Asikurtlar©

Serok’luktan paralelciliğe terfi an meselesi

Serok’luktan paralelciliğe terfi an meselesi
02 Mayıs 2016 - 13:46 'de eklendi ve 4164 kez görüntülendi.

 

 

Milletten aldığı iktidar yetkilerini yalan, talan ve ihanet yolunda hoyratça kullanarak, Türkiye’yi tarihinin en zor ve karanlık dönemine mahkum eden AKP, kaçınılmaz olarak kendi derdine düştü. “Kaçınılmaz” dememizin sebebi, eninde sonunda birbirlerine düşeceklerinden ve kendilerini hazin bir akıbetin beklediğinden, zerre kadar şüphemizin hiçbir zaman bulunmamasıdır.

MENFAAT ORTAKLIĞI

Toplama bir menfaat ortaklığı olmaktan ileri gidemeyen, duruma göre vaziyet alarak ayakta kalan böyle köksüz bir yapının, 4 değil 14 defa da iktidar olsa da kalıcı olması da, hayırlı ve faydalı bir şey ortaya koyması da eşyanın tabiatına aykırıdır. Nitekim, 14 yıllık iktidarlarının ülkeyi getirdiği yer tam bir felaket noktasıdır. Geriye baktığımız zaman gördüğümüz, viran olmuş şehirler, ağlayan analar, isyan noktasına gelmiş ihanet, işsizlik, yoksulluk, açlık, çatışma, çürüme, itibarsızlık, yalnızlık, kayıp ve istisnasız her alanda derin ve ağır bir çöküştür. Aralarındaki menfaat düzeninin bozulması durumunda neler olacağını ve ortalığa neler saçılacağını da bugün “paralel” dedikleri dünkü ortaklarıyla vardıkları yerden ve “kardeşim” diye nitelendirdikleri yol ve dava arkadaşlarının bir anda, “o zat” pozisyonu düşürülmesinden biliyoruz.

KAZAN TAŞMAK ÜZERE

Menfaat ortakları açık, kesin ve net şekilde, bir defa daha yol ayrımına gelmişlerdir. Başbakanlığa zembille inen Sayın Davutoğlu’nun geldiği hızla gitmesi, hatta Serok’luktan paralelciliğe terfi etmesi an meselesidir. Zira, kazan kaynamaya başlamıştır ve taşması kuvvetle muhtemeldir. Bunu görmek ve anlamak için kahin olmak veya çok özel ve gizli bilgilere ulaşmak gerekmiyor. Zaten her şey milletin gözleri önünde yaşanıyor. Olağan kurultayları sırasında Davutoğlu’nun kendisini partinin genel başkanı zannedip MKYK listesi hazırlamak istemesinin karşılığı, 900 imza ile Binali Yıldırım’ın devreye sokulması olmuştu. Anında geri adım atılarak ve teslimiyet gösterilerek bu kriz aşılmıştı, ama ilk mevzi kaybedilmişti. Aradan henüz 6-7 ay kadar zaman geçti. Bu zaman içinde kapalı kapılar arkasında neler yaşandığını bilmesek de “artık Davutoğlu ile olmuyor, bir değişiklik yapmanın zamanı çoktan geldi” diyen yanaşmaları görüyor ve duyuyoruz. Başka hiçbir şey olmasa dahi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulan ve Davutoğlu’na ait olduğu öne sürülen, “Başkanlık sistemini savunursam kendimi inkâr etmiş olurum” sözüne verdiği cevap, ne olup bittiğini anlamaya fazlasıyla yeterlidir. Sayın Cumhurbaşkanı, “onu bana değil, Ahmet beye sorun” diyor. Bunun bir kızgınlık ve kırgınlık ifadesi olduğunu artık biliyoruz. Zira, sayın Davutoğlu için kurulacak bir sonraki cümlenin “o zat” diye başlaması da, “Paralelci” yaftası yemesi de, artık her an beklenmelidir.

YETKİLERİ KISITLANDI

Bu gelişmeyi tamamlayan ve doğrulayan bir başka şey de, MKYK toplantısında alınan kararla genel başkan yetkilerinin kısıtlanması, il ve ilçe başkanları üzerindeki tasarrufun kaldırılmasıdır. Bu kararın Davutoğlu’na rağmen, hatta onun bilgisi dışında ve biryerlerde yapılan hazırlıkla alındığı basına yansımıştır. Parti sözcüsü Ömer Çelik’in alınan kararla ilgili ifade tarzı kimseyi tatmin etmediği gibi, parti içindeki dehşet dengesinin nasıl bıçak sırtında olduğunun işaretlerini vermiştir. Daha sonra anlaşıldı ki, 1 Kasım seçimlerinden güçlü çıktığını zanneden sayın Davutoğlu’nun teşkilatları kendi pozisyonuna göre dizayn etmek için yaptığı hamleler çok sınırlı da kalsa, bir yerlerde büyük rahatsızlık doğurmuş. O kadar ki, bu durum “Teşkilâtın genleriyle oynanıyor” noktasına kadar götürülmüş.

AKINTIYA KÜREK ÇEKİYOR

MYK toplantısının öncesinde yaşananlar çok daha çarpıcıdır. Yine basına yansıyanlardan anlıyoruz ki, MKYK toplantısında yetki devri gündemi bulunmamasına rağmen, bir oldu-bitti yapılıyor. İmzalar bir gün öncesinden toplanıyor. Sayın Davutoğlu’nun imza toplandığından haberi sonradan oluyor. Önce toplantıyı iptal etmek üzerinde duruyor. Bu sebeple toplantı önceden ilan edilen saatinde yapılamıyor. Yaklaşık 5 saat gecikiyor. Gelişmeler karşısında eli-kolu bağlı kalan başbakan bırakıp gitmek yerine, toplantıda ilk imzayı kendisinin atacağını söyleyerek akıntıya kürek çekiyor ki, Ömer Çelik’in söylediği tam olarak budur.

ARINÇGİLLER GİBİ OLACAK

Olanlar, bundan sonra olacakların da habercisidir. AKP içindeki dehşet dengesi her tarafından bozulmuştur. Menfaat ortakları arasında büyük ve gürültülü bir kavganın çıkması kaçınılmazdır. Bir tarafta partinin sahibi olduğunu her şartta gösteren ve bundan asla taviz vermeyeceğini ortaya koyan Erdoğan var, diğer tarafta yolda bırakılmakla kalmayıp, neredeyse ihanetle suçlanan Arınçgiller var. Davutoğlu ister istemez kendisini Arınçgillerin yanında konumlandırıyor. Ne kadar dirense de, akıbeti büyük ihtimalle Anıçgillerin yanı olacak gibi görünüyor.

MUHALİFLER AKP’NİN CAN SİMİDİ

Gelelim meselenin bizi ilgilendiren tarafına. Bir hafta önce yazdıklarımın küçük bir kısmını, tekrar hatırlatmak durumundayım: Sayın Devlet Bahçeli’nin siyasetinin, söylediklerinin, tespitlerinin doğruluğu ve haklılığı ispatlanmış ve zemin bulmuşken, diğer tarafta AKP kendi içindeki dehşet dengesinin girdabında kıvranıp, dağılma ve yok olma sürecine girmişken, birden bire MHP’ye genel başkan aramaya kalkışmanın makul ve mantıklı hiçbir izahı yoktur. Akıl ve izan sahibi herkes kabul edecektir ki, MHP olmasaydı, AKP ve CHP yanlarında HDP’yi de alarak bugün Cumhuriyeti ve devleti var eden bütün değerleri yerle bir etmiş, başkanlık karşılığında PKK’nın bütün taleplerini Anayasal olarak da hayata geçirmiş olurdu. Çözüm denilerek ülkenin varlığının ve birliğinin nasıl çözüldüğü ve bugünkü kanlı ortama gelindiğini hiç kimse unutmasın. AKP’nin varmak istediği asıl hedefin önündeki tek ve aşılmaz engel, MHP’dir. Dolayısı ile AKP için en iyi MHP, kendi iç sorunlarıyla meşgul edilmiş, hırpalanmış, tartışmaya açılmış ve özgül ağırlığını kullanamaz duruma getirilmiş MHP’dir.

İçindeki dehşet dengesini artık dizginleyemeyen ve her an patlayacak olan asıl parti, AKP’dir. Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki iplerin tamamen kopma noktasına geldiğini, artık yanaşma ve beslemeler ilan ediyor. Karşılıklı kılıçlar çekilmiş ve fırsat kollanmaktadır. Muhalif olarak ortaya çıkanlar olmasaydı, emin olun bugün Türkiye’nin birinci gündemi terör ve ihanet, ikinci ve değişmeyen gündemi de AKP içindeki bu kargaşa ve gelecek tartışmaları olurdu. Dolayısı ile bugün muhalif olarak ortaya çıkanlar, AKP’nin can simidi olmuşlardır.

Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER