Asikurtlar©

ŞAM USULÜ DEMOKRASİ!

ŞAM USULÜ DEMOKRASİ!
03 Mart 2016 - 10:09 'de eklendi ve 4025 kez görüntülendi.

Son yıllarda yaşanan politik savrulmaların, kafa karışıklığının önemli bir kısmı internetten kaynaklanıyor.
SP ve BBP’den HEPAR’a… CHP’den VP’ye, hatta HDP’ye kadar pek çok muhalif seçmen kendi yayın organlarından çarpıcı paylaşımlar yapmaya çalışıyor.
Oysa muhalefet yapmak, hükümetle sürekli didişmek anlamına gelmiyor.
Mesela: Hükümetin asgari ücret konusunda sözünü tutmaması gibi sosyo-ekonomik bir konuda CHP, MHP ve HDP aynı anda aynı şeyleri söyleyebilir.
“Andımız”ın geri getirilmesi konusunda CHP ile MHP yan yana düşebilir. Anadilde eğitim konusunda MHP, eşsiz öngörüsüyle yapayalnız kalabilir.
Ama aynı mantıklı sebeplerle… Terörle mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesi konusunda AKP’nin bugün geldiği çizgiyle MHP’nin değişmeyen şuur çizgisi kesişebilir.
Yani bazı konularda Hükümete destek verilebilir. Bu manevra kabiliyetinin mantıksız eleştirilere kurban edilmemesi gerekir.
MHP, yaygın iletişim ortamlarındaki denetimsiz savrulmalardan uzak, seçici bir siyaset izlemek mecburiyetindedir.
Nitekim son zamanlarda Hükümetin terörle mücadeledeki tavizsiz duruşu, bizim öteden beri önerdiğimiz ve bugün de desteklediğimiz bir duruş…
Bunu 24 Şubat 2016 tarihinde İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verilen gensoru önergesinde uygulamalı olarak gördük. HDP’nin, Effan Ala hakkındaki önergesi, MHP’nin de oylarıyla reddedildi.
Neden MHP’nin oylarıyla reddedildi. Çünkü Ala, “PKK’nın bir Kürt sorunu olmadığını; ama Kürtlerin bir PKK sorunu olduğunu” söylüyordu. Yani bir MHP’li gibi konuşuyordu.
Muhalefet, konuşurken, yazarken, mecliste çalışırken “iktidar olmak” anlamına gelmediğine göre başarılı bir muhalefet: “söylemlerini hükümete kabul ettirmek” olarak özetlenebilirdi.
Efkan Ala, bugün de önemli bir sınavdan geçecek. Demirtaş dün yaptığı “Diyarbakır’ın her noktasından aynı anda, saat 16’da Sur’a yürüyerek polis ablukasını kaldırma” çağrısını geri almazsa terörle mücadele tarihinin en ağır felaketlerinden biri yaşanabilir.
Muhtemelen olaylar başladığında bu yazı baskıya girmiş olacak. Ama Diyarbakır’da iki kez seçim çalışması yapmış, bir hafta kadar sahada dolaşmış, Sur’u ve çevresini iyi bilen bir gazeteci olarak ben olabilecekleri şimdiden görüyorum.
Sabah saatlerinde Diyarbakır Valiliği Sur’a giriş – çıkış yasağı getirirken HDP’nin epeydir 8 ayrı dilde “Surdaki Katliamı Önleyelim” başlıklı bir bildiri hazırladığı anlaşıldı.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, büyükelçilikler ve yurtdışındaki siyasi partilerin dikkati, bugün yaşanacak olaylara çekildi.
Yani Demirtaş’ın Sur çağrısı, aniden kızgınlıkla yapılmış bir meydan okuma değil… Kendisinin de üstüne basarak belirttiği gibi “her şey planlı…”
Bildirinin en dikkat çeken bölümü, hükümetin “Sur’daki kiliselere zarar verdiği” iddiası!..
Oysa hükümetin, camiler bile yanıp tutuşurken “kiliselerin selametine ne kadar özen gösterdiğini” bölgede halen görev yapmakta olan güvenlik güçlerimizden dinleyeli birkaç gün oluyor.
Ameliyat titizliğiyle çalışan güvenlik güçlerimizin, bazen sırf bu sebeple Kilise mazgallarından açılan PKK ateşiyle şehit düştüğünü de herkes çok iyi biliyor.
Demirtaş, kendi halkının canını, malını ve geleceğini hiçe sayan sorumsuz bir davranış örneği sergiliyor; ateşle oynuyor.
Yasa dışı kitlesel güç kullanarak Sur’daki operasyonu durdurmanın PKK cephesindeki psikolojik sonucu “devleti yendik” algısıdır.
PKK’nın bu 90 günde verdiği kayıpları telafi edebileceği daha başarılı bir netice de yoktur!
Hendek kazarak devletin yenilemeyeceğini PKK da bildiğine göre şehir içi direnişleri, halkı devlet düşman etmek için yapılmıştır.
Demirtaş’ın çağrısıyla bugün yaşanacak olanlar ve yayınlanan bildiriler aynı oyunun parçasıdır.
HDP, kentlerdeki PKK terörünü kullanarak Türkiye’yi savaş mağlubu Irak’a ve iç savaş mağduru Suriye’ye benzetmeye çalışıyor.
Irak Anayasasında Kürtler “azınlıklardan biri” Lozan’dan ve 24 Anayasasından beri Türkiye’de ise “çoğunluk” yani majör unsur olarak eşit vatandaş kabul edilmişlerdir.
Suriye Anayasasında ise Kürtler insan yerine konulmamıştır. 1962 Nüfus sayımında Haseke’deki 120.000 Kürt (Bugünkü sayıları 300 – 500 bin) azınlık bile sayılmamış “yabancı unsur” kabul edilerek, nüfus kâğıdı verilmemiş; yani “insan” yerine konulmamıştır.
Bu insanları ideolojik sebeplerle Suriye rejimine hizmet ettirmenin bütün dillerdeki karşılığı “köpeklik”tir.
Öcalan, Kürtlere, “canı ve malı değersiz mahluk” muamelesi yapmayı, Şam’da Hafız Esad’dan öğrenmiş olmalıdır.
İdeolojik sebeplerle kendi halkına Ortaçağ köleliğini layık görenlerden, Diyarbakır halkının canına ve malına değer vermelerini beklemek ahmaklıktır.
Kürtlerle Zazalar, onların canını, malını ve duygularını diktatörlere pazarlayarak itibar kazanan terör baronlarının elinden kurtarılmalıdır.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER