Asikurtlar©

Susanlar, Sinenler, Pusanlar, Korkanlar, Dengeciler Asıl Şimdi Size Değişim Zamanı!

Susanlar, Sinenler, Pusanlar, Korkanlar, Dengeciler Asıl Şimdi Size Değişim Zamanı!
06 Temmuz 2016 - 8:37 'de eklendi ve 4713 kez görüntülendi.

“Ne yaşadığı hayatı beğenen ne de yenisine gidebilecek kudreti kendisinde görenler vardır. Gelgitleri çoktur, kararsızlık içinde bocalarlar.
Durgun bir suda çalkalanan gemi enkazı gibi sessiz, sedasız yüzenler de vardır. Suya sabuna dokunmazlar, arada ve arafta beklerler.
Bazıları dürbünün ters tarafından bakıp, rüzgârın yönünü şaşırıp, suyun akış istikametinin zıddına kulaç atarlar. Nafile çırpınmak budur.
Fecir vakti ağaçlardan kalkan karga sürüleri nasıl sağa sola telaşla kanat çırpıyorsa, sisli ortamlarda pusuya yatanlar aynıdır.
Hiçbir şey yapmadıkları, hiçbir yaraya merhem olmadıkları halde haksız eleştiri ve haddi aşan hakaretlere resmigeçit yaptıranlar da vardır.
Bunlar sorumluluk almazlar, inisiyatif üstlenmezler, yangın varsa benzin dökerler, yoksa kibrit çakanları teşvik ve taltif ederler.
İlk uçuşunu yapmaya hazırlanan kırlangıç yavrusu gibi ürkek, çekingen, tereddütlü mizaçlar ise tarihin pasif ögesi, edilgen bir yanıdır.
Büyük dava ve ülküler kişisel çıkar ve şahsi hesaplarla çelişir. Yürekte yeşeren sevdalar karşılıksızdır, samimidir, çıkarsızdır, cüretlidir.
Klikler, sinsi kulisler, maksatlı lobiler, melanet senaryolar, sanal iddialar, asılsız sözler alev karşısında saman gibidir; yani anlamsızdır.
Faal bir muhayyile, çalışır bir şuur, temiz bir vicdan, güçlü bir ahlak, dik bir duruş hiçbir dünyevi vaade, hiçbir operasyona tamam demez.
Ana gövdeyi yıkıp başı yükseltmek, ağacı kesip gölgesinden medet ummak kadar beyhude bir uğraş, tarihi bir sapmadır. Buna da izin verilemez.
Korkaklarla zafere değil, bozguna yürünür. Türklüğün cevherini küresel dayatmalarla çembere alma teşebbüsü önce milli vicdandan dönecektir.
Ne düşüncelerle mücadeleye atılıp da yıkıcı bir akıbetin kucağına düşmüşlerin acılı hikâyelerinden ders alınmış, tekrarı da olmayacaktır.”
***
Türk milliyetçiliğinin ve Ülkücü Hareketin Lideri Devlet Bahçeli bir akşam sosyal medya hesabından bu cümlelerle seslenmişti. Bu mesaj aslında sana, bana, şuna, buna verilen anlamlı bir mesajdı. Bol sitemli, bol uyarılı idi. Anlayan anladı. Ama anlamamış gibi rol yapmayı sürdürenler oldu.
Aylardır izledik bazılarını. Sustular, sindiler, pustular. “Ne olur ne olmaz” dediler. “Bir önümüzü görelim, dengeleri koklayalım” dediler. Değişim treninin makinistlerine haber yolladılar. Adamlarını “vagonda yer tutsunlar” diye de erkenden oraya gönderdiler. “Bende sizin gibi düşünüyorum ama…” diye başlayan cümlelerle vagonda açık kapı bıraktılar. Ruhunu oraya çoktan sattılar ama bedenlerini yine de burada tutmayı denge saydılar. Gece-gündüz değişimcilerle oturdular- kalktılar. Oturdukları ortamlarda daha değişimciler lidere laf söylemeden, bunlar lideri eleştiren lafları sıralamaya başladılar.
Yedi düvel MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi devirmek için medyasıyla, parasıyla, algı operasyonlarıyla, kandırılmış insan yığınlarıyla kirli emellerine ulaşmak amacıyla adeta Haçlı Seferi düzenlerken, bunlar savunmak ve korumak için bir cümle kurmaktan aciz kaldılar. Sosyal medyada 140 karakterden oluşan, “MHP’yi ve Lideri koruyan ” bir twit atamadıkları gibi, savunmak ve korumak adına yapılanları paylaşmayı kendilerine eziyet, külfet kabul ettiler. Savunma ve korumayı fazlasıyla yapanlarla da dalga geçtiler. Hatta “Herkes iyi olur, sen kötü olursun. Yapma” diye akıl bile vermeye kalktılar. Bu süreçte bunların en sevdikleri politika “Dengeyi kur, bekle-gör” oldu.
Lider konuşurken surat eğenler, lider uyarırken dudak bükenler radara yakalandılar hep… Kapalı kapılar ardında başka iken, Liderin yanında sadakat masalları anlattılar.
Cilalayıp pazarladıkları kişiler sırıta sırıta değişim trenine atlarken “Ayıp olur, nereye gidiyorsun” diye ar edip arkalarından seslenmediler.
Vefayı, adamlığı, sadakati aradık hep sağımızda, solumuzda… Bir vefası için çırpınanları gördük, bir de vefasızlık için çırpındıkça batanları…
Bunlar karşımıza bazen bir divan üyesi, bazen bir milletvekili, bazen bir MYK üyesi, bazen bir il başkanı, bazen bir ilçe başkanı, bazen bir belediye başkanı, bazen bir ocak başkanı, bazen bir sendika başkanı, bazen bir danışman, bazen bir gazeteci, bazen bir televizyoncu, bazen bir sanatçı olarak çıktılar.
Bu manada herkesin anısı olmuş, herkesin hatıraları birikmiştir.
Bu manzaraları görünce Mehmed Âkif Ersoy’un bir gün dostlarına şöyle yakınması aklımıza geldi:
“İkiyüzlüleri sever oldum, çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.”
Rahatsızsan açıkça yol al…
Ruhun “orada” iken, sen niye “burada” rolleri oynuyorsun?
Nedir bu çok yüzlülük?
Nedir bu omurgasızlık?
Nedir bu “Dengeyi kur, bekle-gör” politikaları?
Liderin etrafında MHP’yi savunma, koruma refleksi kuramıyorsan onun yanında niçin çeşitli sıfatlar taşıyorsun ki?
Bu hareket sizin mücadelesiz, ruhsuz, renksiz, dengeci halinize katlanmaya mecbur mu?
“Gelene ağam, gidene paşam” duruşunuza katlanmak zorunda mı?
Ruhun orada, bedenin burada…
Kime ne faydan olur bu halinle?
Kimi kandırıyorsun söyle?
Keşke ilk gün satıp gidenler kadar net olsaydınız!
Keşke son ana kadar bekleyip, son anda değişim vagonuna atlama zavallılığı gösterenlerin cesaretinde olsaydınız!
Bu hareket içinde bir arınma olacaksa bu önce sağımızdakinden, solumuzdakinden olmalıdır. Bu arınma senden, benden başlamalıdır. Karşımızda duran zaten yolunu çizmiş, gezmediği parti kalmamışları, ideolojisi ve davası olmayanları kendine önder olarak seçmiş… “Ben Ülkücü değilim, demokratım” diyenlerin şakşakçılığında yerini çoktan almış… Onlara ne söylerseniz söyleyin artık beyhude çabadır.
Bu davada yol yürünecekse davasını, liderini, partisini korkusuzca koruyanlarla ve savunanlarla olmalıdır. Ne olursa olsun ikiyüzlülerle, dengecilerle, omurgasızlarla, renksizlerle yol yürünmeyeceğini artık herkes anlamalı ve görmelidir.
Bu süreçte susanları, pusanları, sinenleri, dengecileri, renksizleri göz önüne getirirseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
Davasına, partisine, liderine bağlı olup, samimi bir şekilde “eksiğimiz bunlar, yanlışımız bunlar, bunları onarmalıyız” diyen herkesle kucaklaşıp, sağlıklı bir arınma bu dava içinde bir an önce gerçekleşmelidir. Yanımızda görünüp maske takanlardan ve rol yapanlardan arınmak önceliğimiz olmalıdır. Aksi halde bunlarla aynı havayı teneffüs etmek hepimize zül olacaktır.
Lider Devlet Bahçeli’nin “Önümüzde arınma mevsimi vardır. Önümüzde iç muhasebe dönemi bizleri beklemektedir.” Sözü bu manada anlamlı ve önemlidir.
Davasına, partisine, liderine yapılan kahpe saldırılar karşısında Bozkurt gibi göğüs gerenler, davasını korumak için şanlı mücadele verenler, dik duruşunu hiçbir şartta bozmayanlar hepinize selam olsun…
Sizlerin varlığı, davanın gelecekteki en büyük güvencesi olmuştur.
Bu süreçte bunu satanlara, kaçanlara, hançeri elinde olanlara her daim gösterdiniz. Hepinizden Allah razı olsun…

Yıldıray Çiçek

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER