SON DAKİKA

METAL YORGUNLUĞU?

Gündem Yazıları

Stratejik Körlük

Bu haber 13 Haziran 2014 - 2:00 'de eklendi ve 18 kez görüntülendi.

Erhan Başyurt

Türkiye’nin güney sınırları giderek büyüyen bir istikrarsızlık sahasına dönüşüyor.

Suriye ve Irak’ın otoriter rejimlerinin yerini Şebihalar/Esed güçleri, Al Nusra Cephesi/El Kaide, IŞİD, PYD/PKK, IKYB/Peşmergeler gibi yapılar aldı.

İlginç bir şekilde tüm bu değişimler, Irak’ta ve Suriye’de çöküş AK Parti iktidarı döneminde yaşandı.

Neredeyse tamamı Ankara’nın rağmına ve öngörülerinin zıddına gerçekleşti.

Türkiye’nin içine düştüğü acziyet inanılmaz…

Teoride “stratejik derinlik” var ama uygulamada yerini “stratejik körlük” almış durumda.

Türkiye’nin istihbarat yetersizliği, bölgeye vakıf uzman yoksunluğu, köklü ve yerel ilişkiler ağında zayıflık her yönüyle kendisini gösteriyor.

Hükümet, bölgede İran dışında neredeyse “dost” ülke bırakmadı.

Suudi Arabistan ve Mısır ile ipler koparıldı.

Irak ve Suriye’de muhalifler desteklendi.

Şaşırtıcı mazeret!

Türkiye’nin özellikle Suriye’de çatışan gruplarla irtibatları, radikal gruplara destek verdiği iddiaları uzun süredir eleştiriliyor.

Ankara her ne kadar reddetse de lojistik ve ikmal yollarının açık tutulması, aranması engellenen TIR’lar bu ilişkiler ağını doğruluyor.

Musul’da yaşananlar, tüm bu bilgilerin ışığında ele alındığında, içine düştüğümüz zaafın büyüklüğü daha net görülüyor.

Konsolosluğumuz, işgalden 3 gün önce IŞİD tarafından boşaltılması için uyarılmış.

Dışişleri Bakanımız Davutoğlu da “3 gün önce tahliye kararı almıştık” diyor.

Ancak tahliyenin riskleri nedeniyle gerçekleştiremediklerini ileri sürüyor.

Libya’da sıcak çatışmaların ortasında binlerce Türk’ü tahliye eden Türkiye, Musul’dan 49 Türk’ü mü tahliye edemedi?

Dışişleri Bakanı’nın mazereti son derece şaşırtıcı…

İki halde de hata büyük

Tahliye konusunda apaçık ihmaller olduğu görülüyor.

Birincisi, IŞİD konusunda istihbarat eksikliği olabilir. Yani Musul’u alıp, Türkiye konsolosluğunu basacağı öngörülememiş olabilir.

İkincisi, IŞİD konusunda kaygı duyulmamış ve geçmiş irtibatlar nedeniyle böyle bir baskına girişmeyecekleri öngörülmüş olabilir.

Her iki halde de büyük hata.

Konsolosluk stratejik nedenlerle boşaltılmadıysa bile aileler neden tahliye edilmedi?

Sayı neden asgari seviyeye düşürülmedi?

O dönemde ne kadar riskli olursa olsun yapılacak bir tahliye operasyonunun, bugünkü şartlarda yapılacak her türlü kurtarma operasyonundan çok daha az riskli olacağı açıktır.

Yine bugün yürütülecek her türlü pazarlıktan da onurlu bir hareket olurdu.

İkinci “çuval” fiyaskosu

Davutoğlu, krizinin ortasında “Musul konsolosluğumuzun güvenliği için gerekli önlemler alındı” diyerek hiç de elzem olmayan bir toplantıya katılmak için New York’a gidiyor.

Konsolosluk işgali ve rehine vakası gerçekleşmeden 20 saat önce atılan bu tweet aslında nasıl bir siyasi basiretsizlik ve stratejik körlük ile karşı karşıya olduğumuzu tek başına ifade ediyor.

Musul konsolosluğumuza baskın yapılması ve hiçbir direnç gösterilmeden teslim alınması, Irak’ta yine AK Parti iktidarı döneminde karşı karşıya kaldığımız ikinci Süleymaniye vakasıdır.

İkinci “çuval” fiyaskosudur.

Göz göre göre hesap hatalarımız ve ihmallerimiz sonucunda yaşanmıştır.

Birinci derece sorumlusu da gelişmeler krize dönüşmeden çözemeyen, tahliyeyi geciktirerek krize davetiye çıkaran ve personeli kuşatma altındayken “güvenlikleri sağlandı” diyerek yurtdışına çıkan Davutoğlu’dur…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.