SON DAKİKA

Son İsyan… Bizans’ın İntikamı!..

Bu haber 21 Ekim 2013 - 11:05 'de eklendi ve 7 kez görüntülendi.

Sükrü Alnıacık

“Birinci” Dünya Savaşı’na bu ismin verilmesinin sebebi, “İkinci” Dünya Savaşıdır. Çünkü ikinci savaş çıkmasaydı bu savaşın adı “Büyük Dünya Savaşı” veya “Harb-i Umumi” olarak kalacaktı.

Her iki savaşa da “Dünya Savaşı” denilmesinin nedeni ise ilk savaşın Avrupa’da 1815 Viyana Kongresi’yle başlayan 100 yıllık “genel barış” dönemine son vermiş olmasıdır.

1815’ten önce Avrupa, Napolyon Savaşlarıyla bir kez daha kana bulanmış, Osmanlı devleti, bu savaşın dışında kalmakla birlikte, İngiltere, Avusturya-Macaristan, Rusya gibi hem halkına hem de Türklere karşı zalim olduğuna inandığı krallıklara karşı cumhuriyetçi umutlar taşıyan “kadim dost Fransa”yı desteklemişti.

Bu desteğin Türklere faturası, 1815 Viyana Kongresi dayanışmasının dışında kalmak ve büyük devletler tarafından parçalanıp, paylaşılmak oldu. 1821’de Mora’da barbarca katledilen 20.000 Türk’le başlayan Türklerin Avrupa’dan çıkarılması süreci, Balkan faciasına kadar yüz yıl sürdü.

1815’le 1914 arasında Avrupalıların “General Peace” dediği bu dönemde Avrupa’da öldürülen Türklerin sayısı 2 Milyonun altında değildir. Enver Paşa’yı, 1908’de ayaklanmaya, 1913’te Hükümeti devirmeye ve 1914’te Alman ittifakına girerek bir nevi intihar saldırısında bulunmaya sevk eden olaylar, bu 99 yılda yaşanan ve Avrupa medeniyetinin yüz karası olan katliamlardır.

Sıcak savaşlar, cephede başlayıp masada bitse de bazen mücadele uzun süren barışlar gibi içten içe yüz yıl devam edebilir. 99 yıllık “genel barış”tan sonra başlayan 1. Ve 2. Dünya Savaşlarının halen devam ettiğine dair derin şüpheler beslemek için haklı nedenlerimiz var.

1.Dünya Savaşı, Almanya’nın yenilgisiyle sona ermiş gibi görünse de aslında 1919-1939 arasındaki 20 yıllık ateşkes dönemi, kıran kırana bir mücadelenin devre arasından farksızdı. Aynı devletler, bir eksiğiyle yani “Türkler”den yoksun olarak yeniden karşı karşıya geldiler.

1942’de Paris’e Nazi bayrağı diken Almanlara krom satma yanlışına düşen Türkiye, 1944’te Berlin’e doğru ilerleyen Ruslara, 1946’da Almanya’nın daha geniş bir kesimini elinde bulunduran Amerikalılara şirin görünmek ve 1948’de Ortadoğu’ya saplanan nükleer bir hançer olan İsrail’i tanımak zorunda kalmıştı. Farkında değildik belki ama gizli Kahire buluşmasına rağmen galiba yine “yanlış tarafta”ydık.

2. Dünya Savaşı’nın “sıcak savaş bölümü”, Nazizm’e karşı ittifak kuran Kapitalist ve Sosyalist devletlerin Berlin’e aynı anda bayrak dikmesiyle son bulmuştu. Ancak, anlıyoruz ki; bu savaş aslında bitmemiştir.

2. Dünya Savaşı, Ortadoğu’da BOP adıyla devam etmektedir. “11 Eylül saldırıları”nın, stratejik işlev bakımından “Pearl Harbour baskını”ndan bir farkı yoktur. 1945’te Atom bombasına meşruiyet kazandıran ABD, şimdi de “Büyük İsrail”e meşruiyet kazandırmaktadır.

İngiliz Emperyalizminin Hindistan deneyimi, majestelerine, “yerel unsurları birbirine kırdırarak en az asker kaybıyla en ekonomik zaferler kazanma” stratejisi kazandırmıştır. Başımıza gelen olayları anlamak için Tarihten ve bu sömürü stratejisinden haberdar olmamız gerekiyor.

Türkler, 1815 öncesinde, Napolyon Savaşlarında İngiltere’nin karşısında yer almış olmanın faturasını nasıl 1821 Yunan İsyanı, 1878 Sırp, Karadağ, Romen ve Bulgar ve 1896 Ermeni isyanları olarak yaşadıysa; 1914’te yine “karşı tarafta” yer almanın bedelini 1917 Arap isyanı, 1919 Yunan işgali ve 1924 “Şeyh Sait isyanı” olarak ödemiştir.

1923’te “hasta adam”ın isyan sarmalından kurtulan Türkler karşı son bir isyancı ittifak kurulmuştur. İngiltere’nin 1924’te Musul petrolleri için başlattığı Şeyh Sait isyanından sonra bugün, Türkiye’yi isyanlarla vurma süreci, “demokrasi ve açık toplum” adı altında sürmektedir.

Tarihte en çok paşayı esir verdiğimiz, bugünkü isyan, aslında 1914’ten itibaren 100 yıldır devam eden “Harb-i Umumi”nin “Ortadoğu Cephesi”ni teşkil etmektedir.

AKP’nin 2002’de bölgeyi, “sıfır terör noktası”ndan alıp 11 yılda “1821’in Mora’sı” konumuna getirmesini anlaşılabilir kılan yegâne tarihi arka plan budur.

1924’te Halifeliğin kaldırılması, İngilizlere, II. Mahmut’un astığı papazların yerine şeyhleri, Bizans artığı Rumların yerine de Kürtleri koyma fırsatını vermişti.

Kendileri farkında olmasa da bu “son isyan”da “papazların” yerinde halkı Türklüğe karşı kışkırtan AKP, “Rumlar”ın yerinde ise Kürtlere kardeşlerini öldürten PKK vardır.

Dolayısıyla bu emperyalist senaryonun adı, aslında “Bizans’ın İntikamı”dır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.