Asikurtlar©

Sağlıklı İnsan Doğuştan Ülkücüdür!

Sağlıklı İnsan Doğuştan Ülkücüdür!
22 Mart 2016 - 11:16 'de eklendi ve 4042 kez görüntülendi.

 

 

İnsan, dünya yolculuğuna o malum aşamadan sonra ana rahmine tutunarak başlar. Eskiler bu ilk tutunma haline “alaka” derler. Kaynağı Kuran’dır.
Kelimenin etimolojisine veya Kur’an’daki “alâk” suresinin tefsirine girmeyeceğim. Ancak İlahiyatla tababetin, dinle bilimin, fizikle metafiziğin, ayetle insanın ilk buluşma yerlerinden biri “alâk” veya “alâka” kelimesidir.
Yaratılış, bu “alaka”yla, rahme tutunmayla başlar. Embriyon safhasıyla devam eder.

Ana rahmine iyi tutunamayan tohumlar yaşayamazlar. Düşerler; “düşük” olurlar.
Tohum, alakaya dönüştükten sonra ise mucizevi olaylar başlar ve annenin sağlığı devam ettiği sürece bebeğin büyümesi ve dünya yolculuğu devam eder.
“Ağaç yaşken eğildiğine” göre, bebeğin “alaka”sının sağlamlığından başlayarak doğum anına kadar geçen oluşum ve gelişim şartları, sonraki yaşlara göre elbette daha önemlidir.
“7’sinde neyse 70’inde de odur” sözünün hikmetini tartışamayız.

Astroloji, insanın dünyaya geldiği anın gök haritasının bebeğin körpe beynin üzerindeki kozmik etkilerinin kişiliğinin oluşumu üzerindeki etkilere göre “burçlar” tespit etmiştir.
İslam mistisizmi, bu konulara kayıtsız değildir. Yıldıznameler, Marifetnameler, iş olsun diye ortaya çıkmamıştır.

Psikoloji, olayı “soyaçekim ve çevre” eksenine bağlayarak kestirip atmıştır. Ancak annenin hamileliği sırasında yaşadığı olumlu ve olumsuz durumların bebeğin beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri bugün artık Tıp otoritelerinin kabul ettiği bir gerçektir.
PKK’nın gençlik yapılanmasının bu kadar eleman bulmasında, kadının “soframızdaki yerinin öküzümüzden sonra gelmesi” olayının etkisi büyüktür.

İnsan muamelesiyle buluğa ermiş hiçbir anne, bir gün “terörist” veya “canlı bomba” olup geberecek bir mahlûku, dokuz ay karnında taşımaz!

Bu mahlukatın ya “alâka”sında bir dejenerasyon vardır. Ya da rahimde kâbus yaşamışlardır. Bu hususi kâbusun devletten kaynaklandığını iddia edersek önce sokak kapısına sonra da yatak odasının mahremiyetine haksızlık etmiş oluruz.

Devletin, bir yetişkinin vatanla kurduğu “alâka”nın zayıf olmasında elbette sorumluluğu vardır.
Ancak devlet, bu işler için cumhuriyet ilan etmiş, meclis kurmuş, seçim yapmış, hükümetler görevlendirmiştir.

Hükümetlerin ve bölge milletvekillerinin ayrı ayrı sorumlulukları elbette vardır.
Ama “Türkler Kürtleri, şöyle astı, böyle sömürdü!..” iddiasıyla Türk Milletine ve onun devletine saldırdığınız zaman bu ahlaksız iftirayı atan insanların, “alaka” aşamasından başlayarak sorgulanması gerekir.

Rahme besmeleyle düşmüş, gusülle “alaka”lanmış, levh-i mahfuzu yazılırken anası itibar görmüş, ismi kulağına ezanla üflenmiş hiçbir Kürt’ün Mehmetçiğe kurşun sıkacağına inanmam.
Ben aslında bu biyoloji faslından, sosyolojik bir noktaya gelmek istiyorum.
Türkiye’yle “alâka” sorunu olanlar, yalnızca PKK’lılar değildir.
Bebeğin fiziksel oluşumunda ve hayat bulmasında “ana rahmi” neyse, insanın sosyolojik oluşumunda, birey olarak hayata tutunmasında “vatan” odur.

Batıda “motherland” bizde “ana vatan” sözü boşuna söylenmemiştir. “Sıla-i rahm”de geçen “rahim” kelimesi de fuzuli kullanılmamıştır.
“Vatan anadır” ironisini biraz edebi olsa da insanın vatansız kalmasıyla bebeğin anasız kalması arasında felsefi açıdan bir fark yoktur.

Öyleyse vatana, ana rahmindeki bir “alaka” gibi bağlı olmanın, insan tabiatının bir gereği olduğu tezini, vatanseverliğimize somut bir referans yapabiliriz.
Pekala bu durumda enternasyonaller, hayali ümmetçiler, vatanı bir çift kadın memesine satan enteller, bombacı katiller ve onlara imza verenler, hangi sevgisiz rahimlerin zayıf alâkalı evlatlarıdır?

Bu Amerikan fonlarından beslenen liberaller, ülkesini büyük devletlere şikâyet eden gazeteciler, daralınca soluğu Avrupa’da Amerika’da alan vatansızlar, hangi sulbü gevşeklerin tohumlarıdır?
Görünen o ki; yoluna bir hücreden başlayan ve mucizevi bir inatla yoluna devam eden insan, ana rahmine “vatansever” bir “alâka” ile tutunmuş, ilahi bir “ülküyle” hayata bağlanmış, aile fertlerine duyduğu sevgiyi, sosyalleştikçe milletine teşmil etmiş “milliyetçi” bir varlıktır.
Yani “sağlıklı insan, doğuştan Ülkücü”dür.
Bir başka ifadeyle idealistler, milletlerin sağlıklı hücreleridir.

Vatana ve millete tutunamayan kan dökücü teröristler, vatandaş parçalayan canlı bombalar ise sosyolojik bir ana rahmi olan vatana düzgün tutunamamış “siyasi düşükler”dir!
Doğuştan gelen bu sağlıksız hücrelerin Sağcısı, Solcusu, Sosyalisti, İslamcısı yoktur.
Levh-i mahfuzdaki saadet – şakavet ikilisinin bir benzeri olarak insandaki vatanseverlik de ihanet de doğuştan gelmektedir.

Atatürk’ün “muhtaç olduğun kudret…” dediği, işte bu Ülkücülük…
“Dâhili ve harici bedhahların…” dediği de işte bu hainliktir!..

 

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER