Asikurtlar©

Siyaset Ticarethanesinde Lafazanlık Yapmak veya “Nazlı Hilal’in Adını Tartışmaya Açan Hilal’e Dair”

Siyaset Ticarethanesinde Lafazanlık Yapmak veya “Nazlı Hilal’in Adını Tartışmaya Açan Hilal’e Dair”
14 Eylül 2015 - 20:28 'de eklendi ve 4080 kez görüntülendi.

Serbest siyaset piyasasında tıpkı borsada olduğu gibi kâr getirecek her türlü politik manevrayı yapmak mümkündür. Özellikle 1980’lerden sonra Türkiye’de yaygınlaşan serbest piyasa ekonomisi, kendi siyasal ahlâki standartlarını da ortaya koymaya başlamış ve belli ölçülerde başarı sağlamıştır.

 
Dolayısıyla ekonomideki piyasa koşullarına göre hareket etme içgüdüsü, siyasete de bir davranış kalıbı olarak yansımıştır. Bir kısım siyasi partiler ve siyasetçiler bu davranış kalıbını çok iyi uygulamıştır ve AKP’nin doğuşu ile birlikte de söz konusu tutum siyasette zirve noktasına ulaşmıştır. Ancak yapılan işin ilgili siyasi çevrelere ve seçim dönemlerinde de oy kitlelerine pazarlanması noktasında bir kurumdan daha destek almak gerekmektedir.

 

 

Bu kurum karşımıza medya, gazetecilik ve köşe yazarlığı olarak çıkar. İktidar politikalarını, iktidardan da öte parti başkanının, başbakanın veya cumhurbaşkanının algısına göre anında tutum geliştirmek bir kısım gazetecinin-köşe yazarının asli vazifesi haline gelmiştir.

 

 

Bu vazife medya grupları tarafından da üstlenilmiş ve dün yandaş medya şeklinde bir bloktan bahsedilirken, bugün aynı misyonu üstlenen havuz medyası söz konusudur.

 

 

Her iktidar döneminde iktidara yakın medya çevreleri ve gazetecilerden bahsetmek elbette mümkündür. Ancak işin dikkat çekici tarafı, bu yandaşlığın her konuda nerdeyse ahkâm kesecek mahiyette bir fetva mekanizmasına dönüştürülmesidir.

 

 

 

Bu yolda çoğu zaman komik durumlara düşülmektedir. İktidarın yapıp ettiklerini pazarlayacağım ya da ona destek olacağım derken bir kısım gazeteci, bilip bilmediği her konuda fikir beyan etmekte, uzmanlık gerektirecek sosyal bilimlerin farklı alanlarının kavramlarından kokteyller hazırlayarak başta kendi kafasını karıştırmaktadır.

 
Elbette bir gazetecinin popüler anlamda gündemle ilgili görüşleri, fikirleri, önerileri vs. olacaktır; ancak, bunu yaparken yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, iktidara yandaşlık yapacağım diye bilimin bütün alanlarını kapsayacak bir biçimde ukalalık yapmak başka bir durumdur.

 

 

 

Türkiye’deki çok yönlü meseleler konuşulurken kendi içerisinde tarihi, siyaset bilimini, coğrafyayı, halkbilimini, etnolojiyi, sosyolojiyi içeren ve genişletilebilecek bir bilgi alanının hâkimiyet sayasından haberdar olmak gerekmektedir.

 

 

Aksi takdirde Hilal Kaplan’ın en açık örneklerinden olduğu bir trajik lafazan duruma düşülebilmektedir ki, bu tipler hem kendi kafalarını hem de okurlarının kafalarını karıştırmaktadırlar.

 

 

 

Somutlaştıracak olursak; AKP’nin memleketi bilerek veya bilmeyerek çökertme süreci başta olmak üzere her konuda iktidarı destekleyecek laf üretip lafazan olacağım diyen Hilal Kaplan’ın üniter devlet, millet, vatan, demokrasi, bayrak, etnik yapı gibi konularda trajik olan, kendince tespit ve ifadeleri söz konusu karışıklığı örneklendirmektedir.

 

 
Halbuki Hilal Kaplan’ın ve bu bağlamdaki köşe sahiplerinin bu kavramlar üzerine kafa yorabilecek bir entelektüel alt yapısı olup olmadığı hiç sorgulanmıyor. Söz konusu bu gruptaki yazarlar ele aldıkları konuyla ilgili disiplinlerarası bir okumadan da yoksundur. Muhtemelen bu alt yapıya haiz olacak bir örgün öğretim alt yapısından da geçmemiştir.

 

 
Gündeme endeksli olarak bu kavramlarla ilgili görüş belirtmek bir gazetecinin yapabileceği en doğal işlerden olabilir; ancak iktidarı destekleyeceğim diye kendi yazdığına nerdeyse dini hüküm muamelesi yapma yetkisi de kimsede yoktur.

 

 
Doğuyla batıyı kendi içerisinde tarihsel anlamda okumamış birisinin millet kavramının Türk medeniyeti içinde ne anlama geldiğini bilmesi elbette mümkün değildir; aynı durum milliyetçilik kavramı için de geçerlidir.

 

 

Zira millet-milliyetçilik kavramlarının batıda ve doğuda ihtiva ettiği anlamlar farklıdır. Bu sebeptendir ki batı kendi içerisinde bu kavramlarla ilgili çeşitli refleksler de geliştirmiştir. Bu minvalde Kaplan, Batı neden milletleşme sonrası postmodern süreci yaşarken, doğu gelinen noktadan da geriye gidiyor ve mevcut millet çizgisine ket vurarak aşiretlere, hatta klanlara parçalanmakta sorusunu sormayı da düşünememektedir.

 

 
Yine aynı şekilde etniklik ve etnikçiliğin ne olduğunu kavramsal düzeyde idrak etmeden cumhurbaşkanının meşhur 36 etnik unsur sıralamasının heyecanına kapılarak Türkiye’de devletin adını, milletin adını ve hatta bayrağın adının Türk mü, Türkiye mi, devlet mi olması gerektiği gibi sapla samanı, elmayla armudu birbirine karıştırır cinsten çıkarımlar yapabilmektedir. Hilal Kaplan’ın ne bilgi birikimi ne de ufku bu konuları konuşacak, ahkam kesecek niteliktedir.

 

 
Aslında Türkiye onu daha çok yazdıklarını unutmasıyla tanıdı. Sosyal medyada zekâsı üzerinden “y gençliğin” malzemesi olmaktan kurtulamadı. Saray güdümlü kalemini uzunca süredir MHP’ye çevirmiş, sözde gazeteci sıfatıyla sipariş yazılar yazan, dün iyi dediğine bugün kötü diyen bir hanımefendidir kendileri.

 
Daha düne kadar “Allah ile lise yıllarında savaştığını ve yendiğini, İslam’ın kadına bir şey vermediğini, bu yüzden sosyalist ahlakı savunduklarını” söyleyen Bebek katili Öcalan’a övgüler düzen, Türk Bayrağını tahrik unsuru olarak gören, şehit kavramını tartışmaya açan bu hanımefendiyi ciddiye almak belki kendisinin de en büyük arzusudur.

 

 

Kalemşör Hilal Kaplan MHP ile ilgili son olarak”Bir zamanlar Bahçeli” diyerek Devlet Bahçeli ve MHP’nin yakın geçmişteki olaylar karşısındaki tutumunu kendince tersten okumuştur. 28 Şubat, 1999 seçimlerinin akabinde yaşananlar, başörtüsü gibi konuları sıralayarak MHP seçmenine de seslenmiştir. Buradaki ters bakış açısından hareketle de o Bahçeli’nin bugün koalisyondan nasıl kaçtığı düşüncesini temellendirmiştir.

 
Halbuki dün ve bugün mukayesesine kafası çalışan birisinin öncelikle, daha dün demokrasi kahramanı ilan ettikleri cani başıyla ve sözde akil olarak barış elçiliği yaptıkları günlerdeki gibi bugün de şehit analarına gidip Öcalan serbest kalsın,teröristler kardeşimiz desinler ve HDP’nin AKP tarafından büyütüldüğü ama iktidarlarına ters etki yapınca düşman olunduğunu da ekranlarından köşelerinden dile getirsinler.

 

Kaplan, 28 Şubat konusunda MHP’ye ve Bahçeli’yi hedef alarak o dönem masanın altına saklananları görmezden gelmek ve buradan kendisine pay çıkarmaktadır. Halbuki AKP, 28 Şubat darbesi üzerinden yarattığı istismarı timsah gözyaşları ile süslemiş, siyasi kurnazlık ile siyaset tüccarlığına soyunmuştur.

 

 

Öncelikle bilinmesi gereken husus; 28 Şubat “postmodern” darbesi Rahmetli Necmettin Erbakan ve arkadaşlarına darbe vurmuş, Erbakan yolundan gidenler yasaklanmış, Milli Görüş gömleğini çıkartıp Hocalarını yarı yolda bırakanların ise önünü açmıştır. Bu sürecin devamında Çevik Bir’in danışman olması, mağdurları ve ödüllendirilenleri anlamak için bir ipucudur.

 

 

Hilal Kaplan’ın başörtüsü konusunda MHP’nin tutumunu eleştirmesi de ayrı bir garip durumdur; zira AKP başörtüsünü kullanabileceği seçimi beklemiş ve ona göre hareket etmiştir. Başörtüsü konusunda AKP’nin samimiyetini anlamak için medyada siyasi malzeme olarak kullanılmasına değil, meclisteki tepkilerine bakmak gerekir.

 

 

 

MHP başörtüsü konusunda siyasi partilere her zaman çağrıda bulunmuş, düzenlemeler yapılmasını hatta kanun değişikliğini teklif etmiştir. 2008 ve 2011 yıllarında MHP’nin başörtüsü ile ilgili teklifini kabul etmeyip reddedenler, istismar ve sömürü alanlarının kaybolması noktasından olaya bakanlardır.

 
Bu duruma en tipik örnek şu şekilde olmuştur:

 

15 Ocak 2008’de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya’da yaptığı konuşmada “türban yasağı” konusunu gündeme getirmiştir. Bu açıklamanın ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 17 Ocak 2008 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasında, “türban” konusunda AKP’ye “koşulsuz destek” sözü vermiştir.

 
O zamanki MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, 27 Ocak 2008’de başörtüsü konusunda “sadece üniversitelerde bu sorunu çözmek yetmez, tüm kamu çalışanlarına serbest kılınsın” önerisi ile AKP’nin başörtüsü istismarına son vermiştir.

 

 

Aslında Devlet Bahçeli bunu 13 Aralık 2007’de basının Ankara temsilcileri ile yaptığı toplantıda dillendirmiştir. Başörtüsü konusunu istismar alanı olarak kullanan AKP’nin ve Erdoğan’ın siyasi kurnazlıkla bazen kaşıyıp, bazen unutturan tavrı bilinmektedir.

 

 

Kaplan en komik görüşlerini ise 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasındaki koalisyon hazırlık süreciyle ilgili ifade etmiştir. Öncelikle 7 Haziran sonrası Recep Tayyip Erdoğan’ın en kısa zamanda tekrar seçime gideceğini bilmemek, anlamamak, görmemek akla veya herhangi bir duyu organına hakarettir.

 

Erdoğan’ın amacı kesinlikle iktidar gücünü bir başkasıyla paylaşmayacak ve kendine göre uygun şartlar oluşturup tekrar seçime gitmekti. Bunun delilleri Davutoğlu’na karşı bile bizzat Erdoğan’ın beyanlarında açıktır.

 

 

Koalisyon görüşmeleri hususunda 35 gün süren AKP-CHP görüşmelerinin finaline doğru Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Davutoğlu’na “kendi ayağına sıkacak değil ya” açıklaması, daha sonraki AKP-MHP görüşmesinden hemen önce yine Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize/Güneysu’da keklik uçururken MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi kastederek “onu muhatap almıyorum” söylemini ve Malum vekil danışmanın haddini aşan hakaret içerikli Bahçeli Tweetter mesajlarını nereye oturtacaksınız? Bunlar Davutoğlu’na koalisyon kurmaması, oyalaması yönünde işaret veya aba altından sopa gösterme değil de nedir?

 

Hilal Kaplan, “Akil insan” iken öve öve bitiremediği “çözüm süreci”nde PKK’nın sözde silahları ile sınır dışına çıkacağını” yazmıştı. Kaplan, “Bayrak” konusunda PKK ile aynı düşünecek kadar söz de “barışçı” olmuş, HDP ile aynı çizgiye gelmiş Türk Bayrağı” yerine alternatif ifadeler bulmuştur.

 

 

Şimdi de “çözüm sürecini” sonlandırdığını söyleyen Cumhurbaşkanı’na yaptığı övgüler, askeri operasyonlara verdiği destek bizlere “patlıcan-kral” ilişkisini anlatan bir fıkrayı hatırlatmaktadır.

 

 

Yukarıda çizmeye çalıştığımız çerçeve içerisinde Hilal Kaplan örneğini bir metin olarak alıp incelediğimizde önümüze çok geniş bir malzeme çıkacaktır; zira Kaplan’a verilen görev, onun her konuda konuşması, görüş belirtmesi, yazmasını ya da yazdığını zannetmesini gerektirecek mahiyettedir. O zaman da her insan evladının düşeceği durum gibi, çok lafazanlık yalansız olmaz atasözüne hayat vermektedir.

 

 

Hilal Kaplan, serbest siyaset piyasasının ürettiği siyasi ahlâkın kendisine bulduğu lafazan bir hanımefendidir. Her konuda yazma, konuşma, yazdığını veya konuştuğunu zannetme özgürlüğü elbette vardır.

 

 

Ancak, en azından MHP, Devlet Bahçeli, milliyetçilik, Türklük, Türk Dünyası vb. bağlamında laf üretmeye çalışırken, MHP ve Ülkü Ocakları Genel Merkezinin resmi internet sitelerinde bir ön araştırma yapmaya davet ederiz. Hiç olmazsa neye niçin düşman olduğunun bile farkında olmayan birisi olarak MHP ekseninde lafazanlık yaparken, körlerin fil tarifi metaforundan kurtulmuş olur.

Doç.Dr.Ruhi ERSOY

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER