SON DAKİKA

BARAJ…

Gündem Yazıları

Milliyetçi Hareket

Gündem Yazıları

Siyasi kirlilik ve bazı bölücüleri deşifre

Bu haber 10 Kasım 2013 - 23:31 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.

Sahibi Soner YALÇIN olan Oda TV internet sitesinin, daha önce “KILIÇDAROĞLU’nun rakibi BAYKAL değil ÖCALAN’dır” [1] başlıklı haberi ve aynı haberin ayrıntılarında “solun doğal lideri ÖCALAN’dır” yazması nedeniyle; haberlerini ne ciddiye aldım ne de önerdim. Bebek katili bir canavarı, siyasi bir teorisyen ve önder olarak sunmaya çalışmaları; beynimize tecavüzdür. Soner YALÇIN ve Oda TV ekibi, o haberi yaptıkları 17 Haziran 2011 tarihinden itibaren benim için bitmiştir. Ancak ilgili haberde, KILIÇDAROĞLU’nun rakibinin ÖCALAN olduğu yazılması da doğrudur. Çünkü George SOROS destekli, TESEV’in 183. kurucu üyesi [2] KILIÇDAROĞLU, genelbaşkan olmadan yaptığı “Dersim” çıkışıyla ve genelbaşkan olduktan sonra CHP’ye doldurduğu bölücülerle bunu ispatladı…

İçinden geçtiğimiz ve her geçecek zamanda, daha da kötüye gidecek şartların bize öğrettiği gerçek şudur: BDP=AKP=CHP… Ve şu kişiler CHP’den tasfiye edilmedikçe, CHP’nin bu durumu değişmeyecektir: Mesut DEĞER; Hüseyin AYGÜN; Sezgin TANRIKULU; Bülent KUŞOĞLU; Muhammet ÇAKMAK; Binnaz TOPRAK; Sena KALELİ; Şafak PAVEY; Aydın AYAYDIN; Nihat MATKAP; Erdoğan TOPRAK; Kemal KILIÇDAROĞLU; Muharrem İNCE [3]; Akif HAMZAÇEBİ; Kamer GENÇ; Sencer AYATA; Gülseren ONANÇ; ilhan CİHANER [4]… Bunların tümü bölücü, hurafeci ve SOROS’çudur…

Şimdi gelelim, sözde muhalif görünüp gerçekte bölücülük yapanlara. Bir kere antropologların uzlaştığı bir “kürt” tipi yoktur. Arkeolojide ise, bölücü stratejist tarihçilerden Mehrdad R. IZADY: “En küçük halkların bile dünya müzelerinde sanat eserleri sergilenirken; kürtlere ait hiçbir eserin, bir halı veya kilimin, hatta kırık bir ok uçunun bile yer almamasından.” [5] Şikâyet etmesi ve adeta tek bir arkeolojik kalıntının dâhi bulunamadığını itiraf etmesi, böyle bir etnisitenin olmadığını, sırf bölücülük için zorla bu yanlış adlandırma üzerinde ısrar edildiğini açığa vuruyor. Bir başka bölücü stratejistlerden Messoud FANY, antropologların uzlaşarak bir tip ortaya koyamadıklarını belirttikten sonra “Açıkça söylemek gerekirse kürt tarihi diye bir şey yoktur; bu adla anılan değişik aşiretlerin hareketlerini anlatan birçok hikâyeler bulunmaktadır.” [6] Şeklinde yazması, hem o ada özgü bir tarihin olmadığını, hem de birbirlerinden farklı aşiretlerin, kasıtlı aynı adla ve yanlış adlandırılarak bir tür toplama oluşturulduğunu gösteriyor. Bu bilimsel gerçeği, D. Ahsen BATUR da “Kürdoloji yalanları” adlı kitabında destekliyor. Bir Türk kalıntısı olan Elegeş kitabesindeki “ben kürd elinin beyiydim…” [7] okumasını kabul etmiyor; yazara göre, aynı kitabedeki aynı gösterim, her yerinde “u” şeklinde okunurken; tek bir yerde “ü” şeklinde okunması çarpıtmadır.

 

Sömürgeciler işte böyle çalışır. Önce olmayan bir şey adlandırılır, sonra dili yaratılır ve halk sıfatı kazandırılır; daha sonra hukuki metinde yer verilir. Geriye en son somut coğrafi bölünmenin gerçekleşmesi kalır. Sömürgecilerin en önemli özelliği, yalanlarını çok kişiye, her yerde ve sık tekrar ettirerek bilinçaltı kirliliği yaratmasıdır. Lütfen, onların bu yoz kavramlarından, bilinçaltımızı temizleyelim ve doğru kavramlarla düşünüp, doğru ifade edelim. Halk, etnisite; iddia ve hisler üzerine kurulamaz. Bilimsel ispat gerekir. İddia edilen halkın, antropoloji, arkeoloji, dil, tarih yönünden aynı anda kanıtı sunulamıyorsa; o etnisite yok hükmündedir. İnsanların yalanlara inandırılması gerçeği değiştirmez; biz bilimsel kanıtlı düşünmek zorundayız. Yok öyle sömürgecilerin döktüğü paralarla yayılan yalanlara inanmak ve zanlara sarılmak. Gerçekleri, yalanlara inanan kişi çokluğu belirlemez; kanıt belirler. Bölücülerin dil dedikleri “şey” merkezi eğitimden yoksun insanların; var olan gerçek dilleri bozarak konuşmasından ibarettir. Örneğin, kendini kürt sanan birisine; kürtçe “ben” nasıl denir diye sorulsa ”ez” diyecektir; oysa “ez” Türkçedeki “öz”ün bozulmuş hâlidir. Yine kendini kürt sanan birine, kürtçe say deseniz; “yek, dû, se… (1, 2, 3)” diye Farsça sayacaktır…

Antropoloji, arkeoloji, dil ve tarih bilimlerine göre “kürt” diye bir şeyin varlığı kanıtlanamadığından; öyleyse kim bunlar diye bir soru sorulabilir. Kürt, bir halk, etnisite değil; tarih içinde ulaşım zorluğundan dolayı aynı ırktan geldikleri toplumlarına yabancılaşan kopuk ve savruklara yakıştırılan bir addır. Antropoloji, arkeoloji, dil ve tarih bilimlerini aynı anda ve birbiriyle uyumlu tek bir bütün gibi değerlendirdiğimizde bu gerçek ortadadır. Öyleyse, somut tarih verilerine dayanarak, doğru kültür ve eğitimle, Arap olan Araplığını, Fars olan Farslığını, Türk olan da Türklüğünü öğrenmelidir. Yani; asıllarına rücu etmelidirler…

Var olan gerçek dillerin bozulması, anlık bir şey değildir. Yüzyıllar içinde insanlar, Arapça, Farsça ve Türkçe duydukları kelimeleri anladıkları gibi ifade ettiler. Cahil olduklarından yazıyla değil, duyduklarını anladıkları gibi nesilden nesle bozarak aktardılar. Bu nedenle, bazen harflerin yeri değişti; bazen de kelimelere harf ekleme veya çıkarma yapıldı. Örneğin; “se” Farsça “üç” demek; “pa” Farsça “ayak” demek; yani se+pa birleşik kelimesi, Türkçe üç+ayak oluyor; ama biz bunu se(h)pa yaptık. Büyük olasılıkla yine duyulan yanlış anlaşıldı ve araya h harfi eklendi…

Bu arada belirtmek gerekir ki, var olan gerçek diller birbirini etkiler. Var olan gerçek dillerin, birbirlerini karşılıklı etkilemeleri, insan hareketlerinin ve iletişim kurma çabalarının doğal sonucudur. Bu nedenle, var olan gerçek diller, birbirlerine karşılıklı kelime alıp verirler. Ama bölücülerin dil dedikleri “şey” öyle değil; onun bizzat kendine ait ve başka dile verdiği bir kelime bile yok; bölücü ağzı, eğitim görmemiş insanların, var olan gerçek dilleri bozuk konuşmasından başka bir “şey” değildir. İçinde, Ermenice, Süryanice kelimeler bile var. Kendine ait ve diğer dillere verdiği tek bir kelime olmadığına göre; bu demektir ki, böyle bir dil yoktur. Bölücülerin dil dedikleri “şey”e, ağız, şive, lehçe demek de mümkün değil; böyle olabilmesi için, bağlı olduğu bir dil olması gerekiyor. Var olan gerçek dillerin pek çoğundan, neredeyse eşit kelime aldığından, herhangi bir dile de bağlanamıyor. Sonuç olarak bu “şey” ağız, lehçe, şive de değildir; matematiksel gerçek budur…

Bu gerçekleri, bilim insanı haysiyetiyle ve tarihi görevimizi yerine getirmek için yazıyoruz. Eğitim görmemişlerin konuştuğu bu şeyi, dil, şive, ağız, lehçe kabul edenlerin tamamı kaçınılmaz olarak bölücülüğe hizmet etmektedir. Buna dikkat edelim. Çünkü amaç bunu her yerde konuşulan ölçülü bir dil haline getirmektir. O nedenle, 4 üniversitede, Kürt dili ve edebiyatı bölümü açıldı. Hurafeci AKP’nin çıkardığı, bomba paket yasalarıyla, bölücü ağzıyla eğitim veren kurslar açılması serbest hâle getirildi. Tekrar ediyorum, tarih içinde, var olan gerçek dilleri, yanlış konuşan cahillerin konuştuğu şey; gerçek bir dil gibi öğretilemez. Devletin görevi, var olan gerçek dilleri doğru öğretmektir…

Tarih biliminden yoksun, TGB gibi çakma muhaliflerin; taşıdıkları “Türk-kürt kardeştir, Amerika kalleştir” pankartını, hem Türkçe hem de olmayan bölücü ağzıyla yazmaları, yukarıdaki maddi gerçeklere aykırıdır ve hurafeci AKP’nin bölücülük çalışmalarına meşruluk kazandırmaktadır…

Bölücülüğü meşrulaştıran muhaliflerle iktidarın, sömürgeciler tarafından birbirlerine nasıl benzetildiğini, aşağıdaki alıntılar iyi birer örnek olarak gösterecektir. Gezi parkı eylemlerini PERİNÇEK, Aydınlık gazetesinde şöyle yazdı:

 

“MHP’li ve BDP’li birbirinin yürek çarpışını duydu; Türkiye’de 100’ün üzerinde kent ve kasaba meydanlarında, MHP ve BDP’li yurttaşlar aynı amaçlarla bir araya geldiler.”[8]

Şimdi; BDP’nin kesinlikle bölücülerin siyasetini yaptığını biliyoruz. Yazıda ifade edildiği gibi, bölücü BDP’lilerle MHP’lilerin ilişkisi kurulduysa, o MHP’lilerde de sorun var demektir. Ve ayrıca, böyle bir yakınlaşma varsa ve bu yakınlaşmadan işkillenmeyip bunun Türkiye’nin yararına olabileceğini savunan bir anlayış; tam deyim yerindeyse “Yine onlar gibi, hainin daniskasıdır.”

Yine Genel Başkanlığını Doğu PERİNÇEK’in yaptığı İşçi Partisi’nin, sözde “MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK BİLDİRİSİ”ndeki 7. maddeye dikkat edersek, eleştirilerimizde ne kadar haklı olduğumuz anlaşılacaktır. Aynen şöyle yazıyor:

 

“… Bütün Türkiye halkının fedakâr mücadelesiyle kazanılan, yurttaşların her alanda eşitliğini, Kürtçe öğrenme ve Kürtçe yayın gibi demokratik hakları hukuki güvence altına almak ve fiilen hayata geçirmek, bir kamu görevi olmak yanında yurttaş sorumluluğudur.”[9]

Ey PERİNÇEK; OBAMA’nın Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada: “Kürtçe öğretimi ve Kürtçe yayın konusundaki yasakları kaldırdınız. Bütün dünya, Kürtçe yayın yapan yeni devlet kanalıyla verilen önemli mesajı saygıyla not etti.” demesinin, sizce bir anlamı yok mu? Nasıl oluyor da, Ameri-kanın başkanıyla güya buna karşı olan sözde siz muhalif; benzer şeyleri ifade ediyorsunuz…

Aynı ırktan geldikleri toplumlarına yabancılaşan kopuk ve savrukların; ne dilleri var ne de kalıntıları. Üstelik sömürgeciler, son iki yüz yıldır, en çok buna uğraşmasına ve pek çok “özel etki görevlisini” finanse ermesine rağmen, bilimsel, dişe dokunur “tek bir şey” bile ortaya koyamadı. Şimdi bunu, içerdeki devşirmeleriyle inşa etmeye uğraşıyorlar. Bir kısım sersem muhalifi de, bu konuda kullanıyorlar…

Antropoloji, arkeoloji, dil, tarih bilimlerinin verileri, uyumlu bir bütün olarak değerlendirildiğinde Kürt diye bir halk, etnisite yoktur. Siyasi rant için, bölücülükte kullanılan taban, derin dil ve tarih bilgisinden yoksun olduğundan; yabancılaşma psikolojik bozukluğunu etnisite (küçük kök) sanıyor… Özellikle silah kullanan bölücülerin, bu yabancılaşma hastalığından kurtulmaları için, klinikte, uzun süre tedavi görmeleri gerekir. Devlet de, ilgili yerde; doğru, gerçek tarihi bilgi ve bulgular ışığında; eğitim ve kültür hizmeti vermelidir…

Milletimiz, hurafeci AKP’nin, dil üzerinden kurumlaştırdığı ve vergilerimizle finanse ettiği bölücülüğü görmelidir ve gereğini yapmalıdır. Hurafeci AKP’nin tüm bu bölücü icraatlarını tersine çevirmemiz için, kaybedecek bir saniyemiz bile yok. Her geçen zaman aleyhimize işliyor; yarın yarın diyerek beklemeye devam edersek geç kalmış olacağız…

 

Kaynak:

 

[1] http://www.odatv.com/n.php?n=kilicdaroglunun-rakibi-baykal-degil-ocalandir-1706111200

 

[2] http://www.gercekgundem.com/?com=all&p=417044

 

[3] http://www.gercekgundem.com/?p=460822&com=all

 

[4] http://www.ilk-kursun.com/haber/130232

 

[5] Mehrdad R. IZADY – Kürtler; s. 13

 

[6] D. Ahsen BATUR – Kürdoloji yalanları; Selenge yayınları; s. 63

 

[7] a. g. e. ; s. 84

 

[8] http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/dogu-perincek/22153-taksim-kizilay-gundogdu-turkiyeyi-birlestiriyor.html

 

[9] http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=4444

Deniz KAÇAĞANkacagandeniz@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.