Asikurtlar©

SİYASETİ DİZAYN GİRİŞİMİ

SİYASETİ DİZAYN GİRİŞİMİ
28 Ağustos 2015 - 19:11 'de eklendi ve 4361 kez görüntülendi.

Her seçim döneminde olduğu gibi siyaseti dizayn girişimine bir yenisi daha eklenmiştir. 2002’de yaşanan süreçte Recep Tayyip Erdoğan’a yol veren Deniz Baykal, 7 Haziran seçimlerinin hemen ertesinde yeniden sahneye çıkmış ve Recep Tayyip Erdoğan’ı ikinci kurtarma operasyonuna girişmiştir.

 

 

Öncelikle meclis başkanlığı seçimlerinde CHP’nin de kilitlenmesini sağlamış ve Cumhurbaşkanıyla görüşerek adaylık sürecini başlatmıştır.
Böylelikle Recep Tayyip Erdoğan’ın kurguladığı gibi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çatı aday olarak gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçilmesinin önü kesilmiştir. Meclis Başkanlığı bizzat Deniz Baykal eliyle AKP’ye hediye edilmiştir. Seçim hükümeti kurma aşamasında Tuğrul Türkeş hamlesi de yine Deniz Baykal’ın gösterdiği yolun sonucudur.
Kendisi bizzat bir “proje partisi” olan ve yine “proje yöneticiler” tarafından, okyanus ötelerinin kurguladığı senaryoyu uygulayan AKP, her seçim döneminde siyasete kendi projelerine uygun şekilde yön vermeye alışmış bir partidir.

 

Yapıp ettikleriyle ülkeyi dönülmesi güç noktalara sürükleyen söz konusu zihniyet, medyayı da kullanarak millet nazarındaki bölücülük, yolsuzluk ve dış politikadaki tükeniş algısını kırma girişimine bir yenisini daha eklemiştir.

 
Bu durum özellikle Recep Tayyip Erdoğan aklı için yeni bir durum değildir elbette. 2002’den bu yana kendisine rakip veya alternatif gördüğü bütün yapıları bir şekilde saf dışı bırakarak siyasette yol yürümüştür. Süleyman Soylu gibi eski DYP’lileri, ANAP’lıları, Milli Görüş’ün siyasal uzantılarını Saadet Partisi özelinden başlayarak kendi çatısına dahil edip siyaset sahnesinden silmiştir.
Recep Tayyip Erdoğan zihniyeti her seçim döneminde toplum nazarında AKP algısını zorlayan bütün siyasal yapılara her türlü operasyonu, şirket ortaklarıyla birlikte, yapmaktan geri durmamıştır.

 
7 Haziran 2015 seçimlerine uzanan dönemde çözüm süreci adı altında ülkeyi çözülmeye götüren AKP’nin mayası artık millet tarafından da anlaşılmış ve sandıkta bunun cevabını bir şekilde verilmiştir.
Ancak Erdoğan’ın egosu bu durumu kaldıramamıştır. 7 Haziran gecesinden itibaren yeni operasyon kurgusuna girişmiştir. Öte yandan Recep Tayyip Erdoğan’ın oyunu MHP ve lideri Devlet Bahçeli’nin kararlı tutumuyla bozulmuştur. AKP, şer ve örtük iktidar ortağı HDP ile, Türk Milleti’nin önünde çırılçıplak meydanda kalmıştır.

 
Bu tablo ise bize MHP’nin ve Devlet Bahçeli’nin net tutumunun gerçeği ortaya çıkarma noktasında ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Bu siyasal başarı, AKP ile Dolmabahçe ortağını sandığa birlikte gönderme sürecini doğurmuştur.

 

 

Devlet Bahçeli’nin tutumunun doğruluğunu ortaya koyan asıl önemli gelişme ise, iş ortağı ile millet önünde ayan beyan ortada kalan AKP’nin ve perde gerisinde Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği tepkilerdir.
Seçim hükümeti sürecinde Tuğrul Türkeş’e götürülen teklif bunun ispatıdır. Anlaşılan o ki saraya 7 Haziran seçimleri sonrası giden kişi de budur. Soyadının mirasını şahsi emellerine ciro eden bu kişinin tutumuna ülkücü camianın tavrı da çok sert olmuştur.

 

 

Aynı zamanda bu durum her türlü ihanet sürecinin önünde en büyük engel olan MHP’ye bir operasyon mu yapılıyor/yapılacak algısını da fazlasıyla oluşturduğu için Ülkücülerin lider ve teşkilatı etrafında kenetlenmelerine de vesile olmuştur/olacaktır.
7 Haziran sonrası Ahmet Davutoğlu’na muhalefeti oyalama görevi verilmiştir. Davutoğlu görevini başarıyla yerine getirirken Sarayda yapılan görüşmelerde de ortaya çıkan tablonun ve algının kırılabilmesi için seçim hükümetinin alt yapısı hazırlanmıştır.

 

 

Yaşanan oyalama süreci, Tayyip Erdoğan’ın yeni hükümeti kurma noktasındaki negatif tutumunun da ispatıdır zaten. Saray entrikalar, ahlaksız teklifler ve bu tekliflere verilen cevaplar Recep Tayyip Erdoğan ve AKP zihniyetine yakışır mahiyettedir.

 

Son gelişmeler ekseninde siyaset değerlendirdiğimizde Devletin Milli ve Üniter yapısının korunması demokratik ve hukuk devleti özelliğinin devam ettirilmesi hususunda tek savunucu MHP kalmıştır. Bunu koalisyon görüşmeleri sırasında ortaya koyduğu 4 madde ile görmek mümkündür. Buradan hareketle MHP’yi itibarsızlaştırma girişimi aslında hukuk devletini tasfiye girişiminden ibarettir.
Dolayısıyla karşımıza çıkan soru/sorun 1 Kasım 2015 seçimleri Türk Milleti temelli üniter devletin mi yoksa fedarasyonlara bölünmüş bir Türkiye seçimi mi? Bu bakımdan 1 Kasım seçimleri ve MHP üzerine oynanan oyun, yıpratma ve itibarsızlaştırma gayretleri daha iyi anlaşılmaktadır.

 

AKP’yi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı Edirne’deki Kırkpınar Er Meydanına çağırır gibi seçime girmeye davet etmek gerek. Kumpassız, kasetsiz, siyaset tüccarlığı yapmadan, satmadan ve darın almadan. Devletin ve milletin çıkarlarını, parti çıkarlarına değişmeden.

 

Ancak AKP’nin er meydanına çıkma konusundaki tavrı 2002’de iktidara geliş sürecinden bellidir. Elbette meydandan kaçacaktır.

 

Elbette tek başına hükümet olmak için her yolu mubah görecek, her türlü kirli tezgâhı kurmaktan çekinmeyecektir. Ancak MHP ne AKP’nin oyunlarına ne de Saray entrikalarına pabuç bırakacak hali yoktur. Dün olduğu gibi bugün de Türk milleti bütün olan biteni görecek ve gereken cevabı verecektir.
Doç.Dr.Ruhi ERSOY

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER