22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
İŞ SEÇMENDE DEĞİL PARTİLERDE…
Çarşamba, 06 Nisan 2011 23:09
Önümüzdeki genel seçimlerin ardından oluşan tabloya göre Türkiye ve siyaset gündemi belli olacağından 12 Haziran seçimleri önem arz ediyor. Çünkü TBMM’de çoğunluğu elinde bulunduran mevcut iktidar partisi AKP, şimdiden genel seçimlerin ardından anayasa ile ülkenin temel sistemlerini ilgilendiren belli başlı konuları gündeme alıp kendince bazı değişimlerden yana olduğunu açık bir dille ifade etmektedir.
      Nitekim başta İmralı’daki teröristbaşı olmak üzere BDP, DTK, TÜSİAD ve bazı STK’lar ile bazı sözde aydın, yazar, çizer ve gazeteci tayfalarının sürekli hazırladıkları veya hazırlattıkları raporlarla, köşe yazıları ile veya sözlü olarak ifade ettikleri taleplerinde gündeme getirildiği bir dönemde düşünülen yapısal değişimler manidar olmakla birlikte endişe vericidir. Zaten bu kurum, kuruluş veya şahısların başkanlık sistemine geçiş taleplerini sürekli dile getirdikleri bir dönemle eş zamanda Sayın Başbakanın tartışma yaratacak bir konu olarak gördüğüm başkanlık sistemi ile ilgili olarak “Konuyu referanduma götürmeyi düşünüyorum” şeklindeki beyanatı seçimden sonrasında neler yaşanacağını üç aşağı beş yukarı ortaya koymaktadır.
       Türkiye’de parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş elbette getiriden fazla götürüsü olacak bir iştir. Çünkü bugün ABD dışında sürekli bir uygulaması olmayan bu yapısal sistem federal yapılı ve ekonomik anlamda epey güçlü ülkeler haricinde pek uygulanma zemini olmayan bir sistemdir. Ve bariz bir şekilde federal yapılı bir zemin isteyen bir sistemin Türkiye gibi ülkede uygulanması içinde üniter ve milli devlet anlayışından vazgeçilerek federal bir yapının inşasını mecbur kılacaktır. Aksi takdirde bir – iki sene içerisinde tüm yaralarını alıp yeniden parlamenter sisteme dönüş süreci yaşanacaktır. Lakin bu bir – iki senelik zaman zarfı içerisinde onarılması güç yaralar alınacaktır.
       Bugün ABD harici hiçbir ülkede yapıtaşları oturmamış bir sistemi etnik bölücülerin olduğu, anayasadaki millet, dil, bayrak, marş gibi devleti devlet yapan değerlerden rahatsızlık duyanların uluorta taleplerini alenice dile getirdikleri bir ortamda Türkiye’de denemeye kalkılması açıkçası eyalet sistemine geçişe davetiye çıkartacaktır. Ve de etnik bölücü terör örgütü PKK ile yandaşlarının yıllardır sürüp gelen taleplerinin aynı talepler olmasından dolayı etnik bölücü terör örgütü PKK’ya karşı taviz verilmiş olacaktır.
      Öte taraftan başkanlık sistemi aynı zamanda siyasi iktidarın tek elde toplanmasından dolayı “tek adamlık” yani “diktatörlük” ile de sonuçlanabilir. Bu da demokrasi açısından zararlı bir durum olmakla birlikte “Kazanan kazanır, kaybeden kaybeder” hesabı ülkede muhalefeti farklı arayışlara girdirebilir. Bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan gelişmeler karşısında “diktatörlüğe hayır” diyen bir toplum Türkiye’de oluşacak diktatörlüğe karşı çok farklı tepkiler vermesi ve kargaşa ortamı yaratması muhtemeldir. Bu durumları bilebile başkanlık sisteminde diretmek onarılması güç yaralar açabilir.
       Gelelim Anayasa meselesine. Mevcut iktidarın anayasa konusundaki düşüncelerini bilmeyen artık yok. Malumunuz mevcut anayasanın ilk üç maddesi 4’üncü madde ile teminat altına alınmış ve değiştirilmesi dahi teklif edilemeyeceği de özellikle belirtilmiştir. Buna rağmen ilk üç maddeden rahatsız olanların başta etnik bölücü terör örgütü PKK ile siyasi uzantılarının ve bir takım sözde aydın – yazar – çizer – gazeteci tayfası ile bazı sivil toplum kuruluşlarının olduğu bilinmektedir. Bunlarında hangi amaçla rahatsız oldukları da bellidir. Lakin mevcut iktidarın bu aykırı sesler karşısında sessiz kalması veya destekleyici çıkışları anayasada muhtemel bir değişikliğin boyutunu ortaya koymaktadır. AKP’nin seçimden sonra TBMM’de çoğunluğu elinde bulundurması durumunda “Çoğunluk bende, ben nasıl istersem öyle yaparım” anlayışıyla üzerinde uzlaşma sağlanmamış bir anayasa değişikliğini yapması muhtemeldir.
       Nitekim dokuz yıllık iktidarları boyunca TBMM’de çoğunluğu sahip olmalarından ötürü her türlü değişimi gerçekleştiren AKP’nin bir rezalete dönüşen “açılım projesi” teröristlerin devlet yetkilileri tarafından karşılanıp “terörle mücadele yerine terörle müzakere dönemi”nin başlatıldığı bir süreci yaşatmıştır. Sayın Başbakanın iktidara geldiği günden beri milleti 36 etnik unsura parçalaması ve gerçeğinde var olmayan sözde bir kürt sorununu tanıyıp çözmeye kalkması da işin bir diğer boyutudur.
        Öte yandan teğet geçti denen ekonomik krizin küçük esnafı bitirmesi… Sınav sisteminin tamamen çöküp şaibelere neden olması… İşsizlik sorununu hükümet sorunu olarak görmeyip üniversite mezunu gençlerin dahi işsizler ordusuna katılması… Tarım ve hayvancılığın bitme noktasına getirilmesi… Kurbanlığın bile yurtdışından ithal edilen bir döneme girilmesi… Köylünün ektiğinin karşılığını alamaması sayesinde yabancı bankalara borçlanıp tarlasının – tapanının ipotekli hale getirilmesi… Yıllardır başörtüsü sorunu nedeniyle eğitimlerini ve iş hayatlarını sürdüremeyen kızlarımızın başörtüsü meselesini çözeceğini vaat ederek bir türlü sorunun çözülememesi… Halkı belediyelerin ve kaymakamlıkların vereceği kömüre, gıdaya muhtaç hale getirmesi… Bölücülerin TBMM kürsüsünden istediği gibi konuşup emniyet amirine tokat atması karşısında seyirci kalınması… Otuz beş bin insanını polis – asker – sivil, genç – yaşlı, kadın – erkek – çocuk demeden katlettiren teröristbaşına “sayın” şehide “kelle” denildiği bir sürecin yaşatılması… Devlete, millete hakaret ve tehdit savuran bölücü yandaşına seyirci kalınıp acılı şehit babasına – şehit kardeşine hakaret ve tazminat davası açılması… Ve en önemlisi geçmişte AB’ne karşı beyanatları olduğu halde bu dokuz yıllık süreçte tam gaz AB üyeliği için her türlü ödünlerin verilip uyum yasalarının geçirildiği de düşünülürse iç ve dış politikada ülkenin milli rotadan kaydığı bir gerçektir.
       İşte dokuz yıllık iktidarı boyunca gerçekleştirilenlerin bu denli ortada olduğu bir dönemin ardından gelecek bir iktidar döneminde nelerinde gerçekleştirilme ihtimali ortadadır. 12 Haziran’dan sonraki bir süreç Türkiye’yi yıkıma götürme süreci olma ihtimali yüksektir. Ve birçok siyasi tarafından da bu durum dillendirilmektedir. Madem durumdan rahatsız siyasi parti ve siyasiler fazla o zaman neden seçmenin önüne çözüm değil de çözümsüzlük konuyor? Anlamış değilim!
       Öte yandan Ortadoğu ile Kuzey Afrika’yı saran sözde isyanların önümüzdeki günlerde Türkiye’ye sıçrama tehlikesi de kapıdadır. Nitekim etnik bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi uzantıları ile İmralı’daki teröristbaşı da iç isyan konusunda çeşitli tehditlerde bulunuyor. Olası bir isyanda mevcut iktidarın nasıl bir tutum sergileyeceği meçhul iken önümüzdeki sürecin zorlu bir süreç olacağı aşikâr ortadadır.
        Madem AKP’nin ülkeyi uçuruma sürüklediğini ve vatanın, milletin refahını artırıcı reçetelerin kendilerinde olduğunu savunuyorlar o zaman kendileri de bir şeyler yapsınlar. Çünkü bugünkü akılla seçime gidildiğinde mevcut siyasi durumun değişmesi çok zor! Gene belli partiler belli oranda alıp meclis dışında kalacak ve AKP gene tek başına iktidara gelecektir. Lakin AKP’nin izlediği veya izleyeceği politikaları devlet ve millet açısından tehlikeli bulanlar önce kendileri bir takım feragatlerde bulunarak AKP’nin tek başına iktidar olmasını önlesinler. Seçime iki ay kalmasına rağmen kararsız seçmenin sayısı az değil. Veya mevcut şartlar altında bu partilere oy vermem diyen seçmenin sayısı… Buna rağmen yok biz kendimiz seçime girelim ya tek başına bu millet bize iktidar verir ya da barajı aştırsın diyorlarsa bu durum AKP’nin iktidar olmasını engellemez. Sadece 5-10 vekil daha az almasını sağlar.
       Nitekim gözlemlerime dayanarak açıkça şunu söyleyebilirim; “Vatandaş milli politika üretiyoruz veya milliyiz diyen partilerin bu seçimde birlik olmasından yana” Haklılarda! Diğer türlü her parti kendi başına seçime girdiğinde AKP’nin hükümet olmasını engelleyici bir tablo ile karşılaşılmaz. Bu seçimde Vatan, Millet, Devlet önceliğimiz ve hatta “Öncü Ülke Türkiye’nin inşası milli politikalardan geçer” diyen tüm partiler bir çatı altında ittifak yapıp güçlü bir ittifakla seçime katıldığında inanıyorum ki AKP iktidar olamayacaktır. Ve bu milli ve güçlü ittifak eğer tam anlamıyla başarılırsa yüzde 35’in üzerinde oy alacaktır. Aksi takdirde birçok parti geçmişte olduğu gibi baraja takılıp aldıkları oylar AKP’nin işine yarayacaktır. Ve AKP’yi tek başına iktidara taşıyacaktır. Siyasi partilerin bu gerçeği görmemesi imkânsız! Lakin tahminimce sorun çatı meselesinden kaynaklandığı gibi “küçük olsun ama benim olsun!” tarzı bir anlayışla hareket etmelerinde etkisi var gibi.
       Oysa her sözlerinde AKP’yi tehlike gördüklerini veya çarenin kendilerinde olduğunu savunup “Vatan, Millet Sevdası”nı ifade ediyorlar. O zaman hepsi bir olup güçlü olup bu seçimde seçmenin karşısına güçlü bir ittifakla güç birliği ile çıkmak zorundalar.  Aksi takdirde sonucuna herkes katlanacağı gibi seçimden sonrada hiçbir kimsenin seçmene sitem etmeye hakkı olmayacaktır.
       Bugün siyasi partilerin adaylarını YSK’ya teslim etmesine sayılı gün kalmasına rağmen sesleniyorum. Madem ülkenin gidişatından rahatsızsınız! Madem Vatan, Millet diyorsunuz! Madem “Öncü, Güçlü veya Lider ülke Türkiye” milli politikalar sayesinde başarılır diyorsunuz! Madem milliyiz diyorsunuz! O zaman seçmenden daha çok iş siz siyasi partilere ve siyasetçilere düşüyor. Millilik noktasında bir olup, diri olup güçlü bir ittifakla seçmenin karşısına çıkılması bir zorunluluktur. İnanın bir olduğunuz takdirde Türkiye birliğinize güç verecek ve o ittifakı en az yüzde 35 ile TBMM’ye taşıyacaktır. Aksi takdirde seçimden sonra hiçbir dövünme çare olmayacağı gibi bugünkü tablodan çok farklı bir tabloyu beklemekte hayal olacaktır.
      İşte bu ülkenin, bu milletin geleceğini düşünüyorum diyen partiler açısından bir fırsat. Aktif siyasette geçmişte yer almış ve siyasetin mektep eğitimini almış biri olmama rağmen ben farklı bir tabloyu düşünemiyorum. Ve AKP tek başına hükümet kuracak olduktan sonra ha üç parti meclise girmiş ha beş parti girmiş. Ne fark edecek? Bu saatten sonra vebal seçmende değil partilerde olacaktır. Artık her şeyi seçmenden beklemek hata olur!
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BAŞBUĞ DİYORKİ

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.
Alpaslan Türkeş -

En Cok OKUNANLAR

Şu anda 23 konuk çevrimiçi