonucu da çok ağır oluyor. Toplumsal çürüme tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlanmış ve had safhaya ulaşmıştır. 12 yılda, kadına şiddet yüzde 1400 arttı. 2002-2010 yılları arasında fuhuş suçları yüzde 220, ırza geçme ve çocuklara cinsel taciz suçları yüzde 125 arttı. Devlet eliyle veya izniyle oynatılan kumarda Türkiye dünya üçüncüsü oldu. Uyuşturucu kullanımının ilkokullara kadar düştüğünü içimiz acıyarak görüyoruz.

ORHAN KARATAŞ

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.