Asikurtlar©

Sosyal Medya ve Siyasi İletişim Disiplini

Sosyal Medya ve Siyasi İletişim Disiplini
15 Mart 2016 - 13:14 'de eklendi ve 4046 kez görüntülendi.

 

 

Yazıma Ankara Kızılay’daki patlamada ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek başlıyorum.

Cuma günü ben “20 Marttan Önce ve Sonra Yapılacaklar”ı yazmıştım. Üzerine bir şey yazmak istemiyorum. Herkes görevini düzgün yapsa kimse Kızılay’ın göbeğinde 40 kişiyi öldüremez!
Cumartesi günü de “merkez çevre ilişkisi” kavramını, siyasi partiler yönünde esneterek, sözü MHP’ye getirmiş ve iletişim çağında bu ilişkinin yeniden sorgulanmasının zorunlu olduğundan bahsetmiştim.
Şimdi, işin içine biraz da “pedagoji” katarak bu tartışmayı genişletmek istiyorum.
“Eğitim, beşikten mezara kadar sürer” sözü “ağaç yaşken eğilir” tezi karşısında duygusal bir temenni gibi kalır.

Elbette insanlar ölene kadar yeni şeyler öğrenebilirler. Ama bu öğrenmenin, ideolojik bilinçlenme veya mesleki ihtisasla bir ilgisi yoktur.
Doğuştan gelen huy ve tabiat ise eğitimle bile değişmez. “Yedisinde neyse yetmişinde de o…” sözü, insandaki bazı özelliklerin değişmediğini anlatır.
Ülkücülük aslına bakarsanız, sistemin yozlaşmasına, küresel aldatmaya ve kitlesel çözülmeye karşı şuurlu bir inatlaşmadır.

Bir bakıma, “On beşinde neyse, yetmiş beşinde de o” olma durumudur.
Bu yüzden Ülkücü ideoloji ve karakter çizgilerinin şekillendiği 70’li yıllarda alınan eğitim, Ülkücülerin 80’lerdeki, 90’lardaki, 2000’lerdeki ve günümüzdeki davranışlarına da şekillendirmiştir.
Konjonktür değişikliklerinden etkilenmemeyi, fikir ve zikir istikrarını korumayı makul ve onurlu bulabilir; genel duruşumuzu bu tartışmanın dışında tutabiliriz.
Ancak iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin, Ülkücü camiadaki, özellikle de “merkez-çevre ilişkisi” üzerindeki etkisini göz ardı edemeyiz.
Tabii ki bütün teknolojik değişim süreçlerini biz de yaşıyor ve akıllı telefon, LCD TV, İnternet, Twitter, Facebook gibi yeni aparatlar kullanıyoruz.

Ancak insanların bunlardan nasıl etkilendiğini dikkate alan bir merkez-çevre ilişkisi kurmuyoruz.
Ben ara sıra, eğer 12 Eylül öncesinde cep telefonu olsaydı sokağın nasıl iki misli karışacağını ve şehit sayısının nasıl ikiye katlanabileceğini düşünürüm.

Teşkilat başına bir otomobilimiz bile yoktu ki…
Ülkücü terbiyenin teşekkül ettiği ve örnekleme yoluyla sonraki genç kuşaklara aktarıldığı “Kavga Devri”nin yiğit çözüm mekanizmalarından bugün artık yoksunuz…
İnternette veya Televizyonlarda onun için MHP hakkında ayarsız yorumlar yapılıyor, onun için davaya ve Ülkücülere kem söz söylenebiliyor.

12 Eylül öncesinin bize özgü disiplin mekanizmaları da yok artık…
İnternette ve gazete köşelerinde onun için bazı edepsizler, Ülkücü Hareketin lideri ve yöneticileri hakkında ileri geri konuşabiliyor.
Başbuğa karşı bunu hiç kimse duman diliyle bile yapamazdı. Çünkü o zamanlar fiber hızda internet hizmeti yoktu; ama mermi hızında disiplin hizmeti vardı!..

12 Eylül’de bu yüzden dağılmadık. Onu takip eden 35 yıl boyunca bunun için yok olmadık.
Eğitimini, 70’li yılların ateş çemberinde alan ve mermi hızıyla yetişen Ülkücü insan tipinin, fedakâr, serdengeçti, birbirine can emanet eden disiplinli halleri, bugün bazı MHP’lilere artık anlamsız geliyor.

Oysa bizim her zaman bazı arkadaşlarımız daha sorgulayıcı, bazılarımız daha itaatkârdı.
Hatta Başbuğa mal edilen o sözlerdeki gibi davadan dönenlerimiz bile olmuştu.
Ama biz onları hiç duymamıştık. bile… Sessiz sedasız sıvışmış, arazi olup gitmişlerdi!..
Şimdi herkes birbirine bir telefon kadar yakın, her ekran bir misafir odası…
İnsanlar adeta hep beraber tuşlarda yaşıyorlar. Ekranlardan birbirlerine bakıyor, satırlardan birbirlerini okuyorlar.

Merkez çevre ilişkisi, bu şartlara göre yeniden tanzim edilmeli; disiplin yönetmeliğine iletişim teknolojilerini dikkate alan hükümler getirilmelidir.
Hatta Ülküdaşlık hukuku, İngiliz “common law”ı gibi fiili bir gelenek olmaktan çıkarılmalı yazılı bir anayasa haline getirilmelidir.
Her Ülkücü, fiilen veya dijital ortamda MHP üyesi yapılmalı, disiplin yönetmeliğinin hukuksal çerçevesi içine çekilmelidir.

#Periyodik olarak gerekçeli ikaz listeleri ve icabında ceza tabelaları yayınlanmalı, önüne gelenin MHP ve Ülkücülük adına ileri geri konuşmasına mani olunmalıdır.
Kurultay dönemlerinde Genel başkan adaylarının taraftarlarına mesaj vermesi, kitleleri uyarması normaldir. Teşkilat başkanlarının da konuya duyarlı olması makul karşılanabilir.
Ancak; İlçe Başkanından Genel Başkana kadar bütün seçimlerde delegenin “gizli oy” kullandığı bir kurultay sürecinde, umuma açık ortamlarda partililerin birbiriyle tartışması ve dışarıya kavga görüntüsü vermesi, her bakımdan sakıncalıdır.
Genç veya yaşlı hiçbir MHP’linin davranışına “yönetim düşerse yaptıklarım unutulur” umudu hâkim olmamalıdır!
Ülkücülük: “unutturulacak” değil “unutulmayacak işlere talip olmanın” adıdır!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER