22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
SEÇİME BEŞ KALA TRANSFER VE SİYASET…
Cumartesi, 29 Ocak 2011 11:16
Her seçim öncesi dönemde yaşanılan partiler arası transferler önümüzde yapılacak genel seçimlerin arifesinde de büyük bir hızla gerçekleşiyor. Lakin seçimlere ve aday belirlenmesine kısa bir zaman kala bu şekilde partiler arasında yaşanan transferleri pek etik görmüyorum.
     Çünkü… Aday belirlenmesi arifesinde bulundukları partilerin karşıt partilerce eleştirilen politikalarını mazeret olarak ileri sürüp istifa edip haftasına veya ayına kalmadan karşı partiye geçmenin etik bir davranış olarak görülmesi imkânsızdır. Ve hatta bu transfer olan kişilerin sanki bulundukları partide aday edilmeme gibi bir ihtimale karşı bazı nedenleri mazeret göstererek karşıt partiden adaylığı garanti altına almak gibi gizli bir nedenlerinin olma ihtimali de yüksektir.
     İşte bu tip nedenlerin yanında mazeret olarak sundukları nedenlerin geçmiş yıllara ait politika ve projelerden kaynaklandığını ve bu proje ve politikalar gerçekleştirildiği dönemde tepkilerini ortaya koyup istifa etmemeleri karşısında üzerinden aylar ve yıllar geçmesine rağmen bunları neden olarak gösterip istifa edenleri gördüğüm de etik olarak değerlendirmem gerçekten imkânsız.
     Nitekim bu durum düşünüldüğünde mazeret olarak gösterilen politika ve projeler hayata geçirilirken “Siz nerdeydiniz? O zaman neden sesiniz bangır bangır çıkmadı? Veya o dönemde sessiz kalarak, sizde ortak oldunuz...” gibi lafları toplumdan duymamak endişe verici olmakla birlikte mükâfat olarak algılamak lazım. Sonuçta siyasi partiler rakip partilerin politika ve projelerini devletin, milletin ve vatanın bekası açısından değerlendirip zarar verici politika ve projelere karşı dik duruş gerçekleştirdiklerini iddia ediyorlar… Eğer bu bağlamda değerlendiriyorlarsa partinin bu politika ve projelerini hazırlarken veya hayata geçirirken o anda o partinin yönetiminde olan divan, mkyk ve mdk gibi kurullarda bulunan kişilerle milletvekillerinden sessiz kalıp o anda tepkisini yüksek sesle dile getirmeyen her kim varsa bu politika ve projelerin sonucundan mesuldür. Ve bu kişilerin daha sonrasında parti üyeliğinden istifa etmeleri veya devamında başka bir partiye geçmeleri bu kişileri bu mesuliyetliklerinden alıkoymaz.
      Ayrıca siyasi partiler sırf rakip oldukları için rakip partinin proje ve politikalarına karşı eleştirilerde bulunuyorlarsa işte bu da ayrı bir sorundur. Hatta bir fiyaskodur. Çünkü… Siyasi partiler amaca ulaşmakta bir araçtır. Ve devletin ve milletin yönetim yetkisini elde etmenin bir yoludur. Devletin ve milletin refah düzeyini yükseltip, devamlılığını sağlayıp bekasını düşünen proje ve politikaları kendilerince belirleyip diğer siyasi partilerden daha iyi yöneteceklerini ortaya koyma işidir. Lakin eğer rakip partilerden birinin veya iktidar yetkisini elinde bulunduran partinin politika ve projeleri devletin ve milletin refah düzeyini yükseltmeye veya bekasını sağlamaya yönelik ise diğer partiler bu politika ve projeleri kendileri gerçekleştirmediği için eleştirip kötü olarak göstermesi doğru bir siyaset olmaz. Bu nedenle bir partinin politika ve projesi ya doğrudur ya da yanlıştır. Eğer doğru ise o partinin başarısıdır, yanlış ise de o partinin yanlışıdır. O politika ve projeler hazırlanırken veya hayata geçirilirken o partiden ne kadar sessiz kalan varsa hepsi sonucundan mesuldür. İster doğru, ister yanlış olsun. Olaya bu yönden bakıldığında işte politika ve projelerin üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra bu proje ve politikaları mazeret olarak gösterip veya göstermeden istifa edenlerinde bu sonuçta katkıları olduğundan karşı partiye transfer olunca aklanmaları mümkün değildir. Tabii ki uygulamada böyle olmasa da etik olarak mümkün değildir.
      Hazır yeri gelmişken ileri demokrasinin konuşulduğu şu günlerde mevcut seçim sistemi konusunda da bazı değişimlerin yapılması gereklidir. Çünkü… Mevcut sisteme göre siyasi partilerin hazine yardımı alması bir önceki seçimde en az %7 oy alınması şartına bağlıdır. Ve %7 ve üzeri oy almayan siyasi partiler hazine yardımından yararlanamamaktadırlar. Bu durum seçime giren partiler arasında eşitsizliğe neden olmaktadır.
      Çünkü… Hazineden milyonlar alan siyasi partilerin kampanyası ile hazineden beş kuruş alamayan siyasi partilerin kampanyası eşit imkânlarla olmadığı için eşitsizliğe neden olup milletin ve devletin paraları ile çeşitli partileri seçime 1-0 yenik başlatmaktadır. Bu durum karşısında hazineden yardım alan partiler istedikleri gibi bilboardlar kiralayıp, istedikleri gibi otobüsler tutup, istedikleri gibi reklamlar verip iktidara gelmeleri durumunda yapacakları proje ve politikaları çok güzel ifade etme imkânları bulmaktadırlar. Açığı küçük partileri veya yeni kurulan partileri büyük partilerin yutmasını sağlayıcı bir sistem demokratik olarak nitelendirilemez.
      Yine mevcut sistemde iktidar partilerinin ve belediyelerin seçim dönemine yakın dönemlerde halka kömür, gıda ve para yardımı gibi yardımları devletin ve milletin ödediği vergilerden yapması da diğer partilere karşı seçimde bir eşitsizlik doğurmaktadır. Bu yardımların bu şekilde kullanılması demokratik bir seçim yaşandığını göstermez.
       Öte taraftan siyasi partilerde adayların belirlenmesi yöntemi de pek demokratik bir yöntem değildir. Sonuçta bugün faaliyetini sürdüren tüm siyasi partiler demokrasiden söz etmelerinin yanında hepsi kendini demokratik bir parti olarak gördüklerini ifade ediyorlar. Lakin seçimde adayların belirlenmesi sistemine bakıldığında her ne kadar taban yoklaması yapıldığı söylense de daha çok “genel merkez veya genel başkan sultası” hâkimdir.
       Çünkü… Taban yoklamasında oy kullanan delegeler daha çoğunlukta ilçe ve il yönetimleri ile başkanları tarafından belirlenmiş kişilerden oluşuyor. Bu her ne derece demokratik bir yöntem olur ortada. Ayrıca farz edin bir ilden aday edilmesi için taban yoklaması sonucunda oluşan listeler genel merkeze geldiğinde sıraya girememiş kişilerin dahi genel merkez tarafından seçilecek sıralara yerleştirildiği her seçim döneminde görülen bir olaydır. İşte bu nedenle siyasi partiler her ne kadar demokrasiden bahsetseler de aday listeleri genel merkezin veya genel başkanların bir çift sözleri ile istedikleri gibi değiştiği gibi sıralanabiliyor. Bu sistemin “genel merkez veya genel başkan sultası” olmadığını iddia etmek imkânsızdır. Ve hatta demokratik bir yöntem olmadığı da ortadadır. O nedenle aday olmak isteyen insanlar aday olmalı ve seçmende istediği adaya oy vermelidir. Yani “tercihli oy sistemi” gibi veya benzer bir sistemle milletvekili seçilme sistemi getirilmelidir. Bu sayede liste başındaki aday seçilecek diye bir şart olmayacağı gibi listenin sonundaki adayında seçilme ihtimali olacaktır ve buna da seçmen karar verecektir. Açığı memleketinde hemşerileri tarafından sevilen, sayılan adaylar meclise vekil olarak girebileceklerdir.
      Öte taraftan üst üste defalarca başarılı olamayan genel başkanların durumu da ayrı bir fiyasko. Defalarca seçime giriliyor. Ama her seferinde üst üste hezimete uğrayıp başarısız oluyor veya partinin oyunu birden tepe taklak bitme noktasına getiriyor. Ama buna rağmen genel başkanlık makamı babalarının çiftliği gibi sonucu başarısızlık olsa dahi bırakıp bir başkasına bu şansı vermiyorlar. Açığı demokrasi ile delegeler tarafından seçildikleri her ne kadar iddia edilse de o makama oturan kişilerin büyük bir çoğunluğunun ilk işi ilçe ve illeri kongrelere götürüp delegeleri değiştirmeleri hep göz ardı ediliyor. Bu nedenle “Genel Başkanlık Sultası”na son verilmesi için üst üste başarısızlık elde eden genel başkanların kendilerinin bayrağı bir başka kişiye teslim etmesi daha demokratik bir sisteme geçmenin önünü açar.
       Ayrıca bugün dünyanın birçok yerinde adayların seçim kampanyalarında harcadıkları paralar denetim altında ve hatta belirli bir sınırlama getirilmişken ülkemize baktığınızda adaylara getirilmiş böyle bir denetimden veya uygulamadan söz etmemiz mümkün değildir. Adayın birine bakıyorsunuz milyonlarla tabir edilen bir bütçe aynı seçim bölgesinde farklı bir adayda bin liralarla tabir edilen bir bütçe… Arada bir eşitlik olduğunu iddia etmek imkânsız... Bu nedenle de acil olarak kampanyalara bir üst sınır limiti getirilmesi ve denetime tabii olması gerekir. Eğer demokrasiden bahsediyorsak bu şart…
       Bugünkü sistemle ancak bu kadar siyaset yapılır. Hem “Siyasi Partiler Yasası” hem de “Seçim Yasası” biran önce değiştirilip adil imkânlarla yapılacak seçimler yapılmadığı sürece hiçbir siyasi parti ve hiçbir seçim hakkında demokratik yorumu yapamayız. Mevcut “Siyasi Partiler Yasası” ile “genel başkan sultası” devam edeceği gibi mevcut “Seçim Yasası”da buna imkân vermeye devam edecektir. Bu sistemle siyasi partiler arasında seçime beş kala hesabı transferlerde olur her şey olur… Eğer siyasi partiler biz kendi diktatörlüklerini ilan ettilerse o da ayrı meseledir.
       Eşit şartlar altında, eşit imkânlarla yapılan seçimlerde oy kullanmak dileğiyle… Yüce Allah önümüzdeki genel seçimde siyasi partilerden hangisi devlet ile milletin hayrına olacaksa onu iktidara ve de kişisel menfaatler peşinde koşmayıp devlet ile milletin menfaatine çalışacak insanları da vekil olarak TBMM’ye taşısın. Her şey gönlümüzce olsun!
Terör Uzmanı – Siyaset Bilimci

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile