22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
UNUTMAYIN!
Pazartesi, 21 Mart 2011 06:41

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde başlayan sözde halk isyanlarının Siyonist – Haçlı Birliği tarafından senaryosunun yazıldığının farkına varamayanlar! Veya olayları açlık, sefalet, işsizlik ve zulüm gibi nedenlerden ötürü başladığını savunanlar! İyi okuyun!
      Tarihte Haçlı ordusu İslam sancağını taşıyan Osmanlı Devleti’ne düzenlediği sayısız Haçlı seferleri ile yıkıp İslam’ı yok etmeyi savaş ile becerememiştir. Bu nedenle de savaş yöntemleri ile İslam’ın yok edilemeyeceğini çok iyi anlamış ve kendine yeni taktikler edinmiştir. Bu bağlamda Osmanlı’nın gerileme döneminde geliştirdikleri içeriden fethetme yöntemini uygulayarak dünyada eşi benzeri olmayan hak, hukuk, adalete ve özgürlüğe rağmen Osmanlı tebaasında ayrılıkçı hareketler başlatarak Büyük Cihan Devleti Osmanlı’yı param parça etmişlerdir.
      Nitekim Büyük Cihan Devleti Osmanlı’nın sonlarına doğru Haçlı zihniyeti devletlerin bir olup Anadolu topraklarını dört bir taraftan kuşatmaları karşısında Anadolu insanının kadın – erkek, genç – yaşlı demeden bir olup Haçlı zihniyetine karşı koymasıyla Anadolu kapılarından geçmelerine müsaade edilmemiştir. Ve son Osmanlı tokadı da Çanakkale’de, Sakarya’da, İzmir’de Haçlı zihniyetine patlatılarak İslam’ın ve Türklüğün bu cihandan silinmeyeceği gösterilmiştir.
       İşte Haçlı zihniyetinin hedeflerine ulaşmada bir engel olarak gördükleri dünün Osmanlısı bugünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kolay kolay pes etmeyeceğini bildikleri için bir taraftan Türkiye’nin içindeki ayrılıkçı hareketleri yaratıp, destekleyip başımıza bela etmişlerdir. Ve bu Siyonist – Haçlı Birliği Kuzey Afrika ile Ortadoğu’daki İslam devletlerinde de belli ufak tefek sorunları kullanarak ayrılıkçı hareketleri kışkırtıp sözde halk isyanlarının başlamasına vesile olmuşlardır.
      Bugün Libya’da yaşanan olayların açlık, yoksulluk, sefalet, yolsuzluk ve zulüm ile hiçbir alakası yoktur. Eğer bir alakası olsaydı olayların tırmanışından bir ay geçer geçmez Birleşmiş Milletler (BM) apar topar toplantı yapıp “Libya’nın hava sahasını kapatma kararı” almazdı. Ve dahası alınan bu karar sadece ve sadece Libya’nın hava sahasını kapatmayı gerektiren bir durum iken biranda Akdeniz’e yığdıkları savaş gemilerinden ve havadan Fransız uçakları ile Libya’nın üstüne bomba yağdırılmazdı. Yağan bu füze ve bombalar müdahaleden daha çok işgali tanımlamaktadır. Müslüman bir ülkenin işgalini anlatıyor.
       Eğer “İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük ihlalleri” gerekçesiyle yapılıyorsa 1992 Nisan’ında Sırp güçlerinin Bosna’yı işgaline aylarca seyirci kalınmaz ve anında müdahale edilirdi. Lakin ABD’nin öncülüğünü ettiği Siyonist – Haçlı Birliği dünya devletlerinin baskılarına rağmen BM’den aylarca müdahale kararının alınmamasına vesile olarak on binlerce Müslüman’ın katledilmesine ve binlerce Müslüman kadınlarının tecavüze uğramasına seyirci kalmaktan öte destek çıktı. İşte Müslüman halkına yapılan zulme, katliama seyirci kalanlar bugün Kuzey Afrika’da Libya’da “İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük savunucusu” kesilmiş ve anında müdahale kararı alıp müdahaleden öte Libya’yı işgale kalkışmıştır.
      Öte yandan Libya’da yaşanılan olay halk isyanı olmuş olsaydı Kaddafi yaklaşık bir buçuk insanı silahlandırmazdı ve silahlandıramazdı. Eğer bir buçuk milyonun insanın silahlanması kendinin devrilmesine yol açardı. Çünkü bir buçuk milyon insan demek kadını, çoluğu – çocuğu ve yaşlısıyla beraber yaklaşık altı milyon insan demektir. Hani nerede halk isyanı? Zaten nüfusu 6.4 milyondur.
       Açıkçası Müslüman ülkelere karşı “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” savunuculuğuna soyunan Siyonist – Haçlı Birliği’nin 19 Mart 2003’de kıtalar ötesinden yanı başımıza gelip Irak’ı işgal etmesinin üzerinden sekiz yıl geçmesine rağmen Irak’ı getirdiği hal nasıl bir “insan hakları, demokrasi ve özgürlük anlayışı” olduğunu ortaya koymaktadır.  Siyonist – Haçlı Birliği’nin bu anlayışında bir buçuk milyon Müslüman’ın katledilmesi ve bir o kadar insana ne olduğu sır olan kayıpların yaşanması, camilerin bombalanması ve hatta Müslümanların namaz kılarken kurşunlara hedef edilmesi, Müslüman kadınlarına, kızlarına conilerin tecavüz etmesi en doğal bir hak olan bir anlayıştır. İşte Siyonist – Haçlı Birliği’nin kitabında bunlar Müslümanlara yapılırsa en büyük sevaba naildir.
       Bugün tarihteki bütün örnekleri bir kenara bırakıp ABD öncülüğünde hareket eden Siyonist – Haçlı Birliği’nin bu işgallerini görmezden gelip Libya’da cereyan eden olayları bir “Halk İsyanı” olarak görmek mümkün değildir. ABD öncülüğünde BM’nin aldığı “hava sahasını kapatma” kararı ile devamında gerçekleştirilen havadan ve denizden füze saldırıları Libya’nın bütünlüğüne ve bağımsızlığına karşı yapılmış bir siyasi uygulamanın çok ötesinde bir devlet terörüdür. Maalesef ama maalesef ABD ve yandaşları bu uygulamayı her ne kadar uluslararası bir uygulama olarak görseler de bu bir devlet terörüdür.
       Nitekim “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” savunucusu ABD, 1921’de Nikaragua’yı işgal etmesinin yanında 1945’de Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası atıp üç yüz küsur bin insanı katletmiş ve on binlerce insanın sakat kalmasına neden olmuştur. Ve hatta 1965’de Endonezya’da, 1975’te Vietnam’da keza Kamboçya’da, Laos’ta, Arjantin’de ve daha birçok yerde milyonlarca insanın katlini gerçekleştirip, katliamlar yapan bir terörist devlettir. Öte taraftan Libya’yı havadan füze yağmuruna tutup Amerikan yalakalığı yapan Fransa’da 1830’lardan itibaren 130 yıl boyunca Cezayir’i işgal altında tutup 1954-1962 yılları arasında da bir buçuk milyon Cezayirli insanı katleden sömürgeci, terörist bir devlet olduğunu ne çabuk unuttuk?
      Şimdi ABD, Fransa gibi Siyonist – Haçlı zihniyetindeki devletlerin tarihlerindeki kara sayfaları görmezden gelip, gerçekleştirdikleri katliamları unutup, kendi vatandaşlarına dahi “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” ihlalleri gerçekleştirdiğine bakmaksızın Libya’da “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” savunuculuğu yapacağına ve hatta barış, demokrasi ve huzur inşa edeceğine inanmak ne kadar doğru olur?  Ve seyirci olmanın ötesinde destek olmak ne kadar doğrudur?
      Irak’taki bir insanın katline veya bir Müslüman kadının tecavüzüne seyirci kalmanın vebalini bırakın bir kişinin ödemesini milyonlar bir araya gelse ödeyemeyiz. Değil Libya’dakini ödeyebileceğiz.
       Dünya tarihinde var olduğumuz günden beri himayemiz altında yaşayan gayri Müslimlere dahi herhangi bir “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” ihlali yaşatmayan ve savaşlarda karşı tarafın kadınlarına, yaşlılarına, çocuklarına dahi zulüm yapmayan cenkte esir gâvur askerlerinin yarasını pansuman eden bir Büyük Millet’in mensubu olarak Müslüman topraklarının işgaline seyirci kalmak ne Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ne de Büyük Türk Milleti’ne yakışır.
       Buradan hareketle din bağımızın yanında tarihi köklerimiz ve birlikteliğimiz olan bir ülkeye karşı başlatılan işgale seyirci kalmak bize yakışmaz. Bizler Büyük Cihan Devleti Osmanlı’nın devamı olan bir büyük devletiz. Ve dün Büyük Cihan Devleti Osmanlı’nın toprakları olan topraklarda Müslüman kardeşlerimizin barış ve huzur içinde yaşamalarına destek çıkmamız lazım iken Siyonist – Haçlı Birliği tarafından gerçekleştirilen her türlü zulme ve işgale karşı tepkimizi dile getirmek zorundayız. Dünyada adalet, hak, hukuk ve insan hakları konusunda tarih yazmış bir milletin torunları olarak bunu yapmak bizim boynumuzun borcudur. Bugün Libya’ya yapılan işgale seyirci kalmak yarın başka devletlerin hatta kendi topraklarımızın işgaline seyirci kalmayı getirir.
       Açıkçası ticaret konusunda da büyük ilişkilerimiz olan Libya’nın işgaline seyirci kalınırsa Irak’ta olduğu gibi Libya’da da ABD’nin sadece taşeronu olarak ticari faaliyetlere devam etmeye de hazır olun.
      Ayrıca 1974’deki Kıbrıs Harbi sırasında Ankara Esenboğa Havaalanı’ndan yolcu uçaklarının koltukları sökülerek Libya’dan karşılıksız olarak cephane alıp geldiğini ne çabuk unuttuk? Türkiye’nin ihtiyacı olan 2.75 ve 5inçlik uçaklar dolusu roketleri karşılıksız olarak Türk Hava Yolları’na ait DC - 9 tipi yolcu uçaklarının koltuklarının sökülerek yüklenip gönderildiğini tarihini bilmeyen insanlar unutmuş olabilir. Lakin biz öz Türk Gençleri Libya’nın bu desteğini unutmadık ve unutmayacağız. Dostumuzu da düşmanımızı da hiçbir zaman unutmadık ve unutmayacağız.
        Düne kadar kapımızda köpeklik yapıp vergi ödeyenler bugün Osmanlı tebaasından gelen ülkeler ile bize ürümüş ve de bir köpek gibi paçalarımıza yapışmıştır. Lakin bizde bir söz vardır; “Eceli gelen it camii duvarına işer!” Ve ABD’nin öncülüğünde başlatılan Siyonist – Haçlı Birliği şimdi bunu yapmaktadır. ABD hiçbir zaman bizim “askerlik arkadaşımız” olamamıştır, olamaz da. Bu zihniyette olan insanlar var ise ABD pasaportu alıp ABD’de yaşasınlar. Bizim gazabımızdan sadece düşmanımız değil dostumuzun düşmanı bile korksun! Nitekim Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sadece bir milyon değil yetmiş beş milyon Mehmetçiği vardır.
       Öte yandan Atilla Roma’ya sefer düzenlerken Papa III. Leon’un Atilla’nın önünde diz çöküp af dilemesi üzerine Atilla Roma seferinden vazgeçip Roma’yı vergiye bağlamıştır. Roma’da bu vergiyi ödemek için Romalı kadınlara ve kızlara fahişelik yaptırmıştır. İşte ABD ve Avrupa böyle bir Roma’nın neslinden gelmektedir.
        Bu saatten sonra TBMM bir an önce Libya’nın işgali ile ilgili gündemle toplanıp Siyonist – Haçlı Birliği’nin mi yoksa din bağının yanında köklü tarihi birlikteliği olan Libya’nın mı yanında yer aldığına veya alacağına karar vermelidir. Ve BM’nin alelacele aldığı “Libya hava sahasını kapatma” kararının devamında Libya’nın işgalinden ötürü BM’yi kınamalıdır. Libya’nın Irak olup olmaması biz Türklerle Müslümanların elindedir. Ya Libya Irak olacak ya da Bağımsız bir devlet olarak devam edecektir.
        Bu vesile ile Siyonist – Haçlı Birliği’nin öncülüğünü yapan ABD’yi ve yandaşlarını ve BM’yi şiddetle kınıyorum ve hatta bu duruma seyirci kalan devletler ile milletleri de kınıyorum. Ve Biz Müslümanlar olarak biliyoruz ki; “Kıyamet Müslümanların üzerine değil inanmayanların üzerine kopacaktır. Bu nedenle Siyonist – Haçlı Birliği ve yandaşları hiçbir zaman hedeflerine ulaşamayacaklardır!”
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BAŞBUĞ DİYORKİ

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.
Alpaslan Türkeş -

En Cok OKUNANLAR

Şu anda 22 konuk çevrimiçi