Asikurtlar©

Sömürgeciliğe muhalif tabanı dönüştürme elemanları

Sömürgeciliğe muhalif tabanı dönüştürme elemanları
12 Ağustos 2015 - 9:30 'de eklendi ve 4228 kez görüntülendi.

17 Haziran 2011 tarihinde, sahibi olduğu Oda TV adlı uluslararası ağ (internet) sayfasında, ÖCALAN’a güzellemeler yayınlanmasıyla daha önce deşifre olan Soner YALÇIN; Halk TV kanalındaki Halkın Arenası adlı programda bir seyircinin, Yalçın KÜÇÜK ve PERİNÇEK’le ilgili sorduğu soruları Soner YALÇIN şöyle cevaplandırdı: “Doğu PERİNÇEK olsun, Yalçın KÜÇÜK olsun; Kandil’e gitmişlerdir, Bekaa’ya gitmişlerdir görüşme yapmışlardır. İkisi de öncelikle gazeteci kimliğiyle gitmişlerdir, ama bunlar aynı zamanda bir siyasi kimliktir; bakın gittikleri tarih 1990’dır. Şimdi biz meseleleri analiz ederken, meseleleri değerlendirirken 1990 Türkiye’si ve dünyasının ne olduğuna bakacağız. Orada toparlanmaya çalışan bir Türkiye sosyalist hareketi var.”[1]

 

Ne demek, orada toparlanmaya çalışan bir Türkiye sosyalist hareketi var? Bekaa vadisindekiler, siyasi bir hareket değil düpedüz sömürgecilerin kullandığı[2],[3] silahlı bölücü terör örgütüdür. Sömürgecilerin silahlandırdığı 15 binden fazla militanın bulunduğu kiralık tetikçi çeteyle mi sosyalist hareket toparlanacak? Kamplarda, muhalif militanlarını bile infaz eden despot, zorbalarla mı sosyalist hareket toparlanacak? Düzenledikleri grup seks partileri sonrasında, hamile kalan militan kızların rahimlerinden bebekleri çengellerle çıkaranlarla mı, sosyalist hareket toparlanacak? Uyuşturucu ekip ticaretini yapanlarla mı sosyalist hareket toparlanacak?[4] Okuduğu birkaç bozuk çeviriden sonra, ne oldum delisine dönenler; aklımızla dalga geçmeye kalkmasın; somut gelişmelerin farkındayız. Kendileri, önümüzdeki yıllarda; çıkar ilişkileriyle sömürgeciliğe ilişip eskortluk yapabilirler…

 

Uğur DÜNDAR’ın yönettiği Halk Arenası adlı aynı programdaki konuşmaların devamında, bölücü AKP’liler gibi; PKK’yı olmayan bir halkın, etnisitenin temsilcisi gibi gösterme hezeyanı sinsice yapılıyor ve stüdyodaki herkes bu rezil yanlışı onaylamışçasına kimse itiraz etmiyordu…

 

İçeriden çıktıktan sonra Mustafa BALBAY da, Soner YALÇIN’ı andırırcasına, Fox (Türkçesi kurnaz) TV’den Fatih PORTAKAL’la yaptığı söyleşide, bölücü AKP sonrasının sömürgeciliğe iliştirilen muhalefetin adeta şifrelerini veriyordu. Fatih PORTAKAL’ın sorduğu: “Peki; sürecin sonunda (bölücü çözüm süreci kast ediliyor) Abdullah ÖCALAN’ın, bu en azından kendi naçizane düşüncem; herhalde terör ortamı kalkacak olursa, Abdullah ÖCALAN’ın da serbest kalması söz konusu olabilir; siz ne dersiniz; Abdullah ÖCALAN serbest kalabilir mi sizin kafanızda, yoksa hayır o ceza evinde kalmalı mı diyenlerdensiniz?” soruya Mustafa BALBAY: “Şimdi; bence o en son konu… Bir çocuk doğdu, büyüyor; çocuk sen öleceksin der misin?”

Fatih PORTAKAL: “Ama ÖCALAN’ın konumu neden en son konum olsun”

Mustafa BALBAY: “Hayır; bence gelmeyebilir oraya, o aşama, Türkiye onu kaldıramaz.”

Fatih PORTAKAL: “Türkiye bu pazarlık sürecini kaldırabildi mi?”

Mustafa BALBAY: “Şöyle, zorlanıyor siz de görüyorsunuz; ama ben kaldırmalı diyorum…”[5]

 

Çocuk doğmuş, büyüyormuş da biz ona öleceksin dememeliymişiz. Nasıl bir benzetme bu? Çocuk kim? İsrail’in güvenliği ve bölgenin ebedi istikrarsızlaştırılması için oluşturulmaya çalışılan kiralık tetikçi çete devleti mi yoksa bu çocuk? Birileri de böylelerini hainlikle anmamamız gerektiğini söyleyebilir. İyi de; hain değilse, soruya açık ve kesin bir dille ret cevabı verebilirdi. Örneğin: “İstirham ediyorum Fatih Bey, düşüncelerimi bilmiyormuş gibi bu talihsiz soruyu bana hiç sormamalıydınız. Ancak olabilir ki, düşüncelerimi bugüne kadar anlamamışsınızdır. Konuyla ilgili sorunuza, kesinlikle hayır diyorum!” şeklinde cevap verebilirdi; vermeliydi. Yazdığımız gibi cevap verseydi, kimsenin itirazı olmazdı. Ancak görülüyor ki, gelebilecek tepkilerden çekindiği için, olası hinliklerin işaret fişeğini yaktı; şimdilik hazır değil diyerek hepsini açmadı. Çözüm süreci diye pazarlanan bölücülüğü Türkiye kaldırmalıymış. Anlaşılıyor ki sömürgecilik, daha önce yaptırdıkları gibi, yine zamana yayacaklar. Yeni bir sayfa, sevgi, barış, kardeşlik diyerek; tavizlerin adını değiştirecekler. Bunlara sormak gerekir: Hangi barış? İki topluluğun savaşı yok ki, barış olsun. Bu bir kültür sömürgeciliğinin kavram oyunudur. PKK, taraf değil; İsrail’in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için oluşturulmuş kiralık tetikçi çete ve bölücü terör örgütüdür. Terör örgütleri kukla olduğundan, özne değil edilgendirler. Dolayısıyla; kiralık katillerle herhangi bir anlaşma yolu aranmamalıdır; ülkemiz ve insanlık için azmettirici bulunup gereken yapılmalıdır. İşte biz bunu yapacak olanlara büyük insan deriz…

 

İsrail’in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için oluşturulmak istenen kukla devlete itiraz etmemeniz istendiğinden; yakın zamanda dönüştürülmüş muhalefetle; sevgi, barış, kardeşlik diyerek sömürgeciliğe muhalif tabanı dönüştürmeye çalışacaklar…

 

Ülkemizde, tabandaki saf, temiz din kardeşçileri ve halk kardeşçilerinin, bir ütopik (tek kişilik) gerçek olarak savunduklarının uluslararası ilişkilerde hiçbir yaptırım gücü yoktur. Uluslararası ilişkilerde, ülkeler arası anlaşmalar ve tarih belirleyicidir. Bunun dışında, olmayan bir halk, etnisiteyle din kardeşi veya halk kardeşi de olunamaz. Artık herkes kafasındaki hezeyanlardan kurtulsun; maddi, kanıtlayıcı uluslararası anlaşma ve tarih okuyup öğrensinler…

 

Antropolojik, arkeolojik verilere göre kürt yok ki; siyasi hareketi olsun. Bilimsel açıdan, bir halkın/etnisitenin var olması için şu üç şartı aynı anda gerçekleştirmesi gerekir:

1-        Antropologların uzlaştığı ortak tip;

2-        Arkeolojik kalıntı;

3-        Kendine özgü kelimeleri, düzenli söz dizimi ve ek alma yapısı olan dil.

 

Oysa bölücülerin bu üç şeyi de yok. Kendini kürt sananların bir kısmı Ermeni, bir kısmı Fars, bir kısmı İbrani[6], bir kısmı da tarih bilinci olmayan, aklı karışık ve kendine yabancılaşmış Türk. Bu nedenle, sömürgeciliğin kiralık tetikçiliğini yapmak dışında birbirleriyle hiçbir ortaklığı bulunmayan bölücülere kürt diyerek bölücüler asla halklaştırılmamalı. Tarihte, birbiriyle ilişkisiz ve birbirinden farklı toplulukların konargöçer yaşam şeklinin adı olan kürt kelimesi, bir halk, etnisite adı değildir. Dolayısıyla, kültürel sömürgeciliğin etkisinde kalıp veya sömürgeciliğe ilişen “özel görevli” çıkarcı, satılık elemanlar gibi ortak adlandırma yapan herkes, halk, etnisite olduklarını kabul etmiş olur. Tabii bunun sonrasında, uluslararası anlaşmalardan doğan haklardan yararlanmaları artık engellenemez. Çünkü, daha önce imzalanan Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilerek onaylandı. Bu nedenle, kürt yanlış adlandırmasını; tüm yazılarımızdan, konuşmalarımızdan çıkaracağız. Bölücülere, bölücü diyeceğiz…

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak:

[1] https://www.facebook.com/video.php?v=637630892950675

[2] M. Seymour HERSH – Plan B; The Newyorker dergisi; Haziran 2004

[3] Ralph PETERS – Kanlı sınırlar; Armed Forces Journal dergisi; 2006

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM), 2013 Türkiye Uyuşturucu Raporu

[5] https://www.facebook.com/video.php?v=640602649320166

[6] Tarih ve Düşünce Dergisi; Şubat 2003; Sayı 36; Sayfa 31

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER