Asikurtlar©

SURİYE KRİZİNİN GELECEĞİ VE TÜRKİYE AÇISINDAN ORTAYA ÇIKAN FEDERALİZİM TEHLİKESİ

SURİYE KRİZİNİN GELECEĞİ VE TÜRKİYE AÇISINDAN ORTAYA ÇIKAN FEDERALİZİM TEHLİKESİ
14 Mart 2016 - 10:25 'de eklendi ve 4034 kez görüntülendi.

 

 

Suriye krizi başladığından bu yana 3 kez rejim ve muhalifler Cenevre’de buluşturulmak ve soruna çözüm bulunmak istendi.

Bu girişimlerin hepsi de başarısızlıkla sonuçlandı ki sonuncusu geride bıraktığımız Ocak ayının son haftasında nerdeyse daha başlamadan ertelenmişti.

Rusya’nın desteğini arkasına alan Esad’ın sahadaki ilerleyişi, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da ortak hareket etme kararı alan muhaliflerin sahadaki güçlerinin zayıflaması, PKK’nın uzantısı olan PYD’nin yeni alanlar ele geçirme çabaları, kurulması planlanılan masaya da yansıyınca sonuç alınamamıştı.

Bu tarihten sonra şiddet dozajını artıran çatışmalar, 27 Şubat 2016’da ilan edilen ateşkesle yeni bir aşamaya varmış ve krizin çözümüne dair detaylı fikirler de beraberinde gelmeye başlamıştı.
Herkesin Suriye’nin geleceğini tartıştığı bir atmosferde ağzındaki baklayı ilk çıkaran ABD olmuş ve Dış İşleri Bakanı John Kerry vasıtasıyla “ateşkes başarılı olmazsa B planına geçeriz” mesajını tüm çevrelere duyurmuştu. Aslına bakarsanız herkes bu sözün anlamını kavramış ve Suriye’nin geleceği ile ilgili hali hazırda sahada PKK-PYD ile beraber hareket eden, Rusya ile kapalı kapılar ardında bu ülkenin geleceğine dair planlar hazırlayan ABD’nin B planını hayata geçirmeye hazırlandığını anlamıştı.

“B Planı” olarak sunulan konununsa “Suriye’nin Federasyona dönüştürülmesi” hedefinin olduğu tüm dünya kamuoyunun malumu olan bir durum haline gelmişti.
Kerry’nin bu ifadeleri ABD Senatosu Dış İlişkiler Konseyi’nde, Dış İşleri Bakanlığı’nın 2017 bütçesi ile ilgili yürütülen görüşmelerinde söylemesi, bir bakıma ABD’nin resmi olarak Suriye’nin geleceği ile ilgili aklında bulunan planı açıkça ilan etmesi olarak değerlendirilebilir.
* * *
ABD, daha açık bir ifadeyi ise Dış İşleri Sözcüsü aracılığı ile kullanmış, John Kirby tarafından yapılan açıklamada Suriye’nin geleceği ile ilgili olarak “Bütün bir ülke de bir tür federalleşme altında yönetilebilir. Bu, o ülkenin bütünlüğünü, egemenliğini kaybettiği anlamına gelmez. Onlar kendilerini böyle yönetebilir. Bu kararı Suriye halkı verecektir. Bununla, ülkenin yarı-özerk bölgelere parçalanması arasında bir fark var, biz bu parçalanmayı istemiyoruz.” değerlendirmesi paylaşılmıştı.

Diğer yandan Suriye krizine 30 Eylül’de hava operasyonlarına başlayarak dahil olan Rusya’nın bu konudaki tavrı da son derece ilginç ve dikkat çekicidir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, Suriye’nin gelecekte federasyon olabileceğini söyleyerek, “Suriye’nin gelecekteki düzeni hakkında yapılan görüşmelerin sonucu olarak federasyon modelinin, Suriye’nin birleşik, seküler, bağımsız ve egemen bir devlet olmasını sağlayacağı fikri ortaya çıkarsa buna kim itiraz edebilir ki?” demiştir.

Tam da bu noktada Rusya’nın, Beşar Esad’a baskı yapmaya başladığını da eklemek gerekir. Zira Beşar Esad yönetimi Suriye’de, krizin başlangıcından önceki koşullara ulaşmak, ülke genelinde kontrolü tek başına sağlamak istemektedir. Hatta bunu Beşar Esad açıkça ifade etmiş ve “Suriye topraklarının tamamını geri alacaklarını” 12 Şubat 2016 tarihinde, Münih’te yapılan Küresel Güvenlik Konferansı’nın hemen öncesinde ilan etmiştir.

Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Vitali Çurkin, ülkesinde yayımlanan Kommersant gazetesine verdiği mülakatta Beşar Esad’ın “Suriye topraklarının tamamına hâkim olacağı” açıklamasına tepki göstererek, Esad’ın, Rusya ile uyumlu hareket etmediği takdirde ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağını söylemiş ve Esad’ın tavrının Rusya’nın gösterdiği diplomatik çaba ile uyumlu olmadığını dile getirip “Rejim krizin çözümünde Rusya’nın liderliğini takip ederse, bu sorundan şerefli bir şekilde çıkma şansları olabilir” şeklinde konuşmuştur.
* * *
Suriye’de yaşanan çatışmalarda IŞİD haricinde oluşan iki bloğun karşıt kutuplarıymış gibi görünen ABD ve Rusya ikilisinin, Suriye’nin geleceği konusunda “Federasyon” seçeneğinde uzlaşmış oldukları her hali ile ortadadır.

PKK-PYD’nin de gönüllü olduğu bu projenin Cenevre’de bugün başlayacak olan görüşmelerde masaya getirileceğini ise masanın kurucusu olan Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Stefan de Mistura duyurmuştur. Görüşmelerde üç konunun gündeme alınacağını söyleyen Mistura, bunları “Yeni bir hükümet kurulması, yeni anayasa ve yeni seçimler” olarak sıralarken, “Suriye için federalizim seçeneğinin de ele alınacağını” görüşmelerin hemen öncesinde ilan etmiştir.

Federal bölgeler kapsamında ise ülkenin üçe bölünmesi amaçlanmakta; kuzeyde yani ülkemiz sınırları boyunca uzanan alanda PYD’nin, Akdeniz sahilleri boyunca uzanan alan ile Halep, Hama, Humus ve Şam’ı içerisine alan bölgede Baas Rejimi ve ülkenin geriye kalarak Irak’a kadar yol alan orta ve doğu bölgelerinde ise Sünni kesimin kontrolünde bulunan yapılar oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Hatta bu durumu bir kaç gün önce İtalyan gazetesi La Stampa duyurmuş, Rusya’nın planı olarak sunduğu tezde açıkça federal bölgelerin sınırlarını çizen bir haritanın bilgilerini de aynı şekliyle vermiştir. Çözüm için Rusya’nın, Dayton Anlaşması’ndan ilham aldığını haberine eklemiştir.
Şayet Suriye’de federal bölgeler oluşturulursa, bu durum Irak’ın ardından Suriye’de de 4 parçalı Kürt devleti kurma projesinin ikinci ayağının hayata geçirilmesini sağlayacaktır ve bundan Türkiye’nin son derece olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.

Bu aşamadan sonra önceliklerin doğru tahlil edilerek, Suriye’nin federatif yapılara ayrılmasının sakıncalarının sadece Türkiye’yi değil, Irak ve İran’ı da doğrudan olumsuz bir şekilde etkileyeceği gerçeği göz önünde bulundurularak, bu iki ülkeyle ortak çalışma alanları geliştirilmelidir.
Zira Suriye’den sonraki hedefte Türkiye ve İran’ın olacağı artık bir sır değildir. Irak’ın ise toprak bütünlüğünün korunması çabasına destek olunmalıdır.
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER