SON DAKİKA

BAY ÇÖLAŞAN…

Gündem Yazıları

Önce Vatan

Gündem Yazıları

Siyasi Yiğitliğin Milli Sırları

Bu haber 28 Haziran 2014 - 10:42 'de eklendi ve 25 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

“Töre” deyince bizim aklımıza acayip bir disiplin, uymayanı kesip doğrayan bir kurallar manzumesi gelir. Gerçekten de “siyaset” istisna olmak üzere durum böyledir. Toplum, önceden belirlenmiş kurallara göre yaşar.

Ancak “siyaset kültürümüzün derinliklerinde” durum biraz farklıdır. Tahta çıkacağı önceden belirlenmiş bir “veliaht prenslik” kurumunun olmaması, bugünkü yaşam şeklimize de yansıyacak şekilde kültürümüzü etkilemiştir.

Bu tür işlerin kitabı olmadığı için de siyasi hâkimiyet anlayışımızdaki “kaostan düzene geçiş” geleneğinin üzerimizdeki etkisi fazla sorgulanmamıştır.

Eski Tarihçilerin “siyasi hâkimiyet telakkisi” dedikleri Türk egemenlik anlayışı, baştan beri “kaos”u sever, uygulamada ise biraz kavgalı ve “anarşik”tir.

O anlayış şudur: “Ülke hanedanın ortak malıdır; sonucuna katlanmak, yani yay kirişiyle boğulmak pahasına hanedanın her üyesi pay-i tahtta hak iddia edebilir.”

Bu anlayışın kaynağı “doğadaki ekolojik denge”dir. Hasta doğmuş kedileri, bizzat annesine boğazlatan, zayıf kurtları çakallara yem yapan “doğal eliminasyon” Türklerin başarılı liderler yetiştirmesine fırsat veren “hakimiyet anlayışı”na ilham kaynağı olmuştur.

Yani hiç kimse “kut sahibi olduğunu ispat etmedikçe” kutsanmayacak, hiçbir genç, ciddi bir başarı göstermedikçe “Boğaç” gibi, “İl-teriş” gibi, “Yağı basan” gibi itibarlı isimler alamayacaktır.

Alırsa ne olur?.. Yay kirişiyle boğulmasa bile gün gelir, masa başında oklanmaya mahkûm olur.

Osmanlı Türklerinin, 1839 tarihli Tanzimat’tan beri Japonlar veya Koreliler gibi bir türlü “tanzim” edilememesinde bu geçmişin rolü olduğu konusunda ısrarlıyım.

Sadece biz değil, Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler, Kazaklar, Çeçenler, hatta İran’daki Azeriler bile aralarındaki Rus veya Fars köylüleriyle kıyaslandığında birer “Jeronimo” gibi daima aykırı duruşlu olmuşlardır. Bu durumun “gayri medenilik” olarak vasıflandırılması kolaycılık ve cahilliktir.

“Kıldan ince, kılıçtan keskin köprüler yaratmışsın… Yiğitsen, sen geç a Tanrı!..” ifadesi, işler ters gidince “aykırılık” boyutuna varan bu ruh halinin, “mukadderata teslimiyet” konusunda da etkili olduğunu gösteriyor.

Konu uzayıp gidebilir…

Biz şimdi “Bireycilik-Toplumculuk” sorgulamasının yapıldığı ve bireyin öneminin giderek arttığı bu yüzyılda bireyi toplumdan soğutmadan nasıl geliştirebiliriz? Buna odaklanmalıyız.

Türkiye’nin kalkınması ve bizim ülkülerimize ulaşmamız için bu maziden çıkaracağımız ders ne olmalıdır?.. Tarihten çıkacak esas fayda, siyasi yiğitliğin sırları, bu sorunun cevabında saklıdır.

1- Ciddi işleri, mezhep imamlarının bile ortak bir tanımını yapmakta güçlük çektiği “kadere” veya torpile değil, “yetenek, eğitim ve gayrete” emanet edebiliriz.

Yani hiç kimse ilkokul dörtten beri “Vahhdettin’lik kâğıt veren” çocuğundan, üniversiteyi bitirince “Fatih Sultan Mehmet olmasını” beklememelidir. Aynı şekilde Fatih olacak çocuğun da fıtrattan gelen mukaddes taht hakkını gasp etmemelidir. “0-6 yaş eğitimi” bu konuda belirleyicidir.

Bu bağlamda, pek çok üniversite mezununun yıllarca işsiz gezmesi veya mesleğinde mutsuz olması, “Türk Kaosu”na uygun bir “yay kirişiyle boğulma” hadisesidir.

2- Siyaset başta olmak üzere bir alanında ileri gitmek isteyen Türk, hiç kimsenin gözetimine, merhametine, yardım ve torpiline sığınmadan kendini iyi tanımalı, iyi hazırlamalı; eğer kardeşleri tarafından boğulmak istemiyorsa birikimine uygun olan işlerin en yükseğine talip olmalıdır.

3- Aklından, yüreğinden, bileğinden, adaletinden, dürüstlüğünden, cömertliğinden, gayretinden sabır ve merhametinden şüphesi olanlar, siyasi görevlere talip olmamalıdır.

Bu alanda bizim “rüştiye”miz, yani rüştünü ispat merciimiz, gençlerin “kendi göbeklerini keserek” hayata hazırlandıkları Ülkü Ocaklarıdır.

Bizim her Ocak Başkanımız, “kaostan” aldığı dersler ve tecrübelerle, birer Göktürk Prensi gibi yetişmektedir. Diğer teşkilat mensuplarımız için de buna benzer durumlar geçerlidir.

Sistemsizlik gibi görünen bu durum, aslında doğal ve kültüre uygun bir yetişme biçimidir. Yiğit, kimseden himmet, Çin’den prenses filan beklemeyecek; töreyi ise asla ihmal etmeyecektir.

Dede Korkut’taki Boğaç Han Destanında olduğu gibi meşru zeminde kalarak “boğanın alnının çatına yumruğu vuracak” ve kendi ismini kendi alacaktır.

Bu Kül Tiginlerin, İstemi Yabguların, kut sahibi olduklarını ispat etmeleri halinde kendi alanlarında birer Bilge Kağan olacaklarından şüphemiz yoktur.

Bu vesileyle “11 Ayın Sultanı” olmak için Kur’an mucizesine ev sahipliği yapan Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Allah, nefeslerinizi ibadet eylesin.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.