SON DAKİKA

“Siyasi iktidar imralı canisinin çözüm ortağıdır”

Bu haber 16 Şubat 2014 - 10:16 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.

Yıldıray Çiçek

MHP, MDK Genel Sekreteri Avukat Yücel Bulut, “Siyasi iktidar İmralı canisinin çözüm ortağıdır. Ülkenin geldiği hal içler acısıdır. Başbakan devam eden soruşturmalardan kurtulabilmek adına terörist başından medet umar hale gelmiştir” dedi.

MHP MDK Genel Sekreteri Avukat Yücel Bulut, ORTADOĞU’ya; Türkiye gündemiyle ilgili çok önemli açıklamalar yaptı.Bulut, söyleşinin dünkü bölümünde “11 yıldır iktidarda bulunan AKP, hukuku ters yüz etmiş ve ayrıca bu prensibi hatırlayan da ne yazık ki kalmamıştır. AKP iktidarında idarenin her türlü eylem ve işleminde kamu yararı değil Başbakan ve çevresindekilerin özel yararı esas alınır olmuştur. 17 Aralık operasyonları sonrasındaki büyük tasfiyeyi de bu çerçevede ele almak gerekir” demişti.

Bulut, söyleşinin bugünkü bölümünde de son yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

İşte sorular işte cevaplar:

-17 Aralık operasyonlarından sonra terörist başı bunu AKP’ye yapılmış darbe olarak görerek, AKP’ye destek açıklamaları yaptı. Terörist başının “” Ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenler bizim bu ateşe benzin taşımayacağımızı bilmelidir ” sözleriyle açıktan AKP’nin yanında yer alması neyin mesajı?

” ÜLKENİN GELDİĞİ HAL İÇLER ACISIDIR

*Hatırlayın Abdullah Öcalan ile İmralı’da yürütülen müzakerelerin basına sızan tutanaklarında bölücü başının “AKP’yi 10 yıldır iktidarda tutan benim” dediği görülüyordu. Sanırım AKP’yi ayakta tutmak konusundaki iradesi devam ediyor olmalı ki, boğazına kadar yolsuzluk ve pisliğe batmış bir kadroya bir kez daha omuz vermeyi tercih etmiştir. İşin aslını isterseniz bölücü başının başka da bir seçeneği yoktur. Zira siyasi iktidar İmralı Canisinin çözüm ortağıdır. El ele verip çözüm üretmektedirler. Peki nedir çözülecek sorunlar? Birincisi elbette ki Öcalan’ın bir an önce siyasi bir figür haline getirilerek dışarı çıkarılmasıdır. Tırnak içinde söylüyorum “Öcalan’ın en temel sorunu” budur. İşte AKP’nin bu konudaki gayreti ve kuvvetle muhtemel verdiği taahhütler Öcalan’ı heyecanlandırmış ve de AKP’ye çözüm ortağı haline getirmiştir. AKP’nin iktidardan uzaklaşması demek Öcalan’ın hak ettiği şekilde hayatının sonuna kadar hücresinde kalması demektir. Bu ihtimal Öcalan’ı ürkütmekte ve AKP iktidarının devamı için gayretkeş hale getirmektedir.

Bir başka “çözüm ortaklığı” elbette aşama aşama inşa edilen Kürdistan kurgusunda hem fikir oldukları noktalar üzerine kurulmuştur. Abdullah Öcalan Türkiye’de izzet ve haysiyet sahibi hiç kadronun kendisine bu denli bir imtiyaz alanı açmayacağının farkındadır. AKP’yi yitirmemek ve avuçlarına aldığı bu siyasi kadroyla maksat hasıl olana kadar oynamaya devam edebilmek için bütün hünerlerini sergilemektedir.

AKP de elbette kayıtsız kalmamakta ve tüm bu kaos arasında sinsice Öcalan’ı normalleştirme, mağdur bir kanaat önderi algısını oluşturmaya dönük projesine devam etmektedir. Öyle ki tüm Türkiye yolsuzluk soruşturmalarına odaklanmışken, bir anda Öcalan’ın İmralı’da eli belinde gülücükler saçan resimleri servis edilmekte, bazı utanmaz yandaşlar tarafından bölücü başının saçlarına düşen kırlar gündeme getirilmekte, bölücü başının ölen dayısı dahi haber değeri taşımakta ve “Öcalan’ın acı kaybı” başlığı ile sunulmaktadır.

Ülkenin geldiği hal içler acısıdır. Başbakan devam eden soruşturmalardan kurtulabilmek adına terörist başından medet umar hale gelmiştir.

-AKP’nin başlattığı “Paralel Devlet” tartışmalarına ne diyorsunuz?

“BAŞBAKAN’IN SON İCADI ” PARALEL DEVLET ” ÖRGÜTLENMESİDİR”

*Başbakan “Don Kişot” gibi yel değirmenleri ile savaşmaya devam ediyor. 11 yıldır süren iktidarı, sürekli kendi kitlesine hedef gösterdiği düşmanlıklar üzerine inşa edilmiştir. Safları sıklaştırabilmek adına her sene yeni bir düşman icat etmiş ve yandaşlarına hedef göstermiş, elinin altındaki medya gücüyle itibarsızlaştırmış ve siyasi lince maruz bırakmıştır. 11 yıllık iktidarın sonunda toplumun bütün kesimleri ile kavgalı hale gelmiş, ne hazindir ki toplumu da birbirine düşman ve kırgın bir yığına çevirmiştir.

Başbakan’ın son icadı “paralel devlet” örgütlenmesidir. Bu kodlama altında şimdi de düne kadar kol kola gezdiği cemaat mensuplarını hedef göstermekte ve yandaşlarına linç çağrıları yapmaktadır.

Ortada bir paralel devlet aranıyorsa bu paralel devlet yolsuzluk soruşturmalarında görev alan hakim ve savcıların arasında değil, Başbakan’ın Ankara’dan İmralı’ya açtığı karanlık dehlizlerde aranmalıdır. Zira KCK denilen paralel devlet yapısı AKP ile İmralı’nın karanlık müzakere tünellerinde söz kesmesinin neticesidir.

-17 Aralık operasyonlarından sonra AKP iktidarı HSYK’da yeniden yapılandırma adımlarına başladı. AKP zaten 12 Eylül 2010’da gerçekleşen referandum sonucuna göre HSYK’yı dizayn etmemiş miydi?

“BU DEMOKRATİK BİR ÜLKENİN İFLASI ANLAMINA GELİR”

Bu HSYK bizzat siyasi iktidarın gayretleri ile şekillendirilmiş bir yapıdır. 12 Eylül 2010 tarihli referandumda Başbakan HSYK değişikliğini savunabilmek adına çığırından çıkan açıklamalar yapmıştır. Hatta yargının bir mezhebin işgali altında olduğuna işaret ederek Alevi kökenli vatandaşlarımızı diline dolamaktan geri durmamıştır. Şimdi gelinen noktada ise yine yargının işgal altında olduğunu ifade ederek, bir kez daha HSYK yapısını değiştirmeye çabalıyor. Bu süreç tüm çıplaklığı ile şunu ortaya koyuyor aslında. Başbakan yargıyı bizzat işgal etmek niyetini taşıyor. Bunu 12 Eylül 2010 tarihli referandumla başardığı sanmış olsa da, son yaşanan olaylar AKP’nin, yargıyı işgal etmek ve tekeline almak konusunda büyük bir açığın var olduğunu anlamasına sebep olmuştur. Demek ki amaç Başbakan’ın 12 Eylül 2010 tarihli referandumda iddia ettiği gibi şeffaf ve tarafsız bir yargı inşa etmek değil, yargıyı iktidardan hesap soramayacak ölçüde işgal etmektir. Şayet siyasi iktidarın hayalindeki HSYK yapısı teşekkül ederse bunun sonuçları Türk Milleti için çok ağır olacaktır. Zira böyle HSYK yapısı doğrundan “partili hakim” kurumunu ortaya çıkaracaktır. Partili h‰kim demek her türlü karar ve tasarrufunda parti ideolojisini ve menfaatlerini korumayı esas alan bir zihniyete işaret eder ki, bu kurum sadece tek parti yönetimlerine özgüdür. Bunun tarihte örnekleri de vardır. Nazi Halk Mahkemeleri Başkanı Roland Freisler ve İran Devrim Mahkemeleri Başkanı Sadık Halkali partili hakim kavramının en bilinen iki örneğidir. Biri Nazi Almanya’sında biri de İran’da yüzlerce insanı savunmalarını dahi almaksızın zorba bir iktidarın ideolojisine hizmet etmedikleri için ölüme göndermiştir. Siyasi iktidarın insafına bırakılmış bir yargı, doğal olarak yargıçları da tarafsız bir hakem olmaktan çıkarıp siyasi bir memura dönüştürür ki, bu demokratik bir ülkenin iflası anlamına gelir.

-MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin referandumdaki duruşu ile bugün gelinen noktayı kıyaslar mısınız?

Sayın Genel Başkanımız 12 Eylül 2010 tarihli referandum sonuçları açıklandığında bir açıklama yapmıştı. Bu açıklama tarihi bir açıklamadır ve bugün yaşadıklarımızın özetini ortaya koymaktadır. Sayın Genel Başkanımız referandum sonuçlarını değerlendirdiği yazılı açıklamasında “Başbakan Erdoğan ve AKP’nin bölücülük ve yolsuzluk siciline uygun yandaş yargı yaratma gizli amaçlarına hizmet edecek Anayasa değişikliklerinin Türk milleti tarafından kabul edilmesiyle Türkiye için hayati risk ve tehlikelerle dolu karanlık bir döneme girilmiştir” ifadelerine yer vermişti. Bugün ortadaki tablo Sayın Genel Başkanımızın işaret ettiği karanlık dönemin ta kendisidir. Ancak gelinen noktadan bile siyasi iktidar bir ders çıkarmamış olmalı ki bir kez daha bölücülük ve yolsuzluk siciline uygun yandaş yargı yaratma gayretlerine hız vermiştir. Sayın Genel Başkanımız 12 Eylül 2010 tarihli referandum öncesinde hangi tehlikeye işaret etmişse bir bir gerçekleşmiştir.

Referandum sonuçları açıklandığında Başbakan sonuçları değerlendirmiş ve “HSYK’nın yapısını demokratik ülkelerdeki işleyişlerine uygun hale getirdik. Yargıyı kast sisteminden kurtaracak, kapalı devre işleyişini katılımcı bir anlayışla işleyecek süreci başlattık… Okyanus ötesinden destek veren arkadaşlara teşekkür ederim… Bahçeli siyaseti bilmiyor, bu vesileyle öğrenecek” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Gelinen noktada kimin siyaseti ne kadar bildiği de milletin huzurunda tescil edilmiştir. Başbakan selam gönderdiği Okyanus Ötesini, şimdi Haşhaşilere benzetmekten geri durmaz hale geldiği gibi, inlerine girmekten bahseder oldu. Başbakan’a göre bütün melanetin başı okyanus ötesiydi. Demokratik ülkelerdeki standartlara çıkardık dediği HSYK’yı şimdi bir zümrenin ve zihniyetin işgali altında ilan ederek, bir kez daha ele aldı. Kendiyle çelişmekten hiç bir zaman ar etmeyen bir siyasi figür olan Başbakan için ortaya koyduğu bu çelişkiler sıradan olsa da, millet nazarında ilkesizlik olarak görülüyor. İşte bu ilkesiz siyaset anlayışının karşısında, 12 Eylül referandumundan önce ne dediyse ortaya çıkan ve çizgisinden hiç bir taviz vermeyen muhterem Genel Başkanımız bir haysiyet ve istikrar abidesi olarak milletin gönlündeki yerini alıyor.

-Sayın Bulut sorularımıza verdiğiniz aydınlatıcı bilgiler için teşekkür ederim. Son mesajlarınızı alabilir miyiz?

Öncelikle Kutlu Sesleniş Dergisine bu güzel röportaj için teşekkürlerimi sunuyorum. 100. sayısını geride bırakan Kutlu Sesleniş Dergisi’nden bugüne kadar emeklerini esirgememiş olanlara selam gönderiyorum. Yolunuz açık olsun.

Ayrıca ülkemizin bir an önce bu fırtınalı iklimden kurtulmasını ve pençesine sürüklendiği yıkım projesinin mimarlarını sırtından atmasını diliyorum. Şuursuz kafaların elinde fırtınanın ortasına sürüklenen ve alabora olmak üzere olan Büyük Türkiye gemisini en güvenli limana kadar sağ salim götürecek yegane iradenin Sayın Genel Başkanımızın ortaya koyduğu ilkeli siyaset anlayışı ve onu temsil eden MHP kadroları olduğunu milletimizin bir an önce kavraması için duacı olunmasını bütün kardeşlerimizden rica ediyorum.

Tekrar çok teşekkür ediyor ve başarılı yayın çizginiz nedeniyle sizleri bir kez daha kutluyorum.

NOT: Kutlu Sesleniş Dergisi’nin 101. Sayısından alınmıştır.

Yıldıray Cicekyildiraycicek@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.