22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
SAYIN BAKAN MHP’Yİ DÜŞÜNME İŞİNE BAK!
Pazartesi, 27 Aralık 2010 08:12

27 Aralık 2010
Reyhan İŞERİ
Terör Uzmanı – Siyaset Bilimci

 

Biryandan Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından “Demokratik Özerklik Çalıştayı” adı altında düzenlenen toplantı neticesinde hazırlanan “Demokratik Özerklik Model Taslağı” yani “iki dilli, iki milletli, iki bayraklı, iki yönetimli” bir Türkiye’nin inşası tartışıla dursun… Öte yandan etnik bölücü terör örgütü PKK mensup ve destekçileri tarafından gerçekleştirilen vatandaşın can ve mal güvenliğini yok edici eylemler… Lakin etnik bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi deklanşörlüğünü ve hatta sözcülüğünü yapan sözde parti BDP’de TBMM’de yıkıcı ve ihanet kokan söylemlerine devam edip milletin ödediği vergilerden maaşını alıp devletin tüm imkânlarından faydalansın… İşte bu noktada “Hukuk, demokrasi bu mu?” düşünmek lazım!
 Ancak bu çıkışlarla birlikte hem İstanbul’un sokaklarında meydana gelen araç yakma ve molotofkokteyli saldırılar hem de Mersin’de kürtçe şarkı bilmediği için kürtçe şarkı okuyamayan bir sanatçının katledilmesi gerçeğini hiçbir hukuk değiştiremez. Sonuçta bir hafta içerisinde onlarca vatandaşın aracı etnik bölücü terör örgütü PKK’lılar tarafından molotofkokteyli atılarak veya benzin dökülerek ateşe verilip kül edildi. Ve bilimsel manada hiçbir şekilde dil olarak kabul edilmeyecek ne düğü belirsiz bir dil sayesinde de bir insanımız katledildi. Ve en sonunda bu gece İstanbul’da bir cemevine düzenlenen hain saldırı…
Eğer Mersin’de sanatçının başına gelen olay “Türkçe şarkı okumadığı” gerekçesiyle gerçekleşmiş olsaydı veya bir bölücü sempatizanın aracı normal bir vatandaşımız tarafından ateşe verilmiş olsaydı veya bir bölücü dernek veya BDP teşkilatına bir saldırı gerçekleştirilmiş olsaydı Türkiye’de ayağa kalkmayan kimse kalmazdı. Emniyette can ve mal güvenliklerini sağlamak için Hatay’da, Balıkesir’de ve Bursa’da olduğu gibi seferber edilirdi. Hatta Sayın Başbakan kameralar karşısına geçip “Milliyetçilik zararlı ve bu eylemi gerçekleştirenler faşist, ırkçı” demez miydi? Üstüne üstlük sözde aydın – yazar – çizer – sanatçı tayfası da açıklama üstüne açıklama yapıp “insan hakları ihlali var!” diye davul çalarlardı. Lakin yapan etnik bölücü terör örgütü PKK ile yandaşları olunca hiçbirinden ses değil, çıt dahi çıkmıyor. Bırakın davul çalmayı, bir kınama dahi yok… Hrant Dink meselesinde “Hepimiz Ermeniyiz! Hepimiz Hrantız!” diye yaygara koparanlar şimdi neredeler? İşte bunların demokrasi, hukuk, adalet ve insan hakları anlayışları bu kadar… Lakin hiç düşündünüz mü? Türkiye bu duruma birden nasıl geldi diye? Ben çok düşündüm ve hala da düşünüyorum da…
Etnik bölücü terör örgütü PKK ile sözcüleri Şehitlerimizin kanıyla sulanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprakları üzerinde istedikleri gibi miting, yürüyüş, gösteri yapabilmesi… Hem de İmralı canisinin fotoğrafını taşıyarak, PKK’nın sarı – yeşil – kırmızı paçavrasını dalgalandırarak ve bölücü sloganlar atarak… Çocukların polis ve asker araçlarına taşlarla, sopalarla veya molotofkokteylerle saldırabilmesi… Ama mevcut Terörle Mücadele Yasası’nın içi boşaltıldığından olay esnasında tutuklananların salıverilmesi... Gösterilerde 18 yaşın altındakiler ön planda kullanılıyor ama mevcut hükümet döneminde meclisten çıkartılan “taş atan çocuklar yasası” sayesinde çocuk olarak görülüp, terör suçundan yargılanmayıp evlerine gönderilip ve bir dahaki gösteride gene sahneye çıkmalarına tedbir alınmaması… Öte yandan sırf milletvekili olduklarından dokunulamayan milletvekillerinin bir türlü yargılanamayıp her fırsatta bölücü söylemlere devam etmesi… Ve üstüne de milletten toplanan vergilerden maaşlarının ödenip, devletin imkânlarından yararlanabilmeleri… Hükümet tarafından ortaya atılan “açılım – saçılım” projesi ile Kandil ve Mahmur’dan gelenlerin davullarla – zurnalarla – çiçeklerle karşılanıp geri dönmelerine seyirci kalınması… Bilimsel açıdan bir dil olarak değerlendirilmeyen kürtçe ile 24 saat yayın yapan devlet kanalının kurulması… Ve hatta üniversitelerde kürtçe enstitü ve bölüm kurularak bir dilin inşasının sağlanması ile seçmeli ders imkânının sunulması… Başbakan Yardımcısını protesto etmeye kalkan gençlere “Sizler Atatürk´ten görev alamazsınız. Cumhuriyeti savunacaksam ben savunurum. Ben burada rektörüm. Size kalmaz bunu savunmak. Ben, size cumhuriyeti savunmak için görev vermedim. Net bir şey söylüyorum size. Siyasi slogan atarsanız. Kimliklerinizi toplarım. Üniversiteden atarım hepinizi. Hemen dağılıyorsunuz. Burası benim ve hepinizin üniversitesi. Burada slogan atamazsınız” şeklinde sert çıkan rektör karşısında başka üniversitelerde üniversite bahçelerinde milli duyarlıklı gençlerin etnik bölücü terör örgütü sempatizanı öğrenciler tarafından katledilmesine seyirci kalınması… İktidara geldikleri günden itibaren “Türkiye’de 32 etnik unsur var.” diyerek “alt kimlik – üst kimlik, Türkiyelilik ve kürt sorunu” gibi kavramların siyasi hayatımıza sokulması… Ve daha birçok olay ve neden sıralayabilirim…
Şimdi bu söylemlerin bu uygulamaların, bu politikaların hiçbir etkisi yok deyip tek suçu etnik bölücü terör örgütü PKK’ya atmak ne derece doğru olur? Bir düşünün! Esasında siyaset önceden öngörüp önlemini alma ile de alakalı bir faaliyettir. Lakin tüm uyarı ve itirazlara rağmen iktidar partisi politikalarına karşı çıkan her sesi duymak istememiş ve duymazlıktan geldiği için bugün bizler bunları yaşıyoruz. Uzakda çalınan davulun sesi kendilerine ninni gibi gelmektedir. Lakin o davulun tokmakçısı yerli değildir. Aksi söylemleri ve fikirleri ortaya atanları kalkıp “faşist, ırkçı” olarak lanse etmektedirler.
Bugün hala terör sorununu “kürt sorunu” veya “demokratikleşme sorunu” olarak algılayıp “demokratikleşme” ile “açılım – saçılım” projesini çözüm olarak sunan zihniyet sayesinde vatandaşın can ve mal güvenliği ortadan kalkmakta ve bölücülük kokan sinsi söylemler havada uçuşmaktadır. Ve de vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamakla görevli kurumların başında bulunan İçişleri Bakanı bugün çıkıp “Terör biterse MHP’de biter” diyor. Oturduğu makama saygımdan dolayı “Sayın” dediğim Sayın İçişleri Bakanı bu lafı ortaya atıp MHP’yi düşüneceğine otursun vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlasın! Terörün kökünü kazısın! Sırf “MHP biter!” diye korkuyorsa o korkusunu yenip terörü bitirsin görelim! MHP’nin bitip bitmeyeceğine seçimlerde seçmen yani vatandaş oyuyla karar verir. Zatıâlileri hiç çekinmesinler, korkmasınlar! Terörün kökünü kazısınlar, yeter!
Aksi takdirde mimarlıkları ile övünç duydukları politikalar sayesinde bu ülkede bölücü hainlerin sesi daha fazla çıkmaya devam edip, şehirlerimiz yakılıp – yıkılıp, molotofkokteyler gece karanlığında sokaklarımızı aydınlatıp, vatandaşın can ve mal güvenliği yok edilecek ve de bir iç savaşa davetiye hazırlanacaktır. İşte bu nedenle hükümet mensupları biran önce gerekli adımları atıp bu bölücülük kokan projeleri yok etmelidirler. Bu işler milletin gerilen sinirlerinin bir çift sözle okşanması ile veya BDP’li vekillerin elinin sıkılmaması ile halledilmez. Söz değil icraat lazım! Eğer hükümet bu konuda samimiyse önce haklarında terör örgütü propagandası yapmak gibi suçlarla dava açılan milletvekillerinin dokunulmazlık zırhlarının kaldırılması dosyalarını TBMM gündemine getirip dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde oy vermelidirler. Vatandaş artık söz değil, icraat istiyor! Aksi takdirde gelecek günlerde oluşacak her türlü gelişmelerden AKP hükümeti sorumlu olacaktır. Ve vebali de üzerlerine olacaktır.
Son olarak bir konu da daha uyarıyorum. Bu gelişmeler karşısında hükümet gerekeni yapmaz da bıçağın kemiğe dayandığı anda Türk Gençliği Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nden kendine görev alırsa Kurtuluş Savaşı döneminde Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yola çıktığı gibi çıkıp sokağa inerse… Bu gençlerin önünde ne biz, ne hükümet ne de Allah’ın bir kulu durabilir. Nitekim son zamanlarda gençlikte bu sesler yükselmeye başladı… Bu nedenle AKP hükümeti biran önce bölücülere ve teröre karşı çözüm üretip uygulamaya koymalıdır. Sonra ah vah para etmez!

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile