SON DAKİKA

Sıkı Yönetime Geri Döndük

Bu haber 02 Haziran 2014 - 10:03 'de eklendi ve 2 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

Ülkenin son 50 yılına tanıklık etmiş bir Türk vatandaşı olarak, nereden nereye geldiğimizi gözden geçirirken, AKP dönemini ayrı bir yere koymak gerektiğine inanıyorum. Çok zor zamanlarımız oldu. İhtilaller yaşadık. Demokrasimiz güdük kaldı. Ancak, hiçbir dönem bu kadar sancılı, bu kadar gergin, bu kadar ayrıştırıcı ve bölücü olmadı. Hiçbir dönem söylenenle yapılan bu kadar ters olduğu, milletin aklıyla, devletin varlığıyla bu kadar alay edildiğine kimse şahitlik etmedi.

Rüşvetin suç olmadığı tek ülkeyiz

Talanın, yalanın ve ihanetin sınır tanımaz bir hale geldiği dünyadaki belki tek örnek, ne acıdır ki AKP hükümetidir. Talan konusuna fazla girmeden, şu kadarını hatırlatmakla yetinelim; Tarihte eşi emsali görülmemiş boyutta rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ortalığa saçılmıştır. Yalanlama gayretleri itiraf olmaktan ileri gidememiş ve milyar dolarların evlerde istiflendiği ortaya çıktığı halde bunlarla ilgili hiçbir şey yapılamamıştır. Bu rezil tablo orta yerde dururken, hırsızların değil, ortaya çıkaranların hedefe konulduğunu, ağır şekilde suçlandığını ve bedel ödediğini ibretle izledik ve hala izliyoruz. Yolsuzluk ve rüşvetin legal olduğu, suç sayılmadığı, bir sonuç doğurmadığı dünyadaki tek ülkeyiz.

Haram üzerine bina inşa edilmez

Talanın yalanı da beraberinde getirmesi eşyanın tabiatı icabıdır. Zira, ya ispatlı talanların hukuk ve yargı önünde gereğini yapacaksınız, ya da yalan söyleyip inkar edeceksiniz. Bilin bakalım, bizim ülkemizde bu iki şıktan hangisi uygulanıyor? Yalan ve talan bu kadar kolay, bu kadar legal, bu kadar yaygın olursa, o ülkede huzurun olması, o devlette hukukun işlemesi, hakkın yerini bulması, güvenin sağlanması hiçbir şartta mümkün olamaz. Haram üzerine bina inşa edilmez. Edilirse ayakta kalamaz. Türkiye’nin bugün şu saat itibariyle yaşadığı tam olarak budur. Yalanın ve talanın üzerine oturan bir iktidardan, haklı, doğru, faydalı bir icraat beklemek beyhudedir. İçlerinde çok iyi niyetli, çok düzgün, çok dürüst olanlar olsa dahi, bu düzenden hayırlı ve faydalı bir sonuç çıkmaz. Buna ne Allah razı gelir, ne kul razı gelir. Zaten öyle de oluyor.

Bu sokakların hali nedir?

İşte bu tablonun bizi getirdiği yer Türkiye’nin bugünkü perişan halidir. İçerde gergin, yorgun ve ümitsiz bir atmosfer, dışarıda alay edilen, yok sayılan, mesafe konulan ve uzak durulan bir itibar. Hadi insaf, vicdan ve iman sahibi birisi çıksın, bu ülkede hırsızlık olmadığını, bunun üzerinin yalanlarla örtülmediğini, içerde gerginlik ve çatışmanın doruğa ulaşmadığını, dışarıda itibarımızın yerlerde sürünmediğini, istisnasız her şeyin gün geçtikçe daha da kötüye gitmediğini söylesin de görelim. Yanaşma ve beslemeler dahil hiç kimse bunu söyleyemez. Söyleyen de komik duruma düşer. O zaman sorarız, eğer paraları kasalara paralel yapı doldurduysa, eğer evdeki milyar doları sıfırlama talimatını haşhaşiler verdiyse, eğer bu ülkede her şey güllük gülistanlıksa, bu sokakların hali nedir böyle?

Darbe dönemlerinde yaşamıştık

Gezi olaylarının yıl dönümü dolayısı ile hükümetin yaptıklarını yine bütün dünya ibretle ve hayretle izledi. Taksim ve civarına 25 bin polis, 50 TOMA, zırhlı araçlar, iş makineleri, greyderler yerleştirdiler. Açık ve büyük bir sıkıyönetim ilan ettiler. Diğer şehirlerde de durum farklı değil. Şehir merkezleri TOMA’larla, polis birlikleriyle korunuyor. Bu kadarını ancak ve ancak darbe dönemlerinde yaşamıştık. Bunun adına iktidarın, “sıkıyönetim” dememesi, neyi değiştirir? Hırsızlıkları paralel yapıya bağlamak ne kadar doğru, ne kadar mantıklı, ne kadar inandırıcı ve ne kadar hukuk ve demokrasiye uygunsa; bu aleni sıkıyönetimi inkar etmek de o kadar inandırıcı olabilir. Türkiye adı konulmamış bir sıkıyönetim yaşamaktadır. Bölücü güruh bu sıkıyönetimin dışındadır. Bunun adına da “ileri demokrasi” diyorlar. İleri demokrasi sıkıyönetiminin dünyadaki ilk ve tek örneğini yine AKP sayesinde yaşamış ve öğrenmiş olduk. Tam bir kara mizah örneği.

Alın size demokrasi!

Birileri çıkıp, bunun sıkıyönetim olmadığını Diyarbakır ve çevresinde yaşananları örnek göstererek iddia edebilir ve haksız da sayılmaz. Haftalardır Diyarbakır’a giden yollar terör örgütü tarafından kesilmiş durumdadır. Yol kontrolü yapıyorlar, haraç topluyorlar, bu rezilliğe uymayanları tehdit ediyorlar, araçlarını yakıyorlar. Şehirlerden çocukları toplayıp dağa götürüyorlar. İtiraz edene ateş ediyor ve devleti tanımıyorlar. Hükümet bütün bunları büyük bir hoşgörüyle karşılıyor. Bununla da kalmıyor, terör örgütü ve uzantılarından kaçırılan çocukların bırakılmasını istiyor. Bu da yetmiyor, Şırnak valisi Başbakan’ı ve Öcalan’ı takdirle karşıladığını ilan ederek, bu yaşananların ne kadar güzel olduğunu, demokrasinin hangi noktalara ulaştığını gösteriyor! Daha ne olsun? Bombalar patlıyor, yollar kesiliyor, güvenlik birimlerine saldırılar düzenleniyor, devlet tanınmıyor, bölgede başka paçavralar sallanıyor, başka bir dil konuşuluyor, fiili olarak özerklik ilan ediliyor, vergi toplanıyor, asayiş birimleri kurulup faaliyete geçriliyor, kimse bir şey diyor mu? Bundan daha büyük bir hoş görüyü, dünyanın hangi ülkesinde bulabilirsiniz? Alın size demokrasi!

Yeter ki AKP’ye bir şey olmasın!

Hırsızlık serbest, yalan meşru, ihanet demokrasi. AKP’nin 12 yıllık özeti budur. Hırsızlığı bulup ortaya çıkaran sürülür, süründürülür ve anasından doğduğuna pişman edilir. Yalanı ortaya çıkaran, itiraz eden paralel ilan edilir, TOMA’larla üzerine yürünür, gaz sıkılır, zulme uğrar ve neredeyse hayat hakkı bile tanınmaz. İhaneti arttırıp ülkeyi bölünme noktasına getirenle masa kurulur, pazarlık yapılır ve devleti geri çekip meydan bu hain güruhuna bırakılır. Demokrasi askıya alınabilir. Fiili sıkıyönetim ilan edilebilir. İmralı canisi muhatap alınabilir. Devlet bölünebilir. Yeter ki, AKP’ye bir şey olmasın, yeter ki, iktidar hesapları tutsun, yeter ki, Cumhurbaşkanlığı tehlikeye düşmesin.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.