Asikurtlar©

Savcılar bilsinler bizde mal ortadadır

Savcılar bilsinler bizde mal ortadadır
06 Nisan 2016 - 0:00 'de eklendi ve 4074 kez görüntülendi.

Türk basını ikiye ayrılır masaldan sonra uyuyanlar, masaldan sonra uykusu kaçanlar.

Biz ilk gençlik yıllarından beri uykusu kaçanlar familyasındanız.

Henüz internet ortamları yokken Türkiye’nin en büyük muhalif dergisi Leman Dergisi’nde Kutlu Esendemir’le on beş sene çalıştım.

Bu uzun ve bitmez gecelerde o günlerin genç muhalif yazarları olarak bizler hayattan ‘kıllanmayı’ öğrendik.

Sabah akşam birbirimizin paranoyasını büyüttük, ayakta bir şekilde kalmamıza sebep, yapıcı bir paranoyayı yazarlığımızın beyni yapışımızdır.

Önümüze bir haber bir olay geldiğinde:

Ne iş lan bu, deriz, kim lan bu, deriz, burası arızalı dikkat, deriz, burada kötü kokular var, deriz, burası kötü sinyaller veriyor, deriz.

Kutlu Esendemir bu yapıcı paranoyayı iyi tahsil etmiş ‘kıllanma merkezinde’ onlarca yıl birlikte çalıştığım gazeteci arkadaşım, bu yüzden çok uzun yıllar parasız aç bilaç uzun işsiz ekmeksiz yıllar yaşadık.

Bugün arkadaşım Kutlu Esendemir, Karşı Gazetesi’nde yapılan bir haberden dolayı ifadeye çağrıldı, sebep, ‘yapılan bir haberde cemaat bağlantıları’ var mı yok mu?

Doğrusu Kutlu Esendemir gibi bir isimle cemaat bağlantısı gibi bir cümle iç içe kullanılmasından, allak bullak oldum, ne alaka?

Üstelik bu ifadeye çağrılma yandaş basında ‘tutuklanacak’ başlığıyla veriliyor.

Kutlu Esendemir ve biz kıllanma tahsilinden geçenlerin böyle durumlarda engelleyemediğimiz ortak tepkimiz, kıs kıs gülmektir, doğrusu, mahkeme kapısında, savcı önünde, bu ne alaka durumlar karşısında, acı acı gülmekten başka şansımız olmadığı otuz yıllar geçirdik.

Yine bir ‘ne alaka?’ karşısında kıs kıs gülmekten kendimi kurtaramıyorum.

Gezi günlerinde Habertürk’te çalışıyordu ve birden işden ayrıldı, ‘şimdi parasız sokakta ne yapacaksın’ dedim, ‘bildiğim tek şey Gezi’ye laf edenlerin yanında bir an bile duramam,nasıl geçinirim, sonraki iş ağbi, dedi.’.

Ben de telefonda, ‘iyi de Kutlu, bu acıklı durum karşısında niye gülüyorsun oğlum…’.

‘Ne bileyim ağbi?’…

Sonra ‘Karşı gazetesi’ gündeme geldi, mutfağında çalıştı. Sonra Karşı kapandı ve Kutlu Karşı’yı çıkaranlara karşı arkadaşlarıyla hakkını aramak için ‘karşı’ bir mücadele verdi, Karşı’da ne olup bitiyor tek tek anlattı, yazdı, Karşı’ya nasıl başladı, ne oldu, hepsinden hesap sordu.

Karşı Gazetesi’nde neler olup bitti her şeyi kamuoyu önünde ve herkese açık internet sitelerinde yaptı.

Biz her şeyden ‘kıllananlar’ iyi yaparız kötü yaparız yanlış yaparız, ama ‘açıkta ve sokakta herkesin gözü önünde yaparız.’

Mısır buğday pirinç olmasaydı bugünkü uygarlık olamazdı, mısırın buğdayın ve pirinç’i bugüne kadar getiren omurgaları (saplarıdır).

Omurgamız için, her zaman, kimse düşünmeden söyleriz, kimse sormadan, söyleriz, alayı dışlasa, yedi sülalesi karşı çıksa, ne olup bittiğini söyleriz. Yazacak yerimiz yoksa kahvede sokakta önümüze kim çıkarsa tek tek anlatırız.

Hayattan ve insanlardan bu ‘kıllanma’ savaşı hiç bitmez, iş bulamadık, paramız olmadı, istikbal endişeleriyle yaşadık, belki kasamız evimiz servetimiz olmadı, ama, bugün bu ‘kıllanma’ yeteneklerimiz sayesinde hala ayaktayız.

Bunun adına ‘yapıcı paranoya’ derler.

Bir gazeteci kimse korkmadan korkacak kimsenin hesap edemediği tehlikeleri üstelik en çok korkmuş olan kendisiymiş gibi yaşayacak.

Uygarlığın çok başında Sümerler zamanında çobanlar gece yatarken, sürünün en tedirgin koyununu bulup, o en korkak koyunun ayağına bir ip bağlayıp eliyle tutar, öyle uyurdu. Çünkü beklenmedik bir tehlikeye karşı ilk harekete geçen sürünün en korkak koyunudur.

Ülkemizde cemaatten teröre kadar her konuda yıllar yıllar öncesinden bu’paranoyanın’ iplerini elimize beynimize bağlamasaydık, bugün hiç birimizin ayakta kalma şansı olmayacaktı.

Kutlu Esendemir bir ‘kıllanma deposudur’, ayaküstü on beş dakika laflamayın, o, bu, şu hakkında, o, bu, şu olay hakkında ne ince ‘kıllanmalar’ görür duyar şaşırırsınız.

Ama bu sefer, savcılık kıllanmış Kutlu Esendemir’den, yapılan bir haberin cemaatçi bağlantıları şüphesiyle.

Eminim Kutlu da kıs kıs gülüyordur.

Sayın savcılar, insanların tıynetleri geçmişleri karakterleri hakkında birazcık bilginiz olsun, bakın, ülkenin haline bakın yüzlerce ağır ağbi yazarın kepaze haline, bir de bize bakın, bu sütunlarda hepimiz ‘su kelebekleri kadar hafifiz’ neden?

Çünkü bizde ‘mal ortadadır’!

Bizler cemaatle kaygan kayalıklarda dans edilip masallar anlatılırken ‘uyuyanlardan’ değildik.

Bizler terörle kaygan kayalıklarda dans edilip masallarken anlatılırken ‘uyuyanlardan’ değildik.

Ne diyeyim Kutlu, geçmiş olsun, arkadaşımsın, şimdi sen yine sen ne alaka ifade verirken, birkaç satır yazmazsam, birlikte öpüp koklayıp büyüttüğümüz ‘paranoyalarımıza’ çok ayıp olurdu.

Nihat Genç

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER