SON DAKİKA

“NERDEEEEEEN NEREYE!..”

Gündem Yazıları

Ekonomik Teröre dikkat!

Gündem Yazıları

Rozetlerimiz Bakırdandı Bizim…

Bu haber 13 Kasım 2012 - 9:44 'de eklendi ve 25 kez görüntülendi.

Sukru Alnıacık

Milli bayramlarda ve her 10 Kasım’da Ülkücülerin Atatürk konusundaki tutum, düşünce ve kanaatleri gündeme gelir. Bu alanda net bir söylemin geliştirilmesi, ne yazık ki yakın tarihte yaşanan bazı olaylar nedeniyle gecikmiştir. Atatürk’ü seven, benimseyen ve ondan sıkça bahseden Ülkücülerin “Milliyetçilikten ulusalcılığa doğru kaydığı” yönündeki şüphe ise bu konuda kalem oynatmayı zorunlu kılmıştır.

En son 10 Kasım’da İzmir’den gelen iki mesaj, bu konuyu incelemeyi ve Türkçüler arasındaki bu gizli sevdayı açık etmeyi bir görev haline getirmiştir.

Birinci mesaj nazik bir hatırlatmaydı. Değerli öğretmen ressamlarımızdan Filiz Nar hanımefendi. “Şükrü hocam, bugün 10 Kasım… Sizden bir Atatürk yazısı bekliyoruz,” derken, adeta gizli bir sitemde bulunuyordu. Hoca hanımın öteden beri, Ülkücülerin Atatürkçülükle olan alakaları konusunda belli ki bazı kaygıları vardı.

Tesadüfe bakın ki; ikinci mesaj da aynı gün, düşmanın denize döküldüğü yerden gelmişti. “Atatürkçü” 12 Eylül zindanlarının çilekeş ve “Gül Hüzünlü” reisi, düğünlerine gider gibi yağlı urganlara yürüyen Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’ın koğuş ve kader arkadaşı Mehmet Karanfil, Atatürk’ün: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır,” (Gazi Mustafa Kemal Atatürk) vecizesini hatırlatıyor, “Ata’mızı sevgi ve özlemle anıyoruz,” diyordu.

Atatürkçülük adına yiğit arkadaşlarını yağlı urgana teslim etmiş, Atatürkçülük adına sabahlara kadar işkence görmüş, Atatürkçü geçinenler tarafından dövülmüş, ezilmiş, horlanmış bir insanın yıllar sonra Atatürk’e böylesine sahip çıkması, ancak Ülkücülükle telif edilebilecek dürüst bir sevdanın tezahürü olmalıydı. Karanfil’in bir cümlesi, yükselmek için Atatürk’ü basamak yapmış yüzlerde profesörün, binlerce sayfalık makalesinden daha anlamlı ve samimiydi.

Ülkücülerin sosyal karakter çizgileri, Türkiye’de sağ denince akla Atatürk karşıtlığının sol denince de inanç düşmanlığının geldiği dönemlerde belirginleşmiştir. Bu dönemde Ülkücüler, göğsünde Atatürk rozeti taşıyan ama ellerinden Marks’ın Lenin’in kızıl devrim hikâyelerini düşürmeyen Moskovacı komünistlerle karşı karşıya kalmışlardı.

Fakülte kantinlerinde, dergi köşelerinde ve örgüt bildirilerinde Atatürk’ün yerine Karl Marks, Laikliğin yerine Darwinist ateizm oturmuştu. Devrimci Sol, “bir ülkede aşılamayacak değerler ve sembol isimler varsa, bunlar sosyalizm amacı uğrunda benimsenmeli ve bayraklaştırılmalıdır,” taktiğiyle hareket ediyordu.

CHP iktidarlarının besleyip büyüttüğü sol fraksiyonlar için söz konusu sembolik değer, “Atatürk”ten başkası değildi. Bu hassas dönemde MHP’yi sahte Atatürkçülük karşısında temkinli, solun laikliği sömüren din karşıtlığı karşısında dine saygılı kılan gerekçelerden bazıları bunlardır.

Atatürk ilkeleri, Atatürk’ün adıyla ezberlenmiş olsalar bile bu prensipler aslında Türk Milletinin yaşama, var olma ve yükselme prensipleridir. MHP, bu ilkeleri ezberlemeden, ezberletmeden, bayrak yapıp asmadan, afiş ve tabela yapmadan yaşamıştır ve yaşatmıştır.

Söylemler ve politik hedefler bakımından Atatürk ilkeleriyle hiçbir çelişkisi olmayan tek siyasi parti MHP’dir. MHP’nin karşısındaki CHP, Sosyalist enternasyonale üye olduğu andan itibaren Milliyetçiliği tamamen unutmuş; Laiklik ilkesini ise “din ve vicdan özgürlüğü” tarafını pek de dikkate almadan militanca uygulama yoluna gitmiştir. Bugünkü AKP iktidarının sorumlusu, jakoben CHP söylemleridir.

Siyasi karakteri ve toplumsal şöhreti, soğuk savaş döneminde, Komünizmle mücadele yıllarında oluşan MHP’nin Atatürk ilkelerinden özellikle Milliyetçiliği bayraklaştırması son derecede mantıklıdır. Diğer ilkeleri “bayraklaştırmamış” olmak, “Ülkücülerin Atatürk’ü benimsemediği” anlamına gelmemektedir.

1970’lerde,

1- “Halkları özgürleştireceğiz, Halk Cumhuriyeti, Sosyalist devlet kuracağız!” diyenlere karşı “Halkçılığı” değil; Milliyetçiliği savunabilirdiniz.

2- “Din afyondur!” diyenlere karşı “Laikliği” değil; ancak “dinin milli bekamız için taşıdığı değeri” savunabilirdiniz. MHP’nin laiklik konusundaki tutumu, aynen Atatürk’te olduğu gibi Millet sevgisine, Milliyetçiliğe dayalı bir pratikliktir. Milli birlik için Laiklik şarttır. Milli kalkınma için laiklik şarttır. Laiklik, inanç hürriyetini de temin ettiğine göre Milli huzur için laiklik şarttır. İrade-i cüziye olmadan ibadet caiz olmadığına göre, özgürlük ve makbul bir ibadet için de Laiklik şarttır.

3- Devrim yapacağız… Akın var akın, güneşin fethi yakın!.. diyenlere karşı “İnkılapçılığı” değil, muhafazakarlığı savunabilirdiniz.

4- “Burjuva sınıfına son vereceğiz!” diyerek katı bir devletçi ekonomiyi, sosyalizmi savunanlara karşı “Devletçiliği” değil, küçük esnafı, mülkiyet hakkını, sosyal tabakaları savunabilirdiniz.

Bir Ülkücü, Atatürk’ü nasıl sevmez? O bizim en büyük Milliyetçimiz, altın saçlı kahramanımızdır.
1970’lerde biz Sosyalist devrime karşı köklere küskün, din karşıtı, mezhep istismarına dayalı sahtekâr bir “Atatürkçülüğü” değil, milli tarihi, Selçuklu’yu, Osmanlı’yı Atatürk’ün de “atalarım” dediği Alparslan’ı, Fatih’i savunabilirdik.

Bizim Ülkülerimiz, her zaman “sarı saçlı, mavi gözlü”ydü, yüreklerimiz ilmin ve tefekkürün saf altınındandı; ama işte bütün bu nedenlerle… Seferdeki Mehmetçiğin kara kazanı gibi “rozetlerimiz bakırdandı” bizim…

Bu yüzden de… Kalbimizdeki “Atatürk sevgisi”ni görmek için bize “biraz daha yakından bakmak” gerekiyordu.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.