Asikurtlar©

SURİYE KARARI TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ TAYİN EDECEK

SURİYE KARARI TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ TAYİN EDECEK
01 Şubat 2016 - 21:22 'de eklendi ve 4019 kez görüntülendi.

Suriye sahası önümüzdeki dönem açısından üç yönden alarm vermeye başladı.
Askeri tabirle “kırmızı alarm” olarak adlandırılabilecek saha gelişmeleri Türkiye’nin milli güvenliğini üç açıdan yeni fakat büyük risklerle yüz yüze getiriyor.
Bunlar:
1-PKK-PYD’nin Azez ve Cerablus arasında kalan alanı “batıdan ve güneyden” düzenlenecek harekâtlarla kapatarak, Hatay’ın batısından başlayıp Irak sınırımıza kadar uzanacak alan içerisinde PKK’nın kontrolünde olan bir alan oluşturma çabaları.
2-Rusya’nın PKK-PYD’nin bu hareketliliğine verdiği askeri destek ve Suriye’nin kuzeyinde de askeri üs kurma girişimleri.
3-Türkmen Dağı bölgesine yoğunlaşan Rusya-Esad operasyonları ve Bayırbucak bölgesinin Rusya-Esad kontrolüne girmesi, bölgede yaşayan Türkmenlerin topraklarından çıkarılması.
Bu üç gelişme Türkiye açısından önemli bir karar vermenin zamanının geldiğini gösteriyor.
Zira “PKK koridoru” olarak tanımlanan alan şayet yukarıda bahsi geçen mevzular gerçekleşirse hayat bulmuş olacak.
Bunu izleyen adımsa İran’dan başlayıp, Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir alanın oluşması demek olacak ki, böylesi bir durumda Türkiye’nin hem Ortadoğu ülkeleriyle bağının kesilmesi, hem de kendisine alternatif olan “yeni bir enerji rotasının oluşturulması” gerçekleştirilmiş olacak.
Sahadan gelen bilgiler PKK-PYD’nin Tişrin Barajı’nı ele geçirerek, Türkiye’nin daha önceden “kırmızıçizgi” olarak tanımladığı alana yerleştiğini kesin olarak kanıtlıyor.
Bununla beraber PKK-PYD’nin, yeni rotasının 3 merkezi kapsadığı anlaşılıyor.
Cerablus, Azez ve Minbiç’e saldırı hazırlığında olan PKK-PYD’nin en büyük destekçisinin Rusya olduğu sadece bu terör örgütüne son zamanlarda yaptığı mühimmat yardımından değil, aynı zamanda Azez’e yönelik olarak başlattığı ve füze dâhil pek çok ileri nesil silah sistemlerini kullandığı askeri operasyonlardan da anlaşılıyor.
* * *
24 Kasım 2015’te Hatay semalarında hava sahamızı ihlal eden Rus savaş uçağını düşürmemizden sonra Rusya, Türkiye’nin altını oyacak tüm adımları Türkmen Dağından başlayarak, PKK-PYD’ye destek verip Suriye-Türkiye sınırını tümüyle PKK’ya bırakacak bir strateji üzerinde hareket ediyor.
Bunun cevapsız kalması, Suriye sınırımızın son 98 km’lik bölümünün de PKK’nın eline geçmesi şüphesiz ki kabul edilemeyecek, Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit olan ve üzerinde durulması gereken bir noktadır.
Türkiye’nin bu tehdidi çok daha önceleri hem Türkmen Dağı hem de Azez-Cerablus arasındaki alanda mücadele eden Türkmen güçleri destekleyerek bertaraf edebilme ya da olabildiğince bu hattın PKK tarafından kapatılmasına mani olabilme konusunda şansı vardı.
Fakat mevcut gelişmeler bu şansın gittikçe kaybolduğunu işaret ediyor. Özellikle Türkmen güçlerin sahip olduğu askeri imkânların Rusya, Esad, Şebiha, PKK-PYD gibi kesimlerle kıyaslandığında çok geride kalması gösterilebilecek olan nedenlerden.
Geriye kalan seçenekse Türkiye’nin bu alana doğrudan müdahale edip etmeyeceğidir.
Şayet bir müdahalede bulunulmazsa, PKK-PYD’nin oluşturacağı güvenlik riskinin boyutlarının yalnızca sınırlarımızın ötesinde olmayacağı, 20 Temmuz’dan bu yana artan terör saldırılarıyla beraber kendisini gösteriyor.
Diğer yandan sorun arz eden başka bir durumsa olası bir Türk müdahalesinde Rusya ile karşı karşıya gelinmesi durumunda ne yapılacağıdır.
29 Ocak 2016 günü, düşürülen Rus uçağından sonra ilk kez Türk hava sahasını ihlal eden SU-34 tipi Rus savaş uçağının ortaya koyduğu anlam buna bir nebze de olsun cevap niteliğini taşıyor.
24 Kasım’dan bu yana yaşanan gerginlik ortadayken Rusya’nın bir kez daha Türk hava sahasını ihlal etmesinin kaza ya da yanlışlıkla bağdaşır bir yanının bulunmadığı, hali hazırda sahada yaşananlara bakarak daha anlamlı bir hal alıyor.
Bu nedenle Suriye için Türkiye’nin beslediği hassasiyetlerin artık NATO ve ABD açısından da ortak kaygıları taşındığı Türkiye’nin askeri ve siyasi ortaklıklarının bulunduğu partnerlerine doğru biçimde anlatılmalıdır.
* * *
Rusya sadece Suriye’de değil, gerilimi arttırıcı faaliyetlerini Türkiye’nin etrafını çevreleyen tüm alanlarda hızlandırmışken, Türkiye’nin meşru hakkını korumaktan ve milli güvenliğini zedeleyen girişimlere engel olmaktan asla çekinmeyeceğinin dosta-düşmana gösterilmesi gerekir.
ABD’nin, PKK-PYD’ye yaptığı yoğun silah yardımları ve PYD’ye ilave olarak bazı Arap ve Ermenileri de ortak bir silahlı grup çatısı altında topladığı Suriye Demokratik Güçleri adını verdiği yapılanma ne yazık ki ne kendisi, ne IŞİD’le mücadele, nede müttefik dediği Türkiye’ye karşı bir işe yaramamış, tam aksine zarar vermeye başlamıştır.
PYD’nin tepe noktasındaki isim olan Salih Müslim’in geride bıraktığımız günlerde Times’a yaptığı açıklamasında ABD’nin ısrarla üzerinde durduğu ve hali hazırda IŞİD’in merkez üssü olan Rakka’ya yönelik gerçekleştirilmesi planlanılan operasyonla ilgili söylediği “Hem Rakka’ya hem Cerablus’a girmeye hazırız. Ama Rakka’da daha fazla Arap müttefikimiz olmalı. Önce hangisine gireceğimizi koşullar belirleyecek” sözleri, PYD’nin ABD’nin umduğunun aksine Rusya’ya daha fazla yakınlaştığını gösteriyor.
Ayrıca PYD’nin silahlı kanadı olan YPG’nin ismi açıklanmayan bir yetkilisinin Reuters haber ajansına verdiği demecinde Minbiç, Cerablus ve Azez’e yönelik olarak bir taarruz hazırlığında olduklarını doğrulaması, PYD’nin ABD tarafından öncelik olarak sunulan Rakka’yı değil Türkiye sınırını öncelikli olarak kendisine hedef seçtiğini açığa çıkarıyor.
PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD’nin buna benzer taktiği, İmralı’da bulunan terörist başının, sözde çözüm sürecindeki “kiminle hareket etmek işlerine geliyorsa onunla hareket etsinler” talimatıyla daha da anlamlaşıyor.
Sınırlarımızın hemen yanı başındaki durum böylesine vahim bir hal almışken Türkiye’nin belki de Cumhuriyet tarihimizin en önemli karar arifesinde olduğu ortadadır.
Cevap verilmesi gereken soru ise şu: Sınırlarımızın ötesindeki kazanımlarını, sınırlarımızın içerisine taşıyarak Türkiye’nin milli bütünlüğünü tehdit eden terör yapılanmasının faaliyetlerini ve ilerlemesini engelleyecek miyiz yoksa seyredecek miyiz?

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER