Asikurtlar©

Suriyeli Türk ve “Türk” diyemeyen başbakan

Suriyeli Türk ve “Türk” diyemeyen başbakan
30 Mart 2016 - 9:22 'de eklendi ve 4043 kez görüntülendi.

 

 

Türkiye’nin niye tarihinin en zor ve karanlık dönemini yaşamaya mahkum edildiğini akıl sağlığı yerinde olan herkes görüyor, anlıyor ve biliyor. Daha dün bütün televizyonların canlı yayınında milyonların gözü önünde yaşanan bir gelişme her şeyi anlamaya da anlatmaya da yeterlidir.
TÜRK DİYEMEDİ
Başbakan Ahmet Davutoğlu grup toplantısında konuşuyor. 7 Yaşında bir Suriyeli çocuğa büyüyünce ne olmak istediğinin sorulduğunu, çocuğun da, “Türk olacağım” dediğini anlatıyor ve bunu duyunca çok duygulandığını söylüyor. Sonra karşısındaki bindirilmiş kıtaların da etkisiyle coşuyor, ancak kendini ele veriyor: Yüksek ve titrek bir sesle, “İstikbal o çocuğun örnek aldığı…” dedikten sonra kısa bir duraklıyor ve cümlesini tamamlıyor, “bu milletindir.”Suriyeli çocuk geleceğini Türk olmakta görüyor, ama ülkenin başbakanı Türk olmayı, Türk milleti demeyi içine sindiremiyor. Dilinin ucuna gelen “Türk milleti” sözünü, yutkunup düzeltiyor. Bir milletten bahsediyor, ama o milletin kim olduğu, ne olduğu belli değil.
HAZIM KAPASİTESİ
İşte bu zihniyet, bu siyaset ve yöntem ülkeyi bu hale getirdi. Birisi milliyetçiliği ayakları altına aldı, diğeri, milliyetçiliği mutlaka hesaplaşılması gereken bir anlayış olarak gördü. Türk düşmanlığı ile milliyetsiz, kimliksiz, her etkiye açık bir yapı oluşturdular. Milli ve manevi değerlerin yerini menfaat ve küçük hesaplar aldı ve en ağır ihanetleri, yalanı, talanı hazmettirmek çok kolay hale geldi. Bu hazım kapasitesi AKP’yi iktidarda tutmaya yetti, ama kan, gözyaşı, ihanet, melanet, talan, yozlaşma, cinayet, uyuşturucu, büyük ve derin bir çürüme başımızdan aşağı yağıyor.
MİLLETİN SESİ
Türkiye yanıyor, kavruluyor. Türk milleti duyarlı ses, bir çare arıyor. Bugüne kadar bütün söylediklerinde haklı çıkan MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli, milletin sesi olarak yine çok hayati tespitler yaptı. Her hafta olduğu gibi, yine bazı bölümlerini paylaşalım:
Brüksel’de patlayan bombalara tepki gösterip, Ankara ve İstanbul’daki caniliklere suskun kalmak; Paris’teki terör saldırılarına karşı kıyameti kopartıp Şırnak, Diyarbakır, Mardin, Suruç, Şam, Bağdat ve daha nice şehirlerdeki faciaları görmezden gelmek affedilmez bir çifte standarttır.Hans için ağlayanlar, John için üzülenler; sıra Ahmet’e, Mehmed’e, Muhammed’e gelince tam bir çelişki yumağına dönüşmektedir.Maalesef Batı bu kayıtsızlığın içine çoktan yuvarlanmıştır.Brüksel’de, PKK’lılar sözde taziye çadırı kurarken hiç rahatsız olmayanların, yine bu terör örgütüyle akraba olan cinayet örgütlerinin kendilerine dokunması karşısında isyan etmeleri inandırıcı değildir.Terör her yerde terördür.
İTİRAF ETTİLER
Üzülerek takip ediyoruz ki, Doğu ve Güneydoğu fiilen işgal edilmiş gibidir.Türk vatanı birçok badire atlatmıştır.Türk milleti nice karanlık tuzaklardan sağ salim çıkmayı başarmıştır.Ancak bugünkü gibisi ne görülmüş, ne de duyulmuştur.Türkiye’nin her köşesine bomba yığılırken valiler makamlarından çıkmamış, devlet ricali ortalıkta görülmemiştir.PKK’lılar şehirlerimize doluşurken ne müdahale eden, ne de engel olan çıkmıştır.Sorumluluk sahiplerinin “Çözüm süreci içerisinde valilerimiz verdiğimiz talimat doğrultusunda şu andaki gibi operasyonlara girmiyorlardı.” sözleri aslında itirafnamedir.Bölücü odakları ima ve işaret ederek, valilere, üzerlerine gitmeyin diye talimat ve tembihte bulunmak hangi akla hizmettir? Bu nasıl bir sorumluluk bilincidir?Dün üzerine gidilememesi istenen caniler, bugün Türkiye’nin üzerine gelmektedir.
ŞİMDİ MUTLU MUSUNUZ?
PKK, AKP’nin müşahitliği, müsamahası ve sağladığı eşsiz kolaylıklarla çözüm sürecini bomba, hendek, saldırı sürecine tahkim etmiştir.Gelen her şehidin vebali geçmişteki ağır ihmallerin neticesidir.Yaşanan her bombalı saldırı, dökülen her gözyaşı, yaşanan her felaket üç maymunu oynayan hükümetin ve devlet görevlilerin eseridir.Tonlarca bomba bu ülkeye hangi ara sokulmuş, bu oluyorken hiç mi vatan ve millet sevdasıyla kavrulmuş bir sorumluluk sahibi bürokrat, siyasetçi ortaya atılıp da durun diyememiştir?
Devletle hesaplaşıyoruz sözleriyle hafızalara mıh gibi kazınan yıkımdan sorumlu eski başbakan yardımcısı şimdi mutlu mudur?PKK’nın tezlerini bölge bölge gezerek anlatan, kendilerine akil denilmesinden gurur duyan, fakat akılsızlıktan milli vicdanda mimlenen 63’lükler, bu bombalara, silahlara, kurşunlara ne diyecektir?
DURDUĞUNUZ YERİ NETLEŞTİRİN
Dağda, şehirde her değerimize ateş saçan şerefsizler, üniversiteleri de karıştırmak istemektedir.Teröristler ilim ve irfan yuvalarımızı kirletmektedir.Bilhassa 23 Mart günü Hacettepe Üniversitesi’nde yaşanan olaylar, diğer üniversitelerde baş gösteren terörist tahrikleri alarm zilleri çalmaktadır. Hala medyada karşıt görüşlü öğrencilerin kavgasından bahsedilmektedir.Hala bazı üniversite rektörlüklerinin açıklamalarında çatışmaların öğrenciler arasında olduğu iddia edilmektedir.Bu nasıl bir hezeyan, nasıl bir akıl tutulması ve zırvadır?Tekrar söylüyor, altını kalın şekilde çizerek ifade ediyorum; üniversitelerde bir yanda yalnızca öğrenimlerine devam etme, sınıflarını geçme gayesi taşıyan Türk gençliği varken, diğer yanda PKK’nın yedekleri, üniversitedeki uzantıları vardır.Hiç kimse sorumluluktan kaçmasın, gerçekleri haykırmaktan korkmasın.Çağrım hükümetedir.Çağrım YÖK’edir.Çağrım rektörleredir.Artık kararınızı veriniz.Durduğunuz yeri netleştiriniz.Üslup ve beyanlarınızı da acilen temizleyiniz.Milliyetçi-Ülkücü gençlik provokasyonlara gelmeyecek kadar dikkatli ve uyanıktır.
MHP’NİN DURUŞU BELLİ
Başbakan Davutoğlu anayasa konusunda yol haritası hazırladıklarını söylemiştir.Davutoğlu’nun bu acelesi nedir, neye yormak gerekmektedir?Cumhurbaşkanı AKP’yle MHP’nin azami müştereklerinden bahsetmektedir.Milliyetçi Hareket Partisi’nin yeni anayasa çerçevesindeki görüşleri belli ve nettir.Bizim duruş ve tutumumuzda herhangi bir değişlik olmamış, olmayacaktır.Bizim AKP’nin tek yanlı, dayatmacı, millet ve devlet çıkarlarını ikinci plana atan anayasa yapımına iyimser bakmamız mümkün değildir.Ve de AKP’nin başkanlık pençesine alınmış yeni anayasa hazırlık teşebbüsünün doğru, isabetli ve meşru bir tercih olmayacağı da bugünden aşikardır.
Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER