|

Düne kadar Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile ilgili olumlu veya olumsuz ahkâm kesenlerin yüzde doksan dokuz nokta dokuzunun Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da cereyan eden olaylar karşısında suskun kalması manidar. Elbette BOP’a destek verenlerin veya hizmet edenlerin suskun olması normal bir olay. Lakin Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “BOP Eşbaşkanlığı” karşısında mangalda kül bırakmayıp her türlü laf sayan siyasetçi – aydın – yazar – çizer – gazeteci tayfasının bir anda Tunus, Mısır, Libya gibi Müslüman ülkelerde vuku bulan olayları “halk isyanı” olarak değerlendirmeleri ya da sus pus olmaları ilginç. Ve bu durum aklıma türlü sorular getiriyor. Ne oldu da ABD, İsrail veya BOP karşıtları bölgedeki ciddi sorun karşısında üç maymunu oynamaya karar verdiler? Yaşanan gelişmeler yanı başımızda tarihi ve kültürel bağlarımız olan ülkelerde değil de uzayda mı yaşanıyor da susuluyor? Ya da Siyonist – Haçlı Birliği’nin savunucusu devletlerin, uluslararası birliklerin devrimler yaşanmaması halinde müdahale etmeyi planlamaları ve hatta ABD gemilerinin rotasını Libya’ya çevirmesi normal mi geliyor? Yoksa ABD gemilerinde “insan hakları, özgürlük, demokrasi ve refah” yüklüde ben ve benim gibi düşünenlerin haberi mi yok? Yoksa dün ABD, İsrail veya BOP’a karşı çıkışlar sergileyenlerde aynı merkezden mi kontrol altında tutuluyor? Ya da ABD, İsrail veya BOP karşıtı siyasetçi – aydın – yazar – çizer – gazeteci tayfası da mı televizyonlardaki Brezilya dizilerinden etkilenip yalan rüzgârına takıldılar? Açıkçası ABD ile yandaşlarının daha doğrusu batılıların tarih boyunca hangi devletlere, hangi milletlere ne zaman, nasıl katliamlar yaşattığını bilen biri olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan olayları sadece bir “halk isyanı” olarak değerlendirmiyorum. Kimileri paranoyak olduğumu da söyleyebilir. Ancak Bosna’da Müslüman kardeşlerim Sırplar tarafından katledilirken ve hatta kadınlara, kızlara Sırp askerleri tecavüz edip ırzlarına geçerken aylarca ABD ile yandaş devletleri seyirci kaldıysa bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelerin ilk gününden itibaren aynı devletler konuşmaya başladıysa ABD’nin “insan hakları, özgürlük, demokrasi ve refah” anlayışını sorgulamak lazım. Bugün Libya’daki isyancıların haklarını arayan ABD, 6 Ağustos 1945’de Hiroşima’ya 9 Ağustos 1945’de de Nagazaki’ye atom bombaları atarak 360 bin masum insanın ölümüne, on binlerce insanın yaralanmasına ve sonraki nesillerin genetik sakatlıklarına neden olmamış mıydı? Aslında çok uzağa ve çok geçmişe gitmeye de gerek yok. Daha altı - yedi sene evvel yanı başımıza kıtalar ötesinden “demokrasi, insan hakları, özgürlük ve refah” diyerek gelip bir milyon Irak vatandaşının katline ve bir milyon Irak vatandaşının da kaybına neden olmamış mıydı? Ve bu süre içerisinde ABD conilerinin tecavüz ettiği Irak kadınlarını, kızlarını da unutmamak lazım. İşte “demokrasi, özgürlük, insan hakları ve refah” anlayışı bu denli katliam, vahşet veya namussuzluk kokan bir ülkenin tarihi ve kültürel bağımız olan bir başka Müslüman ülkesine “demokrasi, özgürlük, insan hakları ve refah” getireceği bahanesine inanarak suskun kalmanın vebalini bir düşünün! Kaçımız Irak’taki katliama, tecavüzlere seyirci kalmanın vebalini verebiliriz ki? Hiç düşündünüz mü? İlk günden Irak’a neler getirip neler yaşatacağını bildiğimiz halde adamların kıtalar ötesinden yanı başımıza gelmelerine seyirci kaldık. Hatta bu sayede Irak’a yapılacak nakliye işlerinden dolayı ekonominin canlanacağını neden göstererek “Bir ekmek kapısı daha açılıyor!” diye sevinenlerimiz bile olmuştu. Irak’a getirdiği “demokrasi, özgürlük, insan hakları ve refah” ortada iken Saddam’ın diktatörlüğünün yıkıldığına sevinen kaç kişi var? Veya alelacele ye getirilerek gidilen sandıktan çıkan hükümetin Saddam döneminden daha demokratik bir yönetim olduğunu söyleyecek kaç kişi var? Hiç düşündünüz mü? Bir düşünün bakalım! Elbette o dönemde yaşanılanlara seyirci kalanlar bir düşünsün! Ama bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanılanlara seyirci kalıp susanlarda düşünsünler! Öte taraftan bugün yaşanılan olayları yorumlarken “Araplar tarihte sırtımızdan vurdular. Bugün yaşadıklarından bize ne!” diyenler de varsa onlarda iyi düşünmeliler. Geçmişte hatalar olmuştur veya olmamıştır. O ayrı meseledir. Nitekim Targovis’te yirmi bin Türk’ü kadın – erkek – çocuk demeden beş km boyunca kazıklara geçirerek katleden Kazıklı Voyvoda’da herhalde Arap değildir. Birinci Dünya Harbi’nde Türklere karşı kimyasal silah kullanan İngiltere Araplardan bize daha mı yakın? Ya da Çanakkale Savaşı sırasında İngilizlerin yerlere attığı zehirli çivilerin üzerine ayağında doğru dürüst çarığı olmayan askerlerimizin basması sonucunda on iki bin askerimizin tek bacak kalması da mı Arapların suçu? Veya Birinci Dünya Harbi sırasında esir düşen askerlerimizi Usare Kampı’nda aşırı miktarda krizol koydukları havuzlara süngü zoruyla sokup on beş bin askerimizi kör edenler Araplar mıydı? Yoksa İngilizler miydi? Bir düşünün! Ayrıca bugünkü duruma bakıp Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki isyanlara “Bize ne! Ne halleri varsa görsünler!” mantığıyla düşünerek sessiz kalmak tarihi kökleri olan bir devlete yakışmayacağı gibi Büyük Türk Milleti’ne de yakışmaz!
|