SON DAKİKA

Ahhhh Fırat’ım !

Gündem Yazıları

Sorun MHP Düşmanlarında

Bu haber 08 Ocak 2018 - 12:01 'de eklendi ve 2.077 kez görüntülendi.

Bahçeli, “Bozkurdun beğenmediğini çakallar kapışırmış” diyor. MHP düşmanlarının alayının sıraya girmesi bu yüzdendir.

Sizin gönlünüzden öyle geçiyor diye, MHP baraja takılmıyor. MHP’nin baraj sorunu olmadığını defalarca gördünüz. Sorun MHP’nin değil, MHP düşmanlarının sorunudur. Bu kesin gerçek ülke ve milletle meselesi olanları çılgına çeviriyor. Bütün işlerini güçlerini bıraktılar, alayı birden akıl, izan ve ahlak sınırlarını sonuna kadar zorlayarak, buldukları ipe-sapa gelmez bahanelerle MHP’ye saldırıyor.

MHP düşmanlığına malzeme yaptıkları bir başka mesele de AKP ile ortak hareket etme konusudur. Özellikle CHP’nin 16 Nisan’dan beri bu konuda şiddetli bir karın ağrısı çektiğini biliyoruz. Değişen hükümet etme sistemiyle, barajın aslında yüzde 50 artı 1’e çıkmasından dolayı iktidar olma ümitleri dibe vurmuş durumdadır. Bütün ümitleri, 16 Nisan’da sandıktan çıkan yüzde 49’luk hayır blokunu derinleştirmek ve kendine mal etmektir. Bunun için İP’ten HDP’ye, Türkiye Komünist Partisi’nden diğer marjinal partilere kadar herkesten medet umuyor, hepsine el uzatıyorlar.

16 Nisan referandumu, 15 Temmuz’un bir gereği olarak gündeme gelmiştir. Türkiye’nin fiili durumdan kurtulup, hukuki alt yapısı olan bir sisteme geçmesi bir tercih değil, bir mecburiyet oluşturmaktaydı. Bunun gereğini de yine MHP yapmış ve yolu açmıştır. Millet de bunu görmüş, desteklemiş ve hayata geçirmiştir. Zaten mesele de buradan çıkıyor. MHP’nin ülkenin kaderi ile ilgili meselelerde ortaya çıkıp doğruyu bulması ve yapması ülke ve milletle sorunu olanları çok rahatsız ediyor.

Türkiye siyasetinde iktidar partisi AKP ve anamuhalefet partisi CHP’nin son seçimdeki toplam oy oranı yüzde 75’i buluyor, ama ülke gündemini, siyasetin seyrini ve bugünü ve geleceği MHP belirliyor. Bu yeni bir durum değildir. Sayın Devlet Bahçeli’nin ülke ve millet gerçekleriyle örtüşmesi, öngörüleri, devlet adamlığı, kararlılığı, samimiyeti ve birikimi her zaman bir fark oluşturmuştur ve bu fark gün geçtikçe daha da açılıyor. Buna MHP’nin genlerinde olan milli özellikler de eklenince ortaya MHP’siz bir Türkiye olamayacağı kesin gerçeği çıkıyor. Onun içindir ki MHP’yi aldığı oy oranı ile değerlendirmek her zaman yanlış ve yanıltıcı olmuştur. MHP bu milletin özü, bu devletin teminatı, bu ülkenin değişmez gerçeğidir. Özgül ağırlığı her zaman aldığı oy oranının çok üzerindedir ve bu aynıyla siyasete de yansır.

15 TEMMUZ VE YENİ HÜKÜMET SİSTEMİ

Bu kesin gerçek ülke ve milletle meselesi olanları çılgına çeviriyor. Bütün işlerini güçlerini bıraktılar, alayı birden akıl, izan ve ahlak sınırlarını sonuna kadar zorlayarak, buldukları ipe-sapa gelmez bahanelerle MHP’ye saldırıyor. Son dönemlerdeki bahaneleri de MHP-AKP yakınlaşması ve bunun üzerinden kurdukları kirli tezgahlardır. Bu güruhun akıllarından hiç çıkarılmamaları gereken iki temel mesele var. Bunlardan birinci 15 Temmuz ihaneti, ikincisi ise 16 Nisan referandumu ve buna bağlı olarak değişen hükümet sistemidir. 15 Temmuz, bu ülke ve bu milletle meselesi olanların sadece terör ve ihanetin her türlüsünü kullanarak dışarıdan saldırmadıklarını, içimize girip iliklerimize kadar işlediklerini göstermiştir. Büyük ve yakın bir tehditle karşı karşıya kaldığımız, topyekün bir mücadele vermemiz gerektiğini, aksi halde bu tehdidin sonuç verebileceğini belgelemiştir. MHP gibi varlığını bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne adamış olan bir parti, elbette bu duruma seyirci kalamazdı. Nitekim, 15 Temmuz ihanetinin başladığı ilk dakikadan itibaren, gereğini yapmakta zerre kadar tereddüt göstermemiş ve her şeyi göze almıştır. 15 Temmuz gecesi bu kalleşliğe karşı ilk harekete geçen liderin Devlet Bahçeli olduğunu bütün dünya görmüş ve izlemiştir. Sonrasında Yenikapı ruhunu teşvik etmiş ve bunu yaşatmak için elinden geleni yapmıştır.

TERCİH DEĞİL MECBURİYET

16 Nisan referandumu, 15 Temmuz’un bir gereği olarak gündeme gelmiştir. Türkiye’nin fiili durumdan kurtulup, hukuki alt yapısı olan bir sisteme geçmesi bir tercih değil, bir mecburiyet oluşturmaktaydı. Bunun gereğini de yine MHP yapmış ve yolu açmıştır. Millet de bunu görmüş, desteklemiş ve hayata geçirmiştir. Zaten mesele de buradan çıkıyor. MHP’nin ülkenin kaderi ile ilgili meselelerde ortaya çıkıp doğruyu bulması ve yapması ülke ve milletle sorunu olanları çok rahatsız ediyor. Kaçınılmaz olarak hedef haline geliyor. Bunu defalarca yaşadık, yeni ve ibret veren bir örnekleriyle bir defa daha karşı karşıyayız.

NE ZAMAN MHP’Yİ BARAJ ÜSTÜNDE GÖSTERİNİZ Kİ”

16 Nisan referandumunda kabul edilen yeni hükümet sistemi, aynı zamanda 3 bin kadar kanunda değişiklik gerektiriyor. Bunlara uyum yasaları deniliyor ve yeni sistemin ilk uygulamaya konulacağı 2019 seçimlerinden önce mutlaka hayata geçirilmesi gerekiyor. Hatta, bunun için 6 aylık süre konulmuştu. Bu uyum yasaları içinde siyasi partiler kanunu ve seçim kanununun da olacağı ta referandum öncesinden belliydi. Kaldı ki, seçim kanunun değiştirilmesi, daha doğrusu seçim barajının indirilmesi çok daha eski bir tartışmadır. Yeni sistemde sonuç alabilmenin asgari şartı yüzde 50 artı 1’i yakalayabilmektir. 12 Eylül 1980 sonrasında yapılan seçimlerde hiçbir parti bu oranı yakalayabilmiş değildir. Dolayısı ile bu ihtiyaç beraberinde ittifakları getirmektedir. İttifak mecburi olunca seçim barajının da bir önemi ve anlamı kalmıyor. Sayın Bahçeli bu gerçeği de herkesten önce görmüş, söylemiş ve tekliflerde bulunmuştur. Bu durumu malum zevatın çarpıtarak, nerelere çektiğini ibretle izledik. MHP baraj korkusu yaşıyormuş ve konu bu sebeple gündeme getirilmiş. Bunu söyleyen zavallılar, bu milleti ahmak mı zannediyorlar? Siz ne zaman MHP’yi barajın üstünde gösterdiniz ki, şimdi farklı düşünesiniz? Size kalsa MHP her seçimde baraja takılacak ve hatta şimdiye kadar çoktan siyasetten silinip gidecekti. Her defasında bu milletten aldığınız ders belli ki içinize oturmuş. Bir fırsat bulduğunuzu zannedip yeniden kin kusuyorsunuz. Bu kininiz sizi yiyip bitirecek, ama MHP var olmaya ve bu millete karşılık bulmaya devam edecek. Çatlasınız da, patlasınız da MHP en zor şartlarda barajları yıkarak geçti ve bundan sonra da bu değişmeyecek.

HEPSİ YOK OLDU GİTTİ

Bu barajı seçim sistemine koyan 12 Eylül paşaları da sizin gibi düşünmüşlerdi. Yüzde 10 sırf MHP ve o zaman ki RP’nin önünü kesmek ve ABD benzeri iki partili bir düzen kurmak için sisteme yerleştirilmişti. O sistemi kuranlar da, o baraja güvenen partiler de yok oldu gitti, ama MHP kaya gibi duruyor. Yapılmak istenen kesinlikle iyi niyetli bir tartışma değil, MHP düşmanlığıdır. Nitekim, sayın Devlet Bahçeli de çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalarda bunu böyle değerlendirmiş ve “Ne tuhaf ki, kuyuya taş atmasam da, kendilerini akıllı sanan bazı gafiller olmayan taşı düştükleri çukurdan çıkarmak için adeta çırpınmışlar, ekranlarda, gazetelerde, buldukları kürsülerde seçim barajı kapsamında evlere şenlik hikâyeler uydurmuşlar, MHP’yi çarpıtmak istemişlerdir. Bilinmesini isterim ki, bunlara hakikaten de acıyorum.”

ACINACAK ADAMLAR

Bu acınacak adamlar, bu konuşmadan sonra da boş durmadılar ve sayın Bahçeli’nin gayet net ve zerre kadar akıl sahibi herkesin anlayacağı değerlendirmeleri, ele geçirdikleri köşelerden veya parselledikleri televizyon ekranlarından, eğip bükerek ve cımbızlayıp kendi kıt akıllarına göre anlamlar yükleyerek yeni sonuçlar çıkarma yarışına girdiler. Yine sayın Bahçeli’nin dediği gibi, “çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez”; ama olsun, biz bir kere daha kendilerine anlatalım:

İLK DEFA MHP’DEN Mİ DUYDUNUZ?

Türkiye’de yüzde 10 barajının çok ağır olduğunu ilk defa MHP’den mi duydunuz? AKP’nin seçim beyannamelerinden başlayıp da bu konuda görüş belirtmeyen tek bir parti kalmış mıdır? Tamamı aynı şeyi söylemiş ve barajı yüksek bulmuşlardır. Bu baraj sistemini 12 Eylül ihtilalcilerinin MHP ve RP’yi meclise sokmamak için uydurduğuna bir itirazı olan var mı? Bu barajın ittifaklarla aşıldığı ve bunda sonra da aşılabileceğini duymayan kaldı mı? Bu soruların cevabı belli olduğuna göre neye itiraz ediyorsunuz? Sayın Bahçeli’nin, “Artık bu zorlamalar ve dayatmalarla, birilerini öldürerek, kendini yaşatma yerine, hep beraber nasıl yaşarız, demokrasi içinde bunu nasıl başarırız, Türkiye’yi nasıl istikrar ve normalleşme sürecine getirebiliriz noktasında bir uzlaşmaya varacak çalışma yapılmalıdır.” Sözünden mi rahatsız oldunuz? Demokrasi içinde hep beraber yaşamayı başarmaktan mı korkuyorsunuz? Kaldı ki, baraj şu orana düşsün gibi bir şey de söylenmemiştir. “Bu yüzde 5 mi olur, 6 mı olur, yüzde 7 mi olur, yoksa yüzde 10 olarak mı kalır, böyle mi devam etmesi gerekir, bunları görmek lazımdır.” Denilerek bir yol açılmıştır. Yüzde 10 olarak kalması da bu yola dahildir.

İFTİRA VE İSNAT MANGASI

Sizin gönlünüzden öyle geçiyor diye, MHP baraja takılmıyor. MHP’nin baraj sorunu olmadığını defalarca gördünüz. Sorun MHP’nin değil, MHP düşmanlarının sorunudur. Sayın Bahçeli, Türkiye’nin 16 Nisan Halkoylamasından sonra değişen hükümet etme sistemiyle beraber ortaya çıkan siyasal zaruretten, üstelik bağımsız adaylarla veya ittifaklarla barajın delinmesinden dolayı düşüncelerini paylaşmıştır. Seçim barajının oransal bazda ne olması gerektiğini değil, tartışılarak sonuca ulaşılmasını önermiştir. Son derece isabetli ve ülke gerçekleriyle örtüşen bu değerlendirmeler için iftira ve isnat mangasının saf saf toplanması gerçekten ibret veren bir durumudur. Oturdukları koltuklardan MHP’yi baraj altında olmakla, oy oranının yüzde 3, yüzde 5’lere gerilediğini söylemek bu milletle alay etmenin ötesinde bir şeref ve haysiyet sorunudur. Bu güruh, gökten de kemik yağmadığını defalarca gördü, bir defa daha anlayacak.

YILLARDIR ELEŞTİRİLİYOR

Sayın Bahçeli bir grup konuşmasında Avrupa ülkelerinden ve dünyadan örnekler vererek seçim sistemi değerlendirmesi yapmış ve “Seçim sistemleri düzenlenirken, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri açısından öngörülen hedefler her zaman gerçekleşmemiştir. Yüzde 10 düzeyindeki ülke barajı, seçmen oylarının büyük bölümünün TBMM’de temsil edilememesi sonucunu doğurmaktadır. Bu yıllardır eleştirilmiş ciddi bir sorundur. Üstelik önemli bir adaletsizliktir. Ve bizim kanaatimiz de budur.” Demiştir. Seçim sisteminin olumsuz yönde etkilediği partilerin başında da MHP gelmektedir. Bunu sadece baraj açısından değerlendirmemek gerekir. Alınan oy oranları ile çıkarılan milletvekili sayıları kıyaslandığında en çok MHP’nin mağdur olduğu görülecektir. Bu kesin gerçeğin dile getirilmesi malum güruhu neden rahatsız ediyor? Yine sayın Bahçeli’nin hatırlattığı gibi, “CHP baraj aşağı insin, hatta sıfır ile yüzde 3 arasında olsun diyor, ses edilmiyor, tepki verilmiyor. AKP’sinden diğer partilerine kadar baraj fazla deniyor, çıt çıkmıyor. Şu işe bakınız ki, MHP baraj tekrar düşünülsün, bir kez daha ele alınsın dediğinde kıyamet kopuyor, yer yerinden oynuyor.” Yüzde 10 barajına kafayı takanların ve bunun üzerinden gündemi meşgul edenlerin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle artık barajın yüzde 50+1’e çıktığından ya haberleri yoktur veya böyle bir barajı aşma ihtimalini görmedikleri için çaresizlik için de MHP düşmanlığı yaparak meseleyi çarpıtıyorlar. Her ikisi de beyhudedir ve bu güruh kaybetmeye mahkumdur.

CHP’NİN KARIN AĞRISI

Sayın Bahçeli’nin sözleri arasından cımbızla çekip, MHP düşmanlığına malzeme yaptıkları bir başka mesele de AKP ile ortak hareket etme konusudur.
Özellikle CHP’nin 16 Nisan’dan beri bu konuda şiddetli bir karın ağrısı çektiğini biliyoruz. Değişen hükümet etme sistemiyle, barajın aslında yüzde 50 artı 1’e çıkmasından dolayı iktidar olma ümitleri dibe vurmuş durumdadır. Bütün ümitleri, 16 Nisan’da sandıktan çıkan yüzde 49’luk hayır blokunu derinleştirmek ve kendine mal etmektir. Bunun için İP’ten HDP’ye, Türkiye Komünist Partisi’nden diğer marjinal partilere kadar herkesten medet umuyor, hepsine el uzatıyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu bu konuda çok özel bir çaba içerisinde olduğunu kendisi söylüyor.

ÜLKENİN FAYDASINA

Bu durum karşısında MHP’nin de kendi durumuna göre pozisyon alması en doğal hakkı olduğu gibi, ülkenin de büyük faydasınadır. Nitekim, sayın Bahçeli, bu hayır blokunu hatırlatarak, “Şayet önümüzdeki siyasal süreçte bloklaşma sertleşir, cepheleşme keskinleşirse, CHP yanına HDP ve diğer yedeklerini alıp 16 Nisan’ın rövanşını almak için çalışmalarına hız verirse Milliyetçi Hareket Partisi buna duyarsız ve tepkisiz kalmayacaktır.” Demiş ve eklemiştir. “Bu bloklaşmaya cevaben, 15 Temmuz’dan beri süregelen tutarlı ve kararlı duruşumuz korunacak, siyasi pozisyonumuz tartışmasız muhafaza edilecektir. Bu durum karşısında partimiz; 7 Ağustos Yenikapı ruhu ve 16 Nisan Halkoylaması şuurunun gereği olarak Adalet ve Kalkınma Partisiyle Cumhurbaşkanı Hükümet etme sistemini 2019’da tam manasıyla tesis etmek maksadıyla, sonuna kadar birlikte ve yan yana mücadelesini sürdürecektir. Türkiye’nin demokratikleşme, normalleşme ve istikrar içinde bir yönetim yapısına kavuşabilmesi için 15 Temmuz’dan buyana üstlendiğimiz sorumluluk aynen devam ettirilecektir. Geçim kapısı fitne olanlara karşı ülkenin geleceği için millet iradesiyle aynı hizada, aynı kümede, aynı safta duracağız.”

AKP YANAŞMALARINA NE OLUYOR?

Gayet açık. Yapılmak istenen Cumhurbaşkanı hükümet etme sisteminin tam manasıyla tesis edilmesidir. Türkiye’nin demokratikleşme, normalleşme ve istikrar içinde bir yönetim yapısına kavuşmasıdır. Bu MHP’nin 15 Temmuz’dan bu yana üstelendiği sorumluluğunun da gereğidir. Bundan ülke ve milletle meselesi olanların rahatsız olmalarını anlayabiliyoruz da, bazı AKP yanaşmalarına ne oluyor, bunu bir türlü kabul edemiyoruz. Ne diyor sayın Bahçeli, “Bozkurdun beğenmediğini çakallar kapışırmış, bunların alayının sıraya girmesi bu yüzdendir.”

ZORLU BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

MHP’nin ne yaptığını hala anlamayanlara sayın Bahçeli’nin sözleriyle bir defa daha anlatalım:
Türkiye zorlu bir dönemde, yokuşu keskin ve yorucu bir devirdedir. Bunu görüyor, bunu biliyoruz. Bugünkü sıkıntılı ortamda, eğer görevimizin şuuruna varamazsak, eğer üzerimizdeki sorumluluğun ağırlığını kaldıramazsak önümüz karanlıktır. Bu itibarla çok çabalamalı, çok çalışmalıyız. Geceyi gündüze katıp adeta Karadeniz gibi çırpınmalıyız. Bahanelere sıkışıp kalmaktansa, bana ne deyip köşeye çekilmektense meseleleri önce kavramalı, sonra anlamalı, ardından da yorumlayıp çözümün yol ve yöntemini üretmeliyiz. Badirelerin cesametinden şikâyet etmektense, belaların çokluğundan dert yanmaktansa bunların üstüne korkusuzca gidebilecek yürekliliği gösterebilmeliyiz. Etrafımızdaki çember daralıyor, farkında olmalıyız. Türkiye aleyhtarı kampanya kökleşiyor, dikkat kesilmeliyiz. Karşımızdaki tehditleri isabetle okuyup, zamanlama hatasına düşmeden tedbir geliştirmeliyiz. Gecikirsek gelişemez, güçlenemeyiz. Zaafa düşersek hak ettiğimiz zirvelere tutunamayız. İhmalkârlık iradesizliğin eseridir. İradesizlik ilkesizliğin sonucudur. İlkesizlik, ülküsüzlüğün, kararsızlığın, karamsarlığın, korkakça hayatın acı diyetidir. Ülkemizin çetin şartlarını, komşu coğrafyaların karmaşık yapısını titizlikle takip etmek durumundayız. Elbette yalnızca takiple yetinmemeli, mücadele ruhunu tahkim de edebilmeliyiz.

DEMOKRASİ YEGANE ÇAREMİZDİR

Demokrasi yegâne çaremiz, vazgeçmeyeceğimiz değerimizdir. Meşruiyetten ödün vermemiz, hukukun üstünlüğünden tavizimiz düşünülemeyecektir. Gazi Meclis millet iradesinin tecelligahı, milli ümitlerin, milli hedeflerin idame, ifade ve ihata merkezidir. Türkiye içine girdiği karanlık tünelden mutlaka çıkmalıdır, inancım odur ki, eninde sonunda da el birliğiyle, dayanışmayla çıkacaktır. Bunu hep birlikte başarmak, hep birlikte sonuç almak durumundayız. Aksi milletimiz için ıstıraptır, imhadır. Tavsama, taviz, teslimiyet, acziyet artık olmamalı, kaldı ki bunlar Türkiye için gündemden tamamen çıkmalıdır. Türk milleti bedenine geçirilmek istenen kefeni yırtacak güçtedir. Buna inancımız sonsuzdur. Türk milleti ihaneti ezecek, her şekilde yenecek, üst üste alt edecek karar ve yeterliliktedir. Hepsinden önemlisi, Türk milleti birdir, beraberdir, diridir. Bilmiyorlar ki, Anadolu’yu vatan yapan kahramanlar ölmedi. Bilmiyorlar ki, Türklüğü asırlarca taşıyan kutlu yürekler, İslâm’ın sancaktarlığını yapan ihlaslı yüzler hala pes etmedi. Milliyetçi-Ülkücü Hareket tüm heybetiyle dosta güven, düşmana korku salmaktadır. Üç Hilal ikna olmadan, Türkiye sevdalılarının manevi hisarları aşılmadan; soruyorum, hangi alçak niyet, hangi melun emel hedefine varabilecektir? Elbette varamayacak, varmasına da izin verilmeyecektir.

MHP FARKI

Siyaset adına yapılanları ibretle izliyoruz. Bu kadar söz söyleniyor, bu kadar hakaret ediliyor, bu kadar aslı astarı olmayan şeylerle milletin zihni bulandırılıyor; sonra da dönüp dürüstlükten dem vuruyorlar. Dürüstlük, Türk siyasetinin her zaman ciddi sorunu olmuştur. Çok kullanılır, ama ne kadar karşılık bulduğu tartışmalıdır. Parti liderlerinin dürüstlük konusunda verdikleri görüntü, siyasete ve siyasetçiye duyulan güveni doğrudan etkileyen unsurların başında gelir. Türk siyaseti ne yazık ki dürüstlük konusunda özürlüdür. İsimlerle özdeşleşmiş sabıkalar vardır. Bu sabıkalar genelleştirilmiş ve siyaseti vatandaşın gözünde bir rant sektörü haline getirmiştir. Dürüstlük, parti üyeliğinden tutun da genel başkanlığa varıncaya kadar siyasetle ilgili herkeste bulunması gereken asgari özellik olması gerekirken, bir erdem, bir farklılık, bir özellik olarak değerlendirilmiş ve kimi zaman da övünme vesilesi yapılmıştır.

İSTİSNA ÖRNEK

Uzun yıllar siyasetin içinde ve önemli makamlarda olmasına rağmen, açıklanan mal varlığında artış olmayan liderler dürüst ve güvenilir kabul edilir. Dürüstlük için bu ölçü, hiçbir zaman yeterli değildir. ‘Ekmek elden, su gölden’ yaşayıp, bir ihtiyaç duymadıkları için mal varlığı edinmeyenleri dürüst mü sayacağız? Yada tam tersine alın teri ile kazanılmış, babadan intikal etmiş mal varlıklarına şaibe mi bulaştıracağız? Hayır. Dürüstlük bir yaşam şeklidir. Aldığınız nefesten başlar, bütün hayatınız boyunca devam eder. Bu yönüyle mevcut siyaset adamları içinde numune bir örnek varsa, bu isim hiç şüphesiz MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’dir.

YAŞAM ŞEKLİ

Bahçeli’yi diğerlerinden ayıran ve numune kılan şey, kuruşuna kadar hesabını her defasında verdiği mal varlığı değildir. Genel Başkan olduğu ilk gün mal varlığını açıklayan ve bunun her an, herkes tarafından kontrol edilebileceğini duyuran Dr. Bahçeli, aslında her parti genel başkanının uyması gereken bir kuralı işler hale getirmiştir. Nitekim, bu açık ve şeffaf hesap, sayın Bahçeli Genel Başkan olduktan sonra mal varlığının bırakın yerinde saymasını, ciddi biçimde geriye gittiğini gösteriyor. Dürüstlük, Devlet Bahçeli için bir imaj değil, bir hayat anlayışı, bir yaşam şeklidir. Asıl ayırıcı özellik de budur.

ÖNCE KENDİSİ YAŞAR

Bu öyle bir anlayış, öyle bir yaşamdır ki, hesabı kuruşuna kadar önce kendi vicdanında verir. En küçük bir ayrıntı, en küçük bir belirsizlik gözden kaçmaz. 3,5 yıl süren Başbakan Yardımcılığı döneminde yediği yemekten, içtiği suya; bindiği arabadan, kabul ettiği misafire kadar yaptığı her harcamada, sebep olduğu her masrafta özel ve kamu ayrımını titizlikle yapmıştır. Görevi gereği gittiği yere resmi, özel bir iş için gittiği yere mülkiyeti kendisine ait arabayı kullanıp, misafirlerinin ziyaret sebebine göre içirdiği çayı cebinden ödeyecek kadar dikkatli ve özenlidir. MHP Genel Başkanlığı görevi sırasında da bu özeni aynen muhafaza eder. Bundan çok daha önemlisi bunu asla bir farklılık olarak algılamaması ve hiçbir zaman öne çıkarmamasıdır. Çünkü her devlet adamının, her siyasetçinin aynı şekilde hareket etmesi gerektiğine inanır. Kısacası savunduğunu önce kendisi yaşar. Nitekim, parti liderleri arasında dürüstlüğü konusunda en küçük bir şüphe bulunmayan tek lider, sayın Devlet Bahçeli’dir. Sayın Bahçeli, Fransız Filozof Pascal’ın “Düşünceler” isimli eserinde sözünü ettiği, “Dünyanın en büyük gücüne hükmedip, yalnız kendi maaşı ile yetinen tek kimse, Büyük Türk Hükümdarıdır” tespitine uygun siyaset adamının çağımızdaki en istisna örneğidir.

İLKE VE SORUMLULUK

Katıldığımız televizyon programlarında sayın Bahçeli’nin her söylediğinde haklı çıkmayı nasıl başardığını bana soranlar oldu. Yıllar önce söylediklerinin, zamanı ve yeri gelince nasıl gerçeğe dönüştüğünün örnekleri sosyal paylaşım sitelerinde dolaşıyor. Söylediklerinde, tavsiyelerinde, eleştirilerinde haklı çıkmış olması, bunların dikkate alınması ve siyasetin buna göre şekillenmesi bazılarını rahatsız ediyor. Dürüstlüğün ve ilkenin bir sonucu olan durumu çarpıtıp, iktidarla yakınlaşma eleştirisine dönüştürenleri ibretle izliyoruz. Oysa, ülkeyi yöneteme sorumluluğu taşıyanların MHP’nin yıllardır söyledikleri çizgiye gelmiş olmaları kendileri adına da, milletimiz adına da büyük bir kazançtır.

MİLLİ VE YERLİ

Milli ve yerli ifadesi, bir deyim olarak kullanıldığı zaman kulağa çok hoş geliyor. Önemli olan bunun içinin doldurulması, anlamını bulacak bir siyaset geliştirilmesidir. Zaman zaman milli ve yerli siyaset geliştirenler olmuştur, ama bunu varlık sebebi haline getiren tek parti MHP’dir. Nitekim MHP siyasi yelpazedeki yerini, milliyetçi ve maneviyatçı bir parti olarak tanımlar.

DİK BAŞ, TOK KARIN, MUTLU YARIN

Milliyetçilik duruma göre, şartlara göre alınan bir pozisyon değildir. Sayın Bahçeli’nin tanımıyla, Türk milliyetçiliği zamanlar üstü bakabilme misyonudur. Milliyetçiliğimizin özünde; ufuklar ötesini görebilme, ufkun ardına odaklanabilme, uzakları yakına getirebilme vizyonu vardır. Hakk’ın yolundayız, milletin yanındayız. Her zaman insanımızın huzur, refah ve mutluluğunu amaçladık, amaçlamaya inanç ve iddiayla devam ediyoruz. Türkiye’nin, “aç hürler, tok esirler” ülkesi olmaması için mücadele veriyoruz. Tam 48 yıldır; “dik baş, tok karın, mutlu yarın” için çalışıyor, çabalıyor, adımlarımızı buna göre atıyor, parlak atimizi buna göre planlıyoruz. Tesadüflerin lütfuna sığınarak ülkülerimize ulaşılamayacağını biliyoruz.

İMANLI TÜRK FERDİ

Milliyetçilik, durağan ve statükoculuğu kesinlikle reddeder. Böyle olduğu içindir ki, sayın Bahçeli, tanımlama yaparken, “Yerinde sayan, olduğuyla yetinen, fazlasını talep etmeyen, hatta kısır bir döngüye kapılan fert veya toplumların ilerlemesini, bir adım ileriye gitmesini zor görüyoruz. Talihimize inanıyor, tarihimize güveniyor, sabır ve sadakatle Türk milletinin hizmetkârlığına talip olduğumuzu söylüyoruz. İnsanımızla kucaklaşıp, umutları kanatlandıracağız. Milletimizle buluşup, hıyanet, hamakat ve hamaseti buruşturup atacağız. Merhum Başbuğumuz Türkeş Bey, buluşma yerimizi Büyük Türkiye; buluşma noktamızı imanlı Türk ferdinin kafası, kalbi ve cevher-i aslisi olarak belirlemişti. İşte biz bu hedefe bağlıyız, bu hedefin gerçekleşmesi için insanüstü bir gayretle mücadele ediyoruz.” Diyor.

BAŞARMAKTAN BAŞKA KAYGIMIZ YOK

Tarihin coğrafyaya sığmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye hasretle istikrar ve huzuru bekliyor. Böyle bir dönemde ayrışmak ve ayrı düşmek gibi bir hakkımız olamaz. MHP çok zor ve sıkıntılı bir dönemden geçti. Teslim alınmak istendi. Tökezlemesi için tuzaklar kuruldu. Hatta paradigma değişimi adı altında siyasi tasfiye ve tahliyesi hedeflendi. Bu sürçte aklı çelinmiş kardeşlerimiz oldu. Sayın Bahçeli, bu arkadaşlarımız için kapıları hiçbir zaman kapatmadı. Antalya’daki Belediye Başkanları toplantısı sırasında da, “Hatasını görüp nedamet duyanlara, hıyaneti fark edip zamanında tepki gösterenlere de söyleyeceğim herhangi bir şey doğaldır ki olmayacaktır. Biz kim olursa olsun, temel ilke ve ülkülerimizle çelişmeyen, ahlaki, vicdani ve insani vasıflarını kaybetmemiş her kardeşimizi kaybetmek şöyle dursun; kazanmaktan, birlikte başarmaktan başka bir kaygımız olmadı. İtmek, itham etmek, ihmal ve inkâra bel bağlamak bizim harcımız değildir. Tıpkı Yunus gibi, kavgaya değil, gönüller yapmaya, gönüller almaya, gönüllere girmeye geldik, her zaman bu amaca bağlandık.” Diyerek, kucak açtı.

ÜLKÜCÜLÜK HAYAT BİÇİMİDİR

Milliyetçilik ebediyete kadar sürecek büyük bir dava, ülkücülük bir hayat biçimidir. Her ülkücü diğer ülkücünün öz kardeşidir. Böyle düşünen, böyle yaşayan herkese kapımız sonuna kadar açıktır. Ayrışanlarla da bir ilgimiz ve alakamız kalmaz. Nitekim, sayın Bahçeli’de bu duruma dikkat çekiyor ve aynen şu değerlendirmeyi yapıyor: “Kendisini davadan büyük görenlere, üstte gösterenlere elbette tahammülümüz hiç olmadı, hiç de olmayacaktır. Gidene niye gidiyorsun, gelene de neden geliyorsun demek, bizim vakar ve vicdani çizgimizde olmayan bir şeydir. Biz bir insanın kaftanına değil, kafasının içine, kalbinin nasıl attığına bakarız. Biz rütbeye, unvana, şöhrete değil; adam mı değil mi ona dikkat ederiz. Yanlış kararlarıyla ilk türbülansta aramızdan kayıp gidenler, korkudan ilk istasyonda inenler, unutmayınız ki, aynı şekilde zulme de ortak olanlardır. Şayet bir millet, şayet büyük bir fikrin ateşlediği dava; ilk zorlukta, ilk zorba saldırıda haklarından vazgeçmiş olsaydı, tarih diye bir şey asla olmaz, olamazdı.”

TÜRK MİLLETİNE HİZMET

Lider, teşkilat ve doktrin bu davanın değişmeyen ve hiçbir zaman değişmeyecek olan düsturudur. Hiç kimsenin bu düsturun dışına çıkmak, değiştirmek ve yok saymak gibi bir hakkı olamaz. Şanlı bir geçmişten geliyor, umutlu bir geleceği yürüyoruz.Sayın Bahçeli’nin deyimi ile bizim kökümüz sağlam, gövdemiz canlıdır. Tevazu bize has bir insani meziyettir. Aksi davranış şeytana el sallamaktır. Asıl parlayan, asıl pirüpak olan, gerçekte pırıl pırıl bir bayrak gibi Türk-İslam’ın ufkunu şereflendiren Hak davasıdır, hakkın davasıdır, millet davasıdır, ülkü davasıdır. Hem ülkenin hem de davanın bekasını titizlikle korumak bize özgü bir marifettir. Türkiye ve Türk milletine hizmet bizim meselemizdir. Bu bayrak benim, bu vatan benim, bu millete mensubiyetten şeref duyarım haykırışını yapan her vatan evladına emsalsiz değer yükleyen bir birikime, yoksula umut, yolsuzluğa set, yozlaşmaya çengel, yıkıma engel olan anıtlaşmış bir beraberlik hissiyatına dün de sahipti, bugün de sahiptir, yarın da sahip olacaktır. CHP, HDP, İP, PKK, TKP, EMEP, FETÖ ve diğer ihanet taşeronları ne yaparsa yapsınlar, milli coşkuyu, milli uyanışı, milliyetçi şahlanışı durdurmayacaklardır.

ORTADOĞU ÖRNEĞİ

Ortadoğu Gazetesi, Türk milliyetçiliğinin yaşayan efsanesi olmanın gururunu ve onurunu yaşarken, dürüstlüğü, ilkeleri ve üstelendiği misyonla da bir numunedir. Medya dünyasında hiçbir kirli ilişkiye bulaşmamış, ilkeli, dürüst, samimi, seçkin, farklı, birikimli ve iddialı gazetelerin en başında Ortadoğu Gazetesi gelir. Hatta belki bütün bu özellikleri bünyesinde toplayan tek gazetedir. 45 yıllık geçmişinde en küçük bir kırığı bulunmayan bu gazete, her zaman Türk milliyetçiliğinin sesi, gözü, kulağı olmuştur.
Çok zor şartlarda bile yılmadan, usanmadan ve zikzak yapmadan davanın hizmetinde bulunmuştur. Saldırılara uğramış, şehitler vermiş ama vazgeçmemiştir. Türk milliyetçiliğinin bilinen isimlerinin, usta kalemlerinin, aksakallarının neredeyse tamamı bu sütunlarda yazı yazmıştır. Kuruluşu bizzat Başbuğ Alpaslan Türkeş’in talimatıyla olmuş ve adı da yine rahmetli tarafından konulmuştur.
Çizgimiz bellidir. Yerimiz bellidir. Duruşumuz bellidir. Biz neysek ortaya koyduğumuz da odur. Dönmeyiz, dolaştırmayız, kıvırmayız, vazgeçmeyiz. Türk milliyetçiğinin yılmaz ve yorulmaz savunucusu, ülkücülerin, milliyetçilerin, vatanseverlerin, haklıların sesi, hainlerin, satılmışların, düzenbazların, amansız takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Orhan Karataş

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.