Asikurtlar©

Sipahi Refleksi!

Sipahi Refleksi!
12 Mart 2016 - 10:31 'de eklendi ve 4121 kez görüntülendi.

Gazetede bir manşet: “Türkiye Onu Konuşacak!..” Merakımızı celp ediyor…
Sonra haber, “Helal Olsun Kahraman Liseli” diye devam ediyor. Merakımız daha da artıyor.
Milli kahramanlıklar, milli rezaletlere oranla daha fazla ilgimizi çektiği için habere odaklanıyoruz.
Antalya Konyaaltı plajında, falezlerin altında yine bir boğulma vakasıyla karşılaşıyoruz.
Zamansız ve tedbirsiz denize giren Üniversiteli bir genç, Anadolu Teknik Lisesi öğrencisi 16 yaşındaki Muhlis Tekin tarafından boğulmak üzereyken kurtarılıyor.
Muhlis, bu hiç tanımadığı ağabeyini, azgın dalgaların arasından çekip alıyor. Üstelik bunu boğulan gencin kendi arkadaşından önce yapıyor.
Devletin veya yerel yöneticilerin böyle durumlar için bir ikaz, uyarı, önleme veya acil müdahale planı bulunmuyor.
Vatandaş yine Allah’a emanet yaşıyor.
Ve bu ferdi kahramanlık destanı, yine tesadüfen yazılıyor. Başka bir vakaya giderken olaya yönlendirilen 112 Acil Servis ekipleri, kalbi durmuş olan genci 15 dakikada yeniden canlandırıyor.
Eğer delikanlı yaşarsa, akşam ajanslarını mucize gibi bir kurtuluş hikâyesi bekliyor.
Muhlis, kendisine “ya sen de boğulsaydın?” diyen kameralara:
“Olsun ölümden başka ne var ki?” diye cevap veriyor.
Ben bu olaydan, başka yerlere gidiyorum. İşte Muhlis’in bu hali, Türk halidir. Ölüme karşı bu pervasız duruş, Oğuz duruşu, Teke Türkmen’i duruşudur.
Muhlis’in, Harward’da filan tahsili mümkün olmayan insanlık kariyeri ve Oxford’da veya Cambridge’te öğretilemeyen bu davranış felsefesi, aynı zamanda “Ülkücü altyapısı”dır.
Ucunda ölüm olduğunu bile bile, hiç düşünmeden cankurtaran olmak, kurtarıcılığa soyunmak, “vatan kurtaran” olmak, Ülkücülerin işidir.
Bu memlekette kalkınma, kariyer, namus ve haysiyetle bir arada yürümediği için ben “Muhlis’i bütün Türkiye’nin konuşacağına” inanmıyorum.
Hatta Muhlis’in, kendi çevresinde biraz sırtı tıpışlansa da uzun vadede fakir bir hayat geçireceğini öngörüyorum.
Eğer bu delikanlı, Antalya otellerinde çalışırken İngiliz Sarah’la aşna fişne edip, bir de çocuk peydahlamış olsaydı onu bütün Türkiye, hatta İngiltere konuşurdu.
Eğer bu delikanlının adı, bir cinsel taciz olayına karışsa ve hayat kurtarmaya değil, hayat karartmaya karışmış olsaydı, bütün Türkiye bu genci konuşurdu.
Eğer bu delikanlı, başına kızıl yıldızlı bir çorap geçirse ve eline Molotof alıp bir yolcu otobüsünü ateşe verseydi, onu bütün Türkiye konuşurdu.
Bu delikanlı memlekette can yakarak, gönül yıkarak ilerleyen pek çok haysiyetsiz gibi şerefini satarak köşeyi dönseydi, onu bütün Türkiye konuşurdu.
Bu delikanlı jigololuk yapsaydı, mesela: Evlendirme programında kendisinden 20 yaş büyük zengin bir dula talip olsaydı onu bütün Türkiye konuşurdu.
Bu delikanlı, Şükrü Saraçoğlu’na Cim Bom bayrağı veya Ali Sami Yen’e Fener bayrağı dikseydi, onu bütün Türkiye konuşurdu.
Ama şimdi onu bizden başka kimse konuşmaz. Çünkü ağzı büyük olanların şerefi küçüktür bu memlekette, kıskanırlar, alınırlar…
Bu memlekette, milletin cebinden milyonları çekmek için, iki buçuk liraya marketten süt alıp kedi beslemenin reklamını yaparlar da canını ortaya koyup ölüme meydan okumanın reklamını yapmazlar!
Çünkü bu can kurtaran duruşu, bu vatan kurtaran diğergamlık, Ülkücü davranışıdır.
“Etliye sütlüye karışmayanların” dünyasında bu tür davranışlar, derin bir kıskançlıkla karşılanır.
Yüzyıllarca “her koyunun kendi bacağından asıldığına” inanmış, senelerce “adam sen de…” diye yaşamış insanlar, bu “Tımarlı sipahi refleksi”ni anlayamazlar.
Duyarlı insanların “vatan kurtaran Şaban” diye alaya alındığı bir ülkede, potansiyel düşman ajanı vatansızların, vatan için kendini feda edenlere tercih edildiği Türkiye’de, konjonktürel dalgaların arasından milleti çekip çıkarmak “sana mı kaldı vatanı kurtarmak” tepkisine bile neden olabilir.
O yüzden ben, Muhlis’in iki gün sonra boğulan gencin mesela kayıp saati üzerinden sorguya çekilmesinden endişe duyarım.
Çünkü hırsızların dünyasında elinden dilinden belinden emin olunan insanlar abad olmazlar.
Tabansız çıfıtların memleketinde yiğitler huzur bulmazlar.
Beyni ütopyalarla iğfal edilmiş entelektüeller mahallesinde kendi kültürünün gerçekleriyle düşünen beyinler, muhtar olamazlar.
Milletinin bekası, haysiyeti, namusu için kendi hayatını, gençliğini, istikbalini feda eden insanlar, midesiyle düşünen insanların ülkesinde konuşulmazlar.
O yüzden ben “bütün Türkiye’nin bu genci konuşacağına” pek inanmıyorum.
Tıpkı “bütün Türkiye’nin Ülkücüleri sevebileceğine” bir türlü inanamadığım gibi…
“Vatanı tüketerek yaşamayı” hayat sananlar “kendisi tükenirken vatanı yaşatmanın” ne demek olduğunu anlayamazlar!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER